1/30/2010

??

0

bu program nasıl program? bu çocuklar nasıl çocuk. azcık çocuk gibi olsalar?! bu programda niye sürekli aynı çocuklar yarışıyor. yarışıyorlar mı? yarışıyorlarsa neden değişmiyorlar. bu program ne kadardır sürüyor ve ne zamana kadar sürecek? o olgun sanatçılar o çocuklarla düet yapmaktan gerçekten mutlu mu? o anastacia taklidi yapan küçük zerrin kılıklı kız nasıl çocuk asıl? bir de gözümüzün önünde serpildi resmen? bu çocuklar okula gitmiyor mu? ne zaman görsem oradalar. insanlar bu çocukların söylediği acıklı şarkı türkülerle nasıl duygulanıyorlar? ben utançtan tv'ye bakamıyorum. bu çocuklar daha büyüyecek sesleri değişecek, o halde şu an yarışmaları ne kadar anlamlı? ya sonra kargaya dönüşürlerse? erol, ya sen? gitsene rahat bıraksana artık bizi? pınar? bilemedim.
bir de bu çocuk büyüyünce bu adam olcak bence. ben öyle düşünüyorum.

e anne kursa gidiyosun!

0

bugün bebek'te bir kahve içmek istanbul' da yaşadığımı ve ne kadar sevdiğimi bir kez daha anımsattı bana. demet gibi bebek'te üç-beş tur atarım tadı olsun diye söylemiyorum bunu yanlış anlama hemen, bir konuya gireceğim. bir kez bile sahil yoluyla bebek' ten beşiktaş' a gittiyseniz, o yolun trafiğinin nasıl olduğunu bilirsiniz. bugün yine o trafiğe katlanırken iki velet yolculuğuma neşe kattı hatta kendimi gayet de tutmayıp kah-kah-hoh-hah-haa diye güldüm. şöyle ki bir tarafımda son derece çok konuşan bir erkek çocuk, yanında da artık bu durumdan iyice baymış annesi oturmaktaydı. kadın artık o kadar alışmış ki asla cevap vermiyor çocuğa. trafiğin iyice kitlendiği bir noktada;
-küçük çocuk: "araba neden gitmiyo?"
-anası:"___________________"
-küçük çocuk: "bu kimin hatası?"
-anası: ( error)"_____________" . kadın bu sefer cidden istedi cevap vermeyi, düşündü ama uzun uzun anlatmak zor geldi ve susmayı tercih etti. anbean yaşadım.

tam o çocuk durulmuştu ki yandaki diğer süper velet devreye girdi. bu seferki bir küçük hanımdı. annesinin kucağında oturuyor, annesinin yüzü de bana doğru dönük.

-küçük kız: "ya anne sen her şeyi biliyosunnn!"
-anne:"olur mu kızım öyle değil" ( bir yandan kızının gözünde böyle göründüğünü görmek ve hoşuna gitmesi, ama diğer yandan otobüste mahçup duruma düşmek)
-küçük kız: "e anne kursa gidiyosunnn!" işte burası kahkahayı patlattığım noktadır. her şeyin öğrenilebildiği bir kurs varmış, hepimiz gitsek mi ki bilemedim. bence hoş olur. bir de yani e kursa gidiyorsun kızım o kadar para veriyoruz tabi ki bileceksin her şeyi havası. yirim.
bu noktadan sonra kadının geriye çekilmesi ile küçük hanım yönetimi iyice alıp coştukça coştu.
-küçük kız: "anne burda yemekçi mi yazıyo?"
...
-küçük kız: "bak okudum işte gördün mü yemekçi yazıyomuş?"
...
-küçük kız: "ya yine okudum arabacı yazıomuş bu sefer de yine okudum?"

yine okudum' dan sonra bir kez olsun en birinci benmişim, okuma birinciliği demesini istedim içten içe küçük fıratiye' nin..

bu böyle

3

bir insan seni sadece şeytanları almadığı için bir kenara atabilir. bu iş böyle. kendini istediğin kadar hırpalayabilirsin.önemsiz. tüm düzen karşılıklı elektriğe bağlı. bizim orda bir tanım vardır. "götü almak" diye. hah işte ondan. bir insanın seni götü alıyorsa alıyordur, almıyorsa ne yapsan yaranamazsın.

1/23/2010

fatal error

3

bu çileyi gerçekten ne için çektiğimi çözdüğüm an, hayat belki çok daha güzel olur. pazartesiden beri 6.30' dan önce yatamıyorum. hala da bir sürü işim var.

*polyline,mimarların çizim yaparken kullandıkları bir çizgi türüdür.

1/22/2010

buradan açınız

1

edeplice 'buradan açınız' yerinden açılmayıp da saçma sapan şekiller çizerek yırtılan; bu sebeple ya çok az miktarda ya da saçma sapan yerlere dökülmeye sebep olan 3'ü 1 arada poşetidir beni bu saatte üzen şeylerden yalnızca biri.

