10/31/2009

daha da gitmem

5

- micheal jackson' a büyük ve sonsuz bir saygım var. onu bir kenara koyalım. ama facebook' umda birilerinin thrill the world organizasyonu fotoğraflarıyla etiketlenmesinden ölesiye sıkıldım.

-ayrıca yirmi dokuz ekim gibi günlerde bayrakların profil fotosu olması da bana çok tırt geliyor. insanlar neyi nerde yapacaklarını bilmiyorlar bence. çok mu etkileniyoruz süper bir cumhuriyet bilinci mi oluşuyor profil resmini bayrak yapınca?!

-23.00' daki konsere 01.30' da çıkan portecho' yu çok kınadım. ben yine dansımı etmedim mi ettim ama olsun saygı diye bir şey var. marjinalseniz marjinelsiniz. daha da gitmem portecho' ya!

-bloglar arası bir şeyi daha hızlı yazma yarışı. böyle bir şey var ve gergin resmen çünkü işin ucunda hırsızlık var. emek sonuçta bu da.

- how could you be so heartless?! bu şarkı da dahil olmak üzere 808s and Heartbreak albümünü çok seviyorum.



-bir de şöyle bir remixi var ki jenna' nın sesi şeker gibi.

Film: K-Pax

0

manhattan tren istasyonunda başlayan filmde, orada dilencilik yapan bir siyahinin gözüne bir adam çarpar. adam bir anda orda belirmiş gibidir. tam o sırada bir kapkaç olayının yaşanması ile suçlu konumuna düşen Prot, şüpheli olarak göz altına alınır. üzerinde herhangi bir kimlik bulundurmayan adam K-Pax gezegeninden geldiğini söyleyince kimseye kendini inandıramaz. manhattan psikiyatri enstitüsüne sevk edilir.
öncelikle prot karakterini inanılmaz canlandırmış olan kevin spacey karşısında bir kez daha saygı duruşuna geçtim. bir amerikan filmi klişesi olarak en çılgın hasta konumundaki prot baş psikiyatrın ilgisini çeker ve doktor kendini prot' a adar. kendinden emin halleri, ışıkta rahat edemez tavrı, anlattığı olayların sağlam alt yapısı karşısında insanın onun başka bir gezegenden gelmiş olma ihtimalini ciddi şekilde düşünmesini sağlıyor. doktor adamın bu gezegen sistemi ile ilgili anlattıklarının doğru olabilirliğini öğrenme amaçlı astro-fizik uzmanı arkadaşına danışıyor ( ki resmen böyle bir vaka ihtimaline karşı, adamın bu dalda uzman bir arkadaşı olması- hayatta hepimizin işleri böyle yolunda gitse diyorum) ve prot' tan gezegeninin güneş sistemindeki yol haritasını çizmesi isteniyor ve mucizevi bir şekilde, bu tip işlere yarayan modelleme programı tarafından da doğrulanan bir yol haritası çiziyor. çünkü K-Pax böyle bir gezegen. her birey böyle bir donanıma sahip, ışık hızında hareket edebiliyorlar, aile kavramları yok, bizim aksimize üremeleri son derece acı veren bir olay ve çok uzun yaşıyorlar. prot, sonrasında akıl hastanesinde yatan tüm hastaların umut kaynağı oluyor ki bana kalırsa filmin en başarılı yanlarından biri akıl hastanesindeki karakterlere yazılmış rollerin değişikliği ( hijyen hastası adam, aşırı koku duyarlısı adam, kimseyle konuşmayan kadın, odasından çıkmayan kadın). 27 temmuz tarihinde gezegenine geri döneceğini belirten prot yanında birini daha götürebileciğini söyleyince, hastaların çoğunda anormale yakın bir ilerleme gözleniyor. bu tarihe yoğunlaşan doktor ise, son derece detaycı bir araştırma ve hipnoz seansları ile işin aslını çözmeye çalışıyor.
filmde en sevdiğim sahne prot' un doktorun ailesi ile tanışmaya gittiğinde ilk olarak köpekle yakınlaşması ve onun dilini anlaması oldu.
"en sevdiği oyuncağı saklamışsınız o yüzden size çok kızgın, bir de sürekli kuyruğuyla oynamanızdan hiç hoşlanmıyor"

10/29/2009

fiki fiki

3

-tarkan yeni albüm kapağında pamela anderson' la poz vermiş. tarkan genital bölgesini tutacakmış pamela da yanında duracakmış. fotoğrafçısı da madonna' nın da eski fotoğrafçılarındanmış. üç yüz bin dolar harcamış. tahminimce albümün adı fiki fiki tarzı bir şeydir. ucuz fotoşopçuluk yaptım ama eğlendim.

-üç haftadır gitmediğim bir dersim var. onun yerine 12' de kalkıp zuhal topal ile izdivaç karşısında patates kızartmalı falan bir kahvaltı yapmayı tercih ediyorum bebeğim. bundan bir beş yıl önce popüler kültürün tamamen dışında bulunan bir insanken ben, şimdi tam da göbeğindeyim. zuhal topal dişisini beğenmekten kendimi alamayışımın da etkisi yok değil. ne kadar güzel bir kadınsın sen ablacığım. ama çoktan başkasına yar olmuşsun yapacak bir şey yok. bu programı izleyip artık sosyal analiz yapıyorum mu dersiniz, belli bir yaştan sonra insanların ne gibi hallere düşebileceklerini merak ediyorum da ondan mı bakıyorum derseniz deyin bir bahane bulursunuz artık. dün kadının birisi 70 yaşında bir adama talip oldu, formatı hepiniz biliyorsunuz ben televizyon izlemem iğreeaannçç tribine girenleri ayrıyetten öpüyorum da işte adam böyle çok ısrarcı falan oldu ve kadın talip olduğu adama tamam amca gelicem yarın dedi. amca dedi.amca.

-insan hiçbir zaman ben asla.. gibi cümleler kurmamalı. yaşadım, yaptım, yapıyorum ondan biliyorum.

-rihanna çok pis geliyor. demedi demeyin the wait is ova' nın 30 saniyelik promosuna tıklayıp duruyorum. o değil de yaşıtlarımız neler başardı yahu!

-tatilleri mükemmel değerlendiren bir insan olsam ya ben. onun için her zaman dediğim gibi önce insani saatlerde kalkabilmeyi öğrenmem , günün yarısını yememem lazım. bir de üstüne saatleri geri falan alıp duruyorlar ki ona ayrıca kılım. rahat bırakın şu saatleri. erkenden kararan bir hava beni üzüyor, yıpratıyor.