1/21/2010

hiç anlamamışsın

3

dün gece
hiç tanımadığım bir erkeğe
sırf sana benziyor diye
usulca sokulup
merhaba dedim
tanıdık bir huzur aradım
....
...
...

oldu. sırf ona benziyor diye o huzuru bulaydın bir de elin adamında. leman sam' a saygı duyarım o ayrı ama bu şarkının hikayesi hiç olmamış. böyle çok orijinal bir şey bulmuşlar gibi olmuş ama ı-ıh yok. cık. altı boş. içi boş.

konuştu bir şeyler söyledi
beklediğim sözler bunlar değil
...

elin adamı yahu ne bekliyorsun. sevgilin gibi civelekleşecek mi bir anda adam. sen o çok sevdiğini sandığın sevgilini aslında hiç sevmemişsin ben söyleyeyim. tipe bakıyormuşsun sen. şansına karşına çıkan adam hödükmüş biraz. hadi yine iyisin.
düz adamdan dinlediniz. sevgiler.

çiz

1

böyle bir ekrandaki böyle bir sürü çizgilerle bütün dönem uğraşmak, sonuna doğru çok uğraşmak. hayat çok garip.

1/20/2010

eko is done

3

totalde 5 kez gittiğim, 2 quiz'den birine girmediğim; girdiğimden de 8 aldığım, vizede çan altında kaldığım, finalinde de "şu böyledir heralde, böyledir evet evet kesin böyledir hı hı", "evet makro öyledir mikro böyledir", "talep esnekse reezyon şudur", ''yalnız cari kelimesini bir bilseymişim baya iyi olurmuş", "aa burda çok D olmuş, C eksik kalmş biraz da C işaretleyeyim" tadında düşüncelere daldığım lanet olası ekonomi dersinden geçmişim. şu kaknem dersten kurtulduğum için ne kadar mutlu olduğumun tarifi yok bilög severler. burda çok bahsi geçmişti, gerek cetvel hikayesi olsun, gerek ecogirl--ecoboy olsun ondan yazmasam olmazdı. lisans hayatımın en çirkin dersleri arasında ilk 3' ü zorlarsın eko.

"değerli tokdemir, kolay değil.."

büşra

4

50 dakikadır mal gibi bomboş oturmamın akabinde büşra çocuk aklıma geldi. bence küçükken saçı böyle toplanmış her kız büşra çocuktur. ya da içinde bir büşralık vardır en azından. ben öyle düşünüyorum.

1/19/2010

arzular arsız

1

insan oğlu yaratıcılıkta sınır tanımıyor. az önce bir haber izledim ki, evlere şenlik. jürilere çok alışmıştık ama böylesini hiç duymamıştık diye sunuldu haber. böyle bir gruba mı desem ya da topluluğa, belki de eyes wide shut filmindeki gibi bir cemiyete _yok artık daha neler_, bir internet sitesine mi yoksa genel eve mi işte öyle bir kuruma bir jüri organizasyonu ile yeni bayanlar seçilecekmiş. bu durumdan haberi olan emniyet bu jüriye bir baskın düzenlemiş. jüri komisyonu içinde bulunan bayanlardan biri hamileymiş ve baskının stresine dayanamayıp doğurmuş. işin tuhaf yani emniyet o kadar düşünceli davranmış ki bu hamile kadından haberdar oldukları için yanlarında ambülansla gitmişler. jürinin konseptine gelince şöyle ki hanımların öncelikle fiziksel özellikleri baya önemli. ondan sonra yetenekleri, insan ilişkileri. en son olarak da özel yetenekleri. özel yeteneklerini de şöyle açıkladılar; yataktaki sınırları. vay vay vay. mesela Arzu çıktı;

ARZU;
ölçüler: 85-60-90 (+)
insan ilişkileri: insanı, girişken, kıvrak, güleryüzlü (+)
extra yetenekler: S&M ( duruma göre)

geç arzucum gayet iyisin. ama banu S&M' e her zamanı işaretlediği için senin yerine onu alıyoruz. güle güle.