-şu an kendime şekersiz yeşil çayı seviyormuşum numarası yapıyorum. sabah da kahvaltıda maydanoz yedim. çünkü c vitamini bakımından çok zengin. ne sandın. domuz gribine bitkilerle savaş açtım, bünyemi çok sağlam tutuyorum. dün haberlerde çıkan adamın dediğine göre mısır bamyası kökünü kaynatıp içecekmişiz de o biraz kasar. mısırın bamyası nedir ya. iç bulandırıcı.

-domuz gribi yüzünden kapalı okullardaki ders kaybı için televizyon karşısında eğitim veriyor ya trt. haberlerde gördüğümüz üzere çocuklar evlerinde önlük ile ekran karşısındalar. bence hiç anlamamışlar. çok gülüyorum.

10/27/2009

patlamaya hazır bomba

1

10/26/2009

rüzgar yalaması

0

- outline yazmam gerekirken blog yazmam hakkında denecek tek kelime yok. evet üçüncü sınıfta ingilizce iki yüz bir alıyorum. iyi mi. bence değil.

-yapma demiyorum, hobi olarak yine yap.

-yürüyen merdiven çalışmayınca mallıyoruz ya hani. ben mallıyorum en azından. beynin kontrolden çıkması mıdır beyin kabuğunun öğrenilmiş bir davranışa kendini kaptırması mı her neyse artık. böyle çaresizce adım atacakmışım gibi oluyorum. biz adem oğulları bazen doğamız karşısında fazla mı aciziz ne. hayır çalışmadığını görüyorsun, nedir bu yürüyen merdiven ısrarı. bu tembellik kat sayısıyla nasıl yaşıyorsun. çalışmayan, yürüyen bant hususundan bahsetmiyorum bile. o derece fena.

-rüzgar yalaması. böyle bir şey var ya ne gıcık. böyle burnun kenar kısmı kızarıyor. grip olup da burnu çok silince de oluyor. kaşınıyor da meret. kaşıyorum ben o zaman. tatlı tatlı kaşıyorum. biliyorum da sonrasında tatsız bir acıya bırakacak yerini. ama yine de kaşıyorum. kurumuş dudağı yalarsan da rüzgar yalar. poyrazın proje hocama güya yaptığı acımasız etkiyi yapar.gerekirse saçını başını da savurur. rüzgarla karışan saçları havalı görünen bir insan olmayı ölesiye istiyorum. çok istiyorum.

-rüzgar yalamasının bir diğer oluşum süreci de naranciye etkisidir. bazen kabuğunu soymaya üşenirsin portakalın. bunu da direk burdan emiyim dersin. işte dudak kenarların ayvayı yer o zaman. tatlı tatlı da kaşınmaz bu sefer. direk sonuca gider. incirin kabuğunu soyma konusunda da tereddüt yaşayan bir insanım. kabuğu soyulmadan çukuman diye emilerek yenen incir, gereken performansı veremez. ama tembellik de ruhun kamçısıdır.

-how i met your mother' ı indirip izleme süreci ev internetinde çileye dönüşebiliyor. direk o anda izlemek istersem dizi port' a başvurabiliyorum. eski prensiplerime veda ettiğim anlardan biri. a ben sevmiyorum internetten kalitesi düşüyor diyen bir insandım ben. ama ab-ı hayat bu, insanı nereye götüreceği hiç mi hiç belli olmaz. ama lakin bu durum acı deneyimlere de dönüşebiliyor. 'oops this video is removed due to the..' mesene adamı gibi bir oops. çok kötü bir an o.

Disko N ~ 26 ekim

0

( /\) 1. Kid Cudi - Day 'N' Nite (Crookers Remix)
( /\ ) 2. Mr Hudson Feat Kanye West - Supernova (Dave Aude Club Mix)
( /\ ) 3. Robbie Williams - Bodies ( Fred Falke remix)
( /\ ) 4. Pittsburgh Slim - Girls Kiss Girls
( /\ ) 5. Hande Yener - Ok yay
( -- ) 6. Swayzak - Take My Hand
( \/ ) 7. Beyonce - Sweet dreams

a1) Chris Decay - Give It To Me (Naksi & Brunner Miami Edit)
a2) Cassie ft Akon - Lets get crazy (Blueice remix)
a3) Akcent- That's my name

İşte haftanın şampiyonu Kim Cudi. her zaman belirttiğim gibi güncel olup olmama gibi durumlarla ilgilenmiyorum. bu remix mükemmel, çoluk çocuk ailecek severek kopuyoruz.
supernova yükselişine devam ediyor. işin içinde kanye west varken, yükselmemesi imkansız gibi zaten.
aslında bu şarkının ne orijinal halini sevmiştim, ne de klibini. son demlerini de tüketti diye düşünürken fred false remixi hayat öpücüğünü kondurdu. her zaman söylediğim gibi hüzünlü kopuş şarkılar her zaman beni çekiyor. sevgiler, olgun robbie' ye! girls kiss girls de cinsel yoldan başarıya gitmeyi başardı. bu oynak şarkıyı sadece tüketiyoruz, kafamızı fazla meşgul etmiyoruz.
depresif günlere bire bir, ok yay. hande sonunda gereken yükselişe koyuldu. kim ne derse desin, seviyorum bu kadını. uymuyorum, gülüyorum, seçiyorum, geçiyorum. (yener, 08) beyonce de ne kadar düşüşte gibi görünse de bu şarkı her zaman kalbimdeki yerini koruyacak, çok güzel şarkı. yerini biraz gençlere bırakmış sadece =) adaylar da patlamaya hazır durumda, özellikle a2.

*bu liste bendenizin çorba müzik zevkini teşhir eder, güncel olma ve herkes tarafından beğenilme zorunluluğu yoktur.

10/25/2009

bu haftayı zeki müren haftası ilan ediyorum efenim

1


*paylaşım için pek sevgili ceren'e teşekkürü borç bilirim.

10/24/2009

Zeki bizi diskoya götüR!

4

-aklıma mukayet olmaya çalışıyorum. çünkü bilmezdim. hiç bilmezdim. zeki müren' i bilirdim de. böyle bir devrimci olduğunu bilmezdim. bin dokuz yüz altmışta,yetmişte, seksende kısacası şimdiden baya bir önce hem de bizim ülkemizde bu kadar ikon bir adam, insan olduğunu bilmezdim. adam devrinin lady gaga' sıymış meğer. bu kostümü gördüğümden beri hayat bana çok sıradan. daha çılgınını tasvir edemiyorum. tüm şu anın yıldızları çok sıradan geliyor. hayır anlamadığım bir şey var, bu adam türk sanat musikisinin güneşi, doğayeni değil miydi?! ben bu kostümle san' at müziği dinleyemem ki. ne yapıyorsun sen derler adama. derler. bizim ülkemizde bir de. zeki ağabey kalbimde ölümsüzsün artık. cesaretinden hoşlanıyorum, geç kaldım. affet.

-çok garip arkadaşlarım var. sevmediğimden değil. çok seviyorum. bazen sevgi dolup taşıyorum ama içimde yaşıyorum daha çok. çünkü yengecim. kabuğum var. ne sandın. aslında amacım şuydu. insan derisi kokusunu çok seven bir arkadaşım var. mış doğrusu. yeni öğrendim. hem böyle bir yandan avuç içini kokluyor sonra da malum cümleyi söylüyor.

-daha da garip bir arkadaşım ise ciddi ciddi hem de benim yanımda, kolasını içtikten sonra açma halkasından çıkan şifreyi 4965 tarzı bir numaraya sms ile gönderip araba çekilişine katıldı. cidden yaptı. öyle insanlar varmış. hem de baya yakınımdaymış. ben öyle çekilişler yapılmıyor sanırdım. katılan bile varmış. hem o arabayı vermeseler nerden bileceğiz ki ödül töreni falan görmüyorum ben hiç. düz adam mantığı biraz da türk soslu.

-kaşım ile burnumun birleşme detayı çok saçma. bu cümleye yarım saat güldüm. fazlasıyla laçka bir haldeydim bir de. ama bu cümleye en sakin mimarlık öğrencisi bile güler. mimarlık bizi rahat bırak, işsiz zamanlarda hayatımızı normal insanlar gibi yaşayalım. fotoğrafa bakıp da bu yorum yapılır mı. yapılırmış. allah her yerde uğraşmış orda sıkılmış. kaş ile burnun birleşme detayı. şehircilik projesi yaparken bu kadar eğlenilmez. bıt bıt boyama çünkü. kaş ile burnun birleşme detayı. son zamanda duyduğum en komik tanım, tarif!

-kahvaltıda yumurta yeniyor ise ve o sırada çay da katılmışsa hayat bana çok zor. çünkü yumurta yemem bitince bardağımı değiştirmem lazım. bardakta kalan o kokuya katlanamıyorum. aslında yumurta biraz yorucu bir şey. çocukken çok çile çektim. ben aslında pek yemek seçmem. ama haşlanmış yumurtaya kılım. beyazıyla sorunlar yaşıyorum. şimdi bile babama al sen beyazını ye çok güzelmiş falan yapabiliyorum. ben baba olursam çocuğum yemezse çöpe gider o beyaz. yumurtanın beyazını yemeyen baba olmaz gibi.

-beyazıt' taki proje sayesinde cuma günü 1 milyon tane insan görmüş olabilirim. böyle bir göz yorulması yaşanamaz. her yer insan. çok insan. tramvay çok insan. herkes finikülerde. metroda otururken, oturduğumuz koltuklar çok sıcaktı. resmen ısınmış sürtünmeden. benden önce muhtemelen oraya bir şişman oturmuş. ama çok şişman. kendiyle barışık bir şişman. hayat o insana çok güzel. şişman olduğu gibi atletsiz gömlek de giymiş. iyice terlemiş. koltukta o derece bir sıcak var. koltuğun ısısından har oldu her yer, sırtım yanıyor. şişman ve gömlekli ve kendisi ile barışık olduğu kadar sohbeti de çok seviyor. yanındaki şişman arkadaşı ile çok çok gülmüşler. sürtünme iyice artmış . o oturağın sıcaklığı öyle bir şeydi. ve ayakta gidebilcek mecalim yoktu..o kadar çok şişman dedim ki yarın sabah 156 kilo uyanmaktan korkuyorum şu an.

10/23/2009

disko molası

3

zuhal olcay sen ne yaptın? nasıl bir şarkıdır bu? canıma mı kastın var.

sözüm derinde
özüm derinde
gücüm derinde
sesim derinde

mevsim geçişi midir neyse artık bu süreç, geçse bir an önce..

10/22/2009

Fragman: Ev

0

daha önce yazmış olduğum ev filminin fragmanı göründü. şimdilik sadece filmin facebook grubundan izlenebiliyor.

- izleyeyim neymiş diyenler için ; fragman
-bu filmle ilgili ne yazmıştın ki o da neymiş diyenler için; Ev

10/20/2009

pot

4

-yemek masasında eğlenmeye devam ediyorum. çünkü haberleri izliyorum. haberlerin bitimine doğru ara verme modası da nerden çıktı kuzum? reklamların ardından haberleri bitireceğiz sayın seyirciler siz yine de bizi izlemeye devam edin. oldu. gerizekalıyız çünkü biz hepimiz. bu çok da yeni bir moda değil aslında da yazmak yeni aklıma geldi. yoksa haberleri yeni izlemedim tabi ki. hı hı.

-hayatta en sediğim şey kuaförde, saçım kesilirken mesleği öğrenme amaçlı yüzüme yüzüme bakan çıraktır. bu bir kinayedir. kızlar fazla maruz kalmıyor böyle bir şeye sanırım. bir de kız olmak zor denir. kuaföre giderken bu detayı iki kere düşünüyorum, eminsem gidiyorum. gerçi son iki yıldır gittiğim yerde böyle bir sorun kalmadı. ama yine de çırak olduğu için öğrenmesi lazım çocuğun. bakıyor arada da olsa. muabbet nerden geldiyse bilmiyorum ama, kuaförün askerde berber olarak çalıştığını öğrendim. hadi ya çok ilginçmiş. mesleğin avantajını doyasıya yaşamışsın dedim. ama berberin enerjisi benden düşük. ya anlamadı ya da tepki veresi gelmedi. bilemiyorum. ordan konu nefes' e geldi. bu arada ben bu filmi fazlasıyla beğendim. neden mi söylüyorum çünkü kendi yazımı sonradan okuyunca yeterince pozitif gelmedi. film daha fazlasını hak ediyor.


son zamanlarda en beğendiğim, en olmuş reklam mı. evet ta kendisi. zaman gazetesinin kimliğinden bağımsız düşünüyorum. buram buram güzel. zaman harika reklamlar çekiyor, en iyi gazete tasarımı ödülleri alıyor. iddasına göre duvarları da yıkacaklarmış. zaman mı yapacakmış bunu? meraktayım.

gece 2' den sonra..

5

..olan hiçbir şey hayırlı değildir! bu cümle bazılarınıza bir şeyler hatırlatıp, tatlı bir gülümsemeye sebep olacak muhtemelen. oldukça doğru bir cümledir diyorum nacizane. gece 2' den sonra özellikle hayatı sorgulamak için hiç uygun bir zaman dilimi değildir. ben ne yapıyorum, nereye gidiyorum diye düşünmek çoğu zaman iyi gelmiyor, iyi hissettirmiyor gerçi. sadece bazı şeyleri, diğer şeyleri bastırmak için kullanıyorsun. anlık mutlulukla dönüşüyor, ölümüne gülüyorsun ve belki de tanınmaz bir hal alıyorsun. sonrasında ne mi oluyor, tüm enerjini alıyor elinden. uyanamıyorsun, staj defterini yetiştireceğin gün uyuyakaldığında saate baktığın ilk an 13.10' a dönüşüyor. çoçukken ben üniversiteyi kazanmanın her şeye yeterli olduğunu düşünürdüm hatta daha da daraltayım bunu üniversiteye gelene kadar öyle sanardım. o kadar da salak olamazmışım gibi. itü olunca yeterince özgüven sahibi bile olmuştum. fakat zamanla işlerin çok da senin kontrolünde olmadığını gördüm. enerjimin günbegün daha da azaldığına şahitlik ettim. hayatımı sürdürebilmek için altın bileziğim olacak olan meslek her gün daha da çok gelmeye başladı üstüme. oturup oturup bir şeylere başlayamama sıkıntısı yaşadım. başladıktan sonra da uykuma yenik düştüm sürekli. üçüncü sınıfa geldim ama hala doğrudüzgün sabahlamayı beceremedim hiç ikinci güne aynen devam etmedim. üçüncü sınıftayım ama hala metroda insanların iki taraflarına kaçabilme riski barındıran o çok havalı mimar/çizim çantasına ya da bazukasına sahip değilim. hep bir şeyleri eleştirdim, hep isyan ettim. e hani bu üniversite nasıl bir şeymiş dedim, ben lisede daha sosyaldim hayatımı yaşıyordum oğlum dedim. belki o zaman da süper enerjik değildim ama bu kadar bitik hiç değildim. şimdi şu okulda yapılan her şey külfet gibi geliyor bana anı geçiştirme uzmanı olmak üzereyim. gelecekle ilgili derin kaygılar barındırmaktayım çünkü büyük bir çoğunluğu karşıma alarak giriştim bu işe, artık şu saat ise geri dönmek için çok zor. hayatta bir şeylerden keyif almak gitgide zorlaşıyor mu ben mi mızmızlaşıyorum gün geçtikçe, bilemedim. ara ara sorguladım. kıçımı dönüp yattım sonra. sonra tekrar sabah uyanamadım. sabah erkenden kalkan kahvaltısını yapan bir daha uyuma ihtiyacı hissetmeyen bir insan olmak istedim, çok mu istedim. ben mimar olmayacağım ki, bu sadece bir basamak benim için. bu genişlikte olmayı istedim hep ama yere sağlam basma eğiliminde olan ayaklarım engel oldu. bu moddaki insanlarla dalga geçmeyi de ihmal etmedim. başka bir yola gitmek için de fırsatlar yaratmadım kendime. bir yandan da üniversite okumayı beceremediğimi düşündüm sürekli. ne sosyalim, ne de çok çalışkanım dedim. über çılgın, mimarca parti davetlerini ' not attending' olarak işaretledim facebook' ta. o moda giremedim sanki hiç. çok küçük bir yüzdeniz tasarımcı olacak diyen hocanın acı acı gelen sesine karşı yine yalandan yapmış olduğum analiz paftalarımı göstermekle yetindim. o da siz merak etmeyin, ben anlarım kimin çalıştığını dedi; hatta ilgisizlikle itham etti bazı arkadaşlarımı. oysa derse bile gelmemiş olanlar vardı. ilgilerini çekmek için ne yaptın dedim içimden. yapması gerekir mi ki acaba diye sorguladım bir yandan da. iş hayatı zormuş dedim sonra tembeller de akademisyen olabiliyor mu ki acaba dedim. iki yılın üstüne ne kadar yıllar daha okumak gerektiğini hiç düşünmedim ama o an. sadece daha zor gibi görünen bir şeye karşı daha kolay görüneni seçtim. bu insanlar nasıl sürekli böyle çalışkan dedim sonra. arkadaşlarına da zaman ayırabiliyorlar mı dedim, bir filme gidiyorlar mı haftada. aynı anda ikisini de yürütebiliyorlarsa öğrencek çok şey var onlardan dedim. bu tip şeylerden sıkıntı duymaktan hiç sıkılmıyor muyum diye düşünüyorum şimdi de. ama saat ikiyi geçmiş. iç hesaplar yaşamak için hiç uygun bir an değil. buraya kadar sıkılmadan okuduysan sevgili insan, sinsi olsan da seni seviyorum bilesin. benimki de böyle olsun artık, napalım.

10/19/2009

Disko N ~ 19 ekim

2

( -- ) 1. Beyonce - Sweet dreams
( /\ ) 2. Jennifer Lopez ft Pitbull - Fresh out the oven
( /\ ) 3. Mr Hudson Feat Kanye West - Supernova (Dave Aude Club Mix)
( /\ ) 4. Keri Hilson ft Lil Wayne - Turnin me on
( /\ ) 5. Kylie Minogue - Speakerphone (2009 Tour Mix)
( /\ ) 6. Swayzak - Take My Hand
( \/ ) 7. Lady Gaga - Bad Romance

a1) Hande Yener - Ok yay
a2) Sugababes - In The Middle
a3) Serge Devant ft. Hadley- Addicted

beyonce zirvedeki ikinci haftasını kutluyor. fazlasıyla da hak ediyor bu durumu. somebody pinch me diye geziyorum ortalıkta. listemizde süpriz gelişmeler söz konusu. lady gaga beklenin aksine zirveye yaklaşamadan düşüşe geçti. şaşırdım bebeğim.
fırından taze çıktı adlı eseriyle beyonce' yi yıkamasa da, bütün bir haftamı şenlendirdi kendileri. şarkının 2.55. dakikasında başlayan müziğe ve j-lo' nun baygın ama seksi sesine hastayım. zirveye çıkabilir mi bilmiyorum, göreceğiz. kanye west listedeki yerini kaybetse de eşlik ettiği supernova cidden çok başarılı bir şarkı.
sanırım lil wayne' nin ses tonu ve dahil olduğu tüm şarkılara kattığı enerjiyi çok seviyorum. turnin me on tüm hafta boyunca ipod' umda susmak bilmedi. zirvedeki yoğun r&b' nin aksine bu hafta listede bariz bir minimal electronica havası hakim. bu türe gelince swayzak' ı ve çılgın ingiliz aksanlarını tek geçiyorum. hande adaylığı sevmiş öyle duydum fakat acil klip takviyesine ihtiyacımız var handeciğim, benden söylemesi.
kylie ise şu anda devam etmekte olan turnesindeki speakerphone 2009 mix' i ile tekrar aramızda.bu turun kostümlerine de bayıldığımı belirtmeden geçemeyeceğim. =)

*bu liste bendenizin çorba müzik zevkini teşhir eder, güncel olma ve herkes tarafından beğenilme zorunluluğu yoktur.

10/18/2009

Nefes

0

son zamanlarda izlediğim en gerçek türk filmi oldu nefes. üstelik salonun en ön sağ köşesinden izlememe rağmen. ayrıca değinilecek bir diğer konu ise cumartesi akşam 23.30 seansı olmasına rağmen salonun tamamen dolu olmasıydı. açıkça söylemek gerekirse askerlikle ilgili filmleri hiç sevmem. hele ki saving private ryan, we were soldiers gibi amerikan kahraman askerlerini anlatan filmlerden nefret ederim. nefes' i de ilk olarak fragmanlarından gördüm. fragmanı da tıklanma rekoru kırmış bir yandan. aslında bu filmde bizi çeken nokta tüm halk olarak 'aşil topuğumuz' olan askerlik olgusunun çok içinden bakıyor olması diye düşünüyorum. bir de akademik yaşantısı devam ettiği için, yaşıtları şu an askerde olmasına rağmen gitmeyen, gitmemek için planlar kuran yaş grubunun içine dahil olduğum için çok fazlasıyla ağır geçirdim filmi.
-asker sen nerelisin?
-aydın komutanım.
-asker sevgilin var mı?
-var komutanım.
-artık yok!
baban sigara içiyor mu asker?
-içmiyor komutanım.
-ama artık içicek! çünkü sen ölüsün. adam kanser olacak senin yüzünden! yalnızca süslü bir karının ağzından adın geçecek haberlerde 45 saniye.

film 1993 yılında ırak sınırında karabal tepesinde geçiyor. komutanları ise kısa bir süre öncesinde çok yakın bir arkadaşını burda şehit vermiş ve mesleğini, hayatını sorgulayan bir asker. çatışmalar izliyoruz. ölüler görüyoruz. onlar plastikleşiyor unutuyoruz da birsüre sonra geride kalanlar için hayatın ne kadar zor olduğu gerçeği insana çok koyuyor. askerlerin anneleri ve sevgilileri ile konuştukları sahnede kendimi tutamadım. içimdeki tüm duyguların ölmemiş olduğunun farkına varmak güzeldi. zaten konu bir şekilde ölüme gelince her şey boş oluyor çoğu zaman. filmde fark edince çok hoşuma giden ayrıntılar oldu; özellikle duvara boya yapan askerin fırçasından damlayan kırmızı boyanın, yere serili gazetedeki vatan sağolsun yazısının üstüne dökülmesi, komutanın karşı taraftan gelen saldırının sesini sobayı kullanarak hissettirmesi, sobanın üstüne düşen suyun yarattığı gerilim gibi.. filmdeki egeli karakter ve şebeklikler yapan asker karakterin çok güldürdüğü anlar vardı. özellikle egelinin, teknik lisesi kıza materyalisttir o yaklaşımı ve diğer askerin asansör numarası. filmin son çatışma sahnesi de oldukça gerçekçiydi ve gerçekçi olduğu kadar asap bozucuydu fakat yerde ölü yatan teröristlerin yutkunmaları ve benim gözümden kaçmaması, filmin olaya fazlasıyla tek yönlü yaklaşmış olması gibi eleştirilerim var. filmin sonunda alkış yapanlar oldu ve beni bir hayli güldürdüler. pardon da alkış derken?!

10/15/2009

kalın çizgi

2



marjinallikle( /\ ), maymunluk ( \/ ) arasındaki ince değil, baya kalın çizgi!
bu kılığı taşkışla bile kaldıramaz. kemalcim senin için çok uğraş veriyorum ama nafile

10/13/2009

çağrışım serbest

0

-yeri gelse de kuntis kelimesini kullansam diye bekliyorum. can atıyorum. öyle bekliyorum ama. bana kuntis dedirtecek cümleler kurun.

-yemek masasında çok eğleniyorum. ev arkadaşımın annesi, oğlum okumaya gidiyor modunda anne dolu, sevgi dolu bir tencere sarma yapmış. 15 gündür sarma yiyoruz. Yemek masasındayken, televizyonda haberleri izlioruz. türkiye- ermenistan maçının tanıtımı yapılıyor. haber yapılırken ekranda böyle türk taraftarlar toplaşmış, tezahurat yapıyor. seyircilerin arasında bir çocuk gördüm, böyle sağ elinin bir kısmı kınalı. böyle baya bildiğinz kına ve yarıya kadar. çok eğleniyorum ya da kafam güzel. blog yazmaya geldiğimde en son ben sarma yemiştim. bilgisayar başındayken inan(ev arkadaşım), bu sarmayı içiyor musun diye sorunca yok yemeyeceğim dedim. bir sessizlik, meğer sarma derken yemeyi kastetmiyormuş. belirli bir süre koptum. yalnız yukarde 15 günü yazarken, on beş şeklinde yazma isteği geldi içimden. staj defteri yazmanın yan etkisi. çok görünsün diye her şeyi ayrı ayrı yazdım, bol bol noktalama işaretleriyle donattım. ayrıca her noktadan sonra da carp lock' a basma eğilimindeyim.bir de yanlış bir şeymiş gibi tersine çeviriyorum. olsun, bütünlük bozulmasın. türk seyircileri de maç berabere bitsin istiyormuş. hımını hımını hımını böyle de yapmacık habercilik görmedim.
yine masadayız, az önce kına olayında yeterince duramadım gibi yazmam lazım. ama hafif unutkanlıklar yaşıyorum çünkü kafam güzel. inan dedi, anası doğumda koyun dalağı yutmuş dedi. evet, onlar öyle dermiş, denirmiş. kocaman yara lekesi olunca öyle olurmuş. anası dalak yediği için doğumda öyle olmuş. buna da belli bir süre koptum. sürreal bir inanç veya laf neyse. burda yazarken de yanlış bir şeyi ctrl+ z ile geri almak isteyince, bir önceye değil de kafasına göre bir önceye alıyor ya işte ona kılım. bir geriye alması lazım. şu an çağrışımım çok serbest.
hey gidi ilahi kına. nerden nereye. inan da göre göre onu mu gördün diye bir sürü koptu. benimki de nasıl bir haber izleme yaklaşımıysa artık.

-olmuyor. ntv' nin açılımının nergis tv olduğunu öğrendiğimden beri kanal gözümde tüm karizmasını yitirdi. ilişkimize ara verdik.

-şu an çağrışım fazla serbest.

-çocukken başka bir kanalda, sevdiğim çizgi filme farklı dublajlı haliyle denk gelsem kafam bozulurdu. dublaj gidince ne bugs'ın anlamı kaldı, ne ördeğin.

-benzer sorunu da ice age 3' ü sinemada dublajsız izleyince yaşadım. çizgi filme doblaj şart. alışınca da udblaj yapanı değiştirmek çok yanlış. normalde filmleri dublajlı izlemeyi sevmem ama çizgi film başka. ha ben ice age 3' ü sevmedim mi? bayıldım.

-bugün giderken otobüste, mağazanın birinde çok şekilli satış elemanı gördüm. hani böyle haline bakınca, sanki markanın tasarımcısıymış gibi takılıyor ya. işte ondan. niye buraya yazdığımı unuttum yazarken. (hani umut sarıkaya' nın bir kere çizgidiği şekilli garson karikatürü vardı. böyle garson rastalı falan. kafe nin adı da çok salata yenen kafe.) ordaki garsonu hatırladım ondan yazdım. karikatürde yan taraftaki börekçiden gelmiş tipsiz garsonla dialogları. yalnız sizin için buldum. koydum.
-beyonce şarkıda somebody pinch me diyor ya içim bir hoş oluyor. sanki çimdiklemek sadece bize özgüymüş gibi elin beyonce' sini kimse çimdikleyemez gibi geliyor.

-bu sarmayı içmeyecek misin =)

-bu blogu yazmayı çok sevdiğim, bu böyledir şu şöyledir diye her şeye yorum yapmaya bayıldığım için yazıyorum. da bunu neden yazdım şu an hiç bilmiyorum.

-geçen gece rüyamda hande yener ile şebnem ferah' ın kavga ettiğini gördüm. hem de esra ceyhanla a'dan z' ye adlı programda. şebnem böyle hanım hanım yine, ama esra arkada kaygılı arayı yumuşatmaya çalışıyor. ama hande' nin de bir taşkınlığı olmuyor, ben tam kavgayı çözemezken uyandım.

-bir şeyin önüne tasarım kelimesini getirince daha havalı oluyor. özellikle ülkemizde. ev yolunun üzerinde birsürü saç tasarım merkezi var. bildiğin berber, öyle merkezler falan kullanınca harika bir şeye dönüşmüyor. erkek berberi çirkin bir şeydir. özellikle anadolu' da. arabesk çalar. berber asla istediğin gibi kesmez. ayrıca yol üzerindeki berberde böyle collin farrell fotoğrafları falan var. ya da uç saç kesimli, efemine erkek resimleri. berberin kullanıcıya önerisi. kaç kişi öyle saçla çıkabiliyor. sıfır.

-bence sarma küflenmez. öyle gelirdi bana. ta ki az önce yerken dipteki küflenmiş sarmayı görene kadar.

-bir şeyin ilk yapılma fikri hep çılgınca gelir bana. böyle önce yağı kızdıracaksın, sonra soğan diye bir şey var. ben buldum. ufakça kesip içine atacaksın, sonra biraz salça ve de domates. tüm zeytinyağlılar böyle pişer diye tahmin ediyorum. en iyisi bundan sonra böyle pişirilsin. böyle yoğurdun içine suyu döküyorsun ve eziyorsun içinde salatalığı rendeliyorsun, bir de sarmısak diye bir şey mi bulsak ki ezer içine atarız ne de güzel modunda denemeler mi yapıyorlarmış. o kadar bulunan şeyin yanında bunlar nedir ki. benim ilgi noktam burası. bununla ilgili arog' ta çok güzel değinmeler vardı.

-nazımdan denemeler..

10/11/2009

Disko N ~ 12 ekim

0

( /\ ) 1. Beyonce - Sweet dreams
( /\ ) 2. Calvin Harris - Blue
( /\ ) 3. Kanye West - Love Lockdown ( Mysto & Pizzi Electro House Remix)
( /\ ) 4. Jennifer Lopez ft Pitbull - Fresh out the oven
( \/ ) 5. Plumb-Hang on ( digital dog extended mix)
( /\ ) 6. Lady Gaga - Bad Romance
( /\ ) 7. David Guetta ft Akon- Sexy Chick

a1) Hande Yener - Ok yay
a2) Martin Solveig ft Dragonette - Boys girls
a3) Keri Hilson ft Lil Wayne - Turnin me on

Listedeki bir çok şarkıya veda etmiş bulunuyoruz hepsini tükettim evet, hı hı. Gördüğümüz üzere bu hafta R&B soslu elektronik parçalar ve R& B patlama yaptı. J- Lo' nun yeni parçası da listemize balıklama girmiş bulunmakta. Plumb - Hang on, zirvede kalamasa da listede kalmayı başardı.

Beyonce bebeğim nerelerdeydin sen, nefes aldım resmen. o nasıl güzel şarkıdır. o nasıl hüzünlü bir melodidir ama ona rağmen kıpır kıpır edebilmektedir. bilemedim. sadece çok dinledim, dinliyorum.

Calvin Harris, yeni keşfim. iskoç dj' in inanılmaz bir tarzı var. süprizlerle dolu 'blue' haftanızı tatlandıracak. kendisi bir erkek, kapak yanıltmasın 8)

lovelockdown' ın bu mixini asla eskitemiyorum. her türlü ucubik hallerine rağmen, kanye west önemli bir müzik adamı. zaten öyle olmasa, kraliçe düet yapar mıydı kendisiyle =)
müziğin lady gaga' ya ihtiyacı var, evet belki de yaptığı bir çok şey önceden denendi ama, kraliçeler hızla yaşlanırken bir teselli oluyor kendisi. merakla beklenen albümü 'the fame monster' dan ilk single bad romance yükselişte.
Hande yener' in de klip çekeceği yok gibi görünmekteyken ben ok yay' ı ondan önce sunuyorum piyasaya. dinleyelim, dinletelim. diğer iki aday da son derece gümbürdemekte. lil wayne elini attığı her şeyin üstesinden layıkıyle kalkıyor.

*bu liste bendenizin çorba müzik zevkini teşhir eder, güncel olma ve herkes tarafından beğenilme zorunluluğu yoktur

10/09/2009

budaklanan tablo

2

- merhaba. ben dallanıp budaklanarak anlatılan şemalar var ya onlardanım. ama beni yazan hoca, şemanın ortalarına gelecek olan kısmı (girdi-süreç-çıktı) , bile bile ilk önce yazdığı için bana ayrılan kısmın en tepesine yazıldım. ama hoca sonradan üstlere üstlere ok çıkardıkça gördüğünüz gibi zoraki bir şemaya dönüştüm. beni yazanı zor duruma soktum. bir klişeye daha tanıklık ettim, kahkalara sebep oldum. yaşasın şematik tabloyu yazmaya ortasından başlayan hocalar!

-bazen düşünüyorum bulamıyorum. neden harita metod?neden ama neden bu isim?!

-un kurabiyesinin adı niye un kurabiyesi, hepsinde un var. _düz adam_

-limonataağ, kapiden buz gibi annem yapmış gibi limonotağğ; yok uludağ daha güzel.

Karanlıktakiler

0

sonunda izlediğim film hakkında yazıp yazmama konusunda ciddi tereddütlerim var. bu kasvet dolu dönemde, sinemaya biraz kafa dağıtmak için gidilebilecek bir film asla değil. çağan ırmak' ın artık bambaşka insanlarla çalışmış olması ayrı bir sevinç kaynağı. anlatmak istenen çok güzelken; hayattan, hayatlardan yalnızca bir kesit sunmak isteyen filmin mükemmel başrol oyunculukları dışında aksıyan bir yönü oyunculuklar olmuş sanki. daha önceki duyumuma göre annem- oğlum çerçevesinde olacağını bildiğim film, yer yer içimi fazlasıyla acıttı. anne rolüyle karşımızda olan meral çetinkaya önünde saygı ve sevgiyle eğilmek istedim. yalnız filmin başından itibaren sürekli annenin neden bu derece huysuz olduğunun travmatik bir geçmişle anlatılacağından emin gibiydim. evet, çevremizde sevmediğimiz insanlar olabilir ama onları sorgulamadan ya da sevmeden önce neler yaşamış olabileceklerini bir nebze de olsa aklımıza getirmeli miyiz? direk yargılamadan önce.. bilmiyorum. gülseren' in annesi ve çevresinin oyunculukları çok çiğ geldi bu sebeple o travmatik olay bile yeterince çarpmadı beni; yalnız belki de bunnun sebebi başından böyle bir şey olabileceğini kestirmiş olmamdır. filmdeki esrar sahnesi ve güttüğü amaç dakikalarca gülmeme sebep oldu fakat sinemadaki insanların aşırı tepkisiz kalmış olması da tuhafıma gitmedi değil.
egemen'in "bunun cesaret vermesi gerekiyormuş, gelmedi mi cesaret?!" lafı, esrar sahnesini çok güzel bir nihayete erdirdi. filmde küçücük ama çok tatlı ayrıntılar vardı özellikle televizyonun son derece özensiz bir kılçık antenden gelen kasvetli ve net olmayan görüntüsü, gülseren' in sigarasını rasgele söndürmesi..
son olarak o iyi görünüşlü fakat hain teyzeye sözler hazırladım. beni çok yıprattı. hayınsın, hayınsın, hayınsın! bazen el denilen insanlar en yakınlarından daha yakındır insana.

10/06/2009

Film: EV

0

Şu an en merakla beklediğim film; 'EV'. Yönetmenliğini caner özyurtlu ve alper özyurtlu' nun yapmış olduğu film, hepimizin bayılarak izlediği bbg konsepti üzerine kurulu. evde 8 yarışmacı kaldığı andan itibaren filme dahil oluyoruz; ve 14 yiğit evden eleniyor. 14yiğit' i çok kadim dostum, her eve lazım insan ibrahim ersoylu canlandırıyor. film benim açımdan bu yüzden de çok heyecan verici. bu elemeden sonra eve bilinmeyen biri giriyor ve oyunun kendi belirlediği şekilde oynanmasını istiyor. filmin çekimleri yazın yapıldı ve tüm ayrıntılar üzerinde titizlikle çalışıldı. bir dönemimizi kasıp kavuran bbg olayına bir de bu şekilde bakmak çok güzel olucak. filmin gösterim tarihi şimdilik 1 ocak 2010. filmin sloganı da " oyunu kimin başlattığı değil, kimin bitirdiği önemlidir."
oyuncu kadrosu
filmden diğer görüntüler ( *fotoğraflar filmin facebook grubundan alınmıştır)

14 yiğit,ibrahim ersoylu =)



Disko N ~ 5 ekim haftası

1

( /\ ) 1. Plumb-Hang on ( digital dog extended mix)
( /\ ) 2. Carolina Liar - I'm not over ( Adam K & Soha Remix)
( \/ ) 3. Britney Spears - 3
( /\ ) 4. Madonna - Celebration ( Benny Benassi Remix)
( \/ ) 5. Madonna - It's so cool
( -- ) 6. Kylie Minogue ft Blue - Chiggy Wiggy
( \/ ) 7. Kemal Doğulu - Uzayda Aşk Var

a1) Kanye West - Love Lockdown ( Mysto & Pizzi Electro House Remix)
a2) David Guetta ft Akon- Sexy Chick
a3) Lady Gaga - Bad Romance

efendim yeni uygulamama hoşgeldiniz. burada birbirinden kopuş, böyle gerekirse peyotemsi mekanlarda saatlerce titreye titreye dans edeceğiniz, gerekirse yasak zevklerimi paylaşacağım haftalık müzik listesi başlatıyorum. Herkes odasına birer disko topu almak isteyecek, demedi demeyin.
britney beni yeni şarkısı 3 ile beni mutlu etmişti ama genelde tüm şarkıları gibi bir haftalık süreçte tüketiverdim ne yazık ki. zirvedeki yerini yalnızca bir hafta koruyabilen britney yerini, internetten keşfettiğim iki mükemmel şarkıya bırakıp 3. sıraya geriledi. revolver ve it's so cool' un çıkışlarıyla celebration' u unutmuş gibiydim fakat benny benassi remixine yeniden sardım. revolver artık listemizde de yer almıyor. kylie, chiggy wiggy ile aylardır müzik kutumu hegemonya altına almış durumdayken ( evet kylie I wanna chiggy with you too) , uzayda aşk var'ı neredeyse tüketmiş durumdayım. a olarak adlandırdığım şarkılar da adaylar; hepsi de birbirinden sağlam geliyor. özellikle love lockdown bir ara yazın da favorimdi, sandıktan yine çıkardım. Lady Gaga da hiç boş durmuyor, yeni single parçasıyla bu kaknem sonbaharımıza tat katmaya geliyor.

10/05/2009

bağcık ve samimiyet

0

-pazar geceleri uyuyabileceğimizi sanıyoruz ya hani, işte her hafta o hüsranı yaşamaktır beni üzen. ama sabah geç saatlere kadar yatmışsın nereye yatıyorsun erkenden.. haftanın en sendromik gününe uyanıcaksın ama dakikaların aleyhine işleyişine rağmen uyku sinsice düşmanınmış gibi takılıyor. yatağın içinde olup da uyuyamamak stresinden bahsetmiyorum bile! sonuç itibariyle pazar hep üvey evladımız halbuki tatil sevilmesi lazım ama olamıyor. ne tatil yapabiliyorsun ağzının tadıyla ne de ertesi güne bir şeyler yapabiliyorsun. ikilemin alevli dünyasına hoşgeliyorsun sadece. bence haftalar cumartesiden salıya devrolsun.

-bence bir ayakkabının yeniliğini kaybettiği gün; bağcıklarını içine doğru ittirip, bağcıkların üstüne basmanın verdiği tüm rahatsızlığa rağmen, üstüne ayağımızı geçirdiğimiz gün oluyor. işte o ayakkabı tüm janjanını orada kaybediyor ve daha bizden oluyor.

-orijinal alınan dvd' nin 1sa 15. dakikasından itibaren bozuk çıkması, senin onu aldığın ile çok uzak olman ve dahası nasıl olsa sorunsuzdur diye fişini saklamamış olmak daha da fazlası onun izlemeyi çok istediğin arşivinde mutlaka olsun dediğin bir film olması.. ben bunu yaşadım, allah düşmanıma tattırmasın.

-lisedeyken rozet çılgınlığı vardı. herkes kişiliğini ya da olmak istediği kişiliği bu rozetlerde yansıtırdı. lisede olmak bazen çok güzel bazen çok çirkinmiş. neyse ki insan bir şey geçip gidince onu daha çok güzel yönleriyle hatırlıyor. rozet ben takmadım mı takibi taktım.

-stajdefterimiyazıcamstajdefteriyazıcamstajdefterimiyazıc.... kırk kere söylersem oluyormuş

10/04/2009

hepimiz lady gaga' yız

1

lady gaga türk olsun kampanyası başlatıyorum. türk olunca gaga hanım adını alsın. disko kralında çıkıp çıkıp bu tarz şovlar yapsın! itirazı olan?! senin ben piyanoya oturamayışını bile severim..

10/03/2009

sevgili altı arkadaş üstü

4

bu kavramı hayatımıza sokan insan artık hayatımızda bile yok. olmaması daha iyi miymiş bilmiyorum zira ben hayatımda hiçbir zaman her şeyi siliveren bir insan olmadım hatta olamadım. yengeç kabuğu. duvarları. hani yengeçler duvar örermiş, sıkıca. çok zor girermiş insanlar içine. girenleri de sımsıkı tutarmış. öyleymiş. ben sanki hem zor alıyorum içeri hem de sımsıkı tutamıyorum hiç. çok değerliler yitebiliyor birer birer. saçma gibi. erkekler böyle hisler yaşamazlar gibi geliyor bana hep, bir erkek olarak bu düşünceye sahip olmam ayrı bir tuhaf, şaşırıyorum; tartışmıyorum. insanlar emek harcamayı hiç sevmiyorlar gibi; emek harcamayı sevmedikleri gibi harcanan emeği görüp destek olmayı da sevmiyor gibi belki doğrusu odur bilemiyorum ben bir doğru merci değilim. hiç olmadım. öyle olmasa belki de heyecanla başlanan bir çok şeyde, zamanla heyecan yitirilmeyecek. bir yandan, dış tepkilere bu kadar açık olmamak lazım bence. öyle. hani ben yengeçtim, kabuk, duvar öyle bir şeyler diyordu sürekli herkes. konu nerden nerelere geliyor. çağrışım serbest. hayatıma giren tüm karşı cins bireylerin, sanılmasın ki tüm kızlara ben sevgili potansiyeli ile bakıyorum, bana karşı yaklaşımı bu; sevgili altı arkadaş üstü. o neymiş ki öyle peynir altı suyu tozu gibi. böyle sevgili olmayalım da bir yandan da civarımda bulunsun. arada gururumu okşasın. yanımda iyi duruyor gibi belki. seni kaybetmeyi istemiyorum. laf. bana sahip ol, evet çok güzel böyle. arada iki komik laf ederim güleriz nasıl fikir. belki elbisene falan yorum yaparım arada, genelde erkekler bir kelime bile edemez ya bu konuda. ama duygularım net değil, sevgili olmak böyle bir şey değil. sevgili olmak nedir, bir insandan hoşlanmak nedir, sevgili olmak nedir, bir çok noktada buluşmak nedir, bir çok noktada buluşmuşken sevgili olmak bambaşka bir şeydir, nedir? buraya bu kadar içsel bir şey yazmak da nerden çıktı dostum amacın nedir?!

10/02/2009

potpori reloaded

0

-sevgili blog. okul başladığından beri doğrudürüst bir şeyler yazamıyorum sana ve bu durum beni birhayli üzmekte. sanma ki sana sevgim azaldı. hala dolup taşıyorum.

-twitter' ın arayüzü, tasarımı ve twitter' a dair her türlü tasarımı çok başarılı buluyorum. bugün bana verdiği bu uyarı için bile bir şeyler tasarlanmış olmasından gerçekten hoşlandım. gerçi milyon dolarlar getiren bir siteden bunu esirgemek doğru olmazdı herhal. şuna bakın yiyebilirim bu uyarıyı.

-bugünlerde ice tea şeftaliyi, uludağ limonata ile aldatıyorum sanırım. aslında istiyorum ki böyle kendime sempatik limonatalar hazırlayayım içine bir yaprak nanesini de atayım ama şimdilik böyle..

-yapmak istediğim onca şey varken sürekli ertelemeyi seçmek de benim çelişkim olsa gerek.