1/18/2010

üzgünüm hafize ana

0

geçen gece yine uyuyorum( inanır mısın ), bir de baktım hababam sınıfının içindeyim. ama bir yandan da lise yatakhanesi kadrosu arkadaşlarımla de beraberim falan. ben hababam sınıfı izlerken hafize ana karakterine çok takılırım. dünyada derdim var diye gezen o kadar insanız, hafize ana otursa bir yetmişlik içer bence yani. hakkı var. şimdi bir düşünün, bu kadıncağız sürekli koca koca lise adamlarına bakıyor, o yetmiyor hocalara falan da bakıyor. sürekli o okulun içinde hapis vaziyette. tamam çok seviliyor herkesin anası da bir yere kadar yani. o kaşlar niye yay gibi, incecik alınmış?! ben bilemem. kafanızdaki hafize ana imajını sarsmak istemem, daha önce sarstıklarım oldu çünkü. bu konuda en çok güldüğüm sahnelerden biri 'külyutmaz' lakaplı hocalarının pantolunu yırtılıyor sonrasında dersin ortasında hafize ana çağırılıyor. neden, yırtılan pantolon dikilsin diye. pantolon da bacağın arkasından yırtılmış çok da absürd bir görüntü yok ortada. hafize ana geliyor; külyutmaz, yırtık pantolonla durmamak için boxerla kalmak pahasına pantolonunu toptan çıkarıyor ve dersin ortasında pantolon dikiliyor. sanki en azından ders sonuna kadar beklenemez. bu ön bilgiler ışığında sanırım bilinç altım bir karışım yapmış olacak ki; rüyamda hafize ana, o delirttikleri müfettiş adam ile aşk yaşıyordu. valla gözlerimle gördüm ben. rüyamda ikisinin aşklarına dair, ben filmleri izlerken anlamıştım aslında şu şu şu sebeplerden diye çok mantıklı açıklamalar yapıyordum ama; uyandığımda onları hatırlayamadım.

ibo'yu kim sevmez

4


kendime sarılarak uyuyormuşum iyi mi?!

merhaba

5

rulokat yedikten sonra plastiğin dibinde kalan yapışmış rulokat sosunu parmağıyla sıyıranlar, merhaba.

1/16/2010

cephe tasarımı

2

" hayır ben de diğer projelerimde kalınlık verdim o ayrı ama; 5 binam 1 konser sahnem ve atların koşturacağı bir haram yoktu o zaman"
( zrenzjiiim,2010)

biraz kişisel ama çok gülüyorum bu cümleye. bu kadar çaresiz durumdayız projede.

hem hasta hem insomniyak

4

yarın sabah 10' da kalkıp proje yapacağım diye kendime söz verdiğim için çok hasta olduğum ve uykum olduğu halde uyuyamıyorum şu an. nedir şu projeden çektiğim yarab. aklımın içine olmayacak şeyler uğrayıp duruyor. ay şu da şöyledir bu da böyledir diye klişe timleri cirit atıyor. dedim en iyisi direnmeyeyim kalkıp yazayım. çünkü bana madalya takacaklarmış düzenli olarak blog yazınca öyle duydum ben. proje falan hep yalanmış.

-günlerdir çılgınlar gibi grip olan biri olarak diyorum ki grip olmanın en güzel anlarından biri, o burnunun artık gerçekten de akmaktan vazgeçtiğine emin olduğun andır. bence öyledir.

-akşam, saba tümer' in konuğu candan erçetin' di. candan erçetin çok yaşlanmış ya, hayıflandım biraz. neyse biraz izledik onu. izlerken ev arkadaşımın kurduğu cümleyi aynen aktarıyorum.

"kemal unakıtan nerde ya görünmez oldu?!"
aa, abaaaooov nerden çıktı şimdi kemal akşam akşam. biz de ne izliyoruz sen nerdesin güzel kardeşim. meğer altyazı geçiyormuş alttan. halbuki durduk yerde merak ettiğini düşünmek çok daha eğlenceliydi.

-şimdi çoraplarınızı düşünün. eğer ruhunuzda azıcık da olsa hasar varsa, çorap çiftlerinizden hangisinin sol hangisinin sağ ayak çorabınız olduğunu bilirsiniz. çünkü böyle o isyankar ayak başparmağınız kendini belli edecek şekilde çıkıntısını göstermiştir. adeta baş vermiştir. işte ola ki ben o iki çiftten, yanlış olanını yanlış ayağıma geçirmişsem katiyen mutlu olamam. acelem olsa dahi bu durumun giderilmesi gerekir.

-ayak parmaklarından, baş ayak parmaklarının sağ ve sol yanlarındaki ayak başparmakları ayak başparmaklarından uzun olan insanlar ilişkide daha baskın taraf olurlarmış. çocukluğumda öğrendiğim bu ziyan bilgi benimle birlikte yaşıyor muhtemelen de böyle sürecek. ama asıl sorun şu ki, ben o ayak işaret parmakları ayak baş parmaklarından büyük olan insanlardan biraz çekiniyorum. hele ki ikisinin arasındaki mesafe normalden açıksa. evet ben düşmanım ayak inceliyorum.

-google wave diye bir şey vardı. nooldu o? hani herkes davetiye kalmadı diye pek bir panik olduydu. onu da mı tükettik. yoksa yalnızca sınırlı sayıdaki davetiye mi bizi cezbetmişti.

mini öykü

1

-bir insanın gerçekten sıkıldığını nasıl anlarsınız?
-eğer ki bir insan cep telefonunda oyun oynuyorsa ( ama saçma java oyunları olacak, iphone falan demiyorum) o insan gerçekten çok sıkılmıştır, sıkılıyordur. gıdısını okşayın.

1/15/2010

kuş gücü

0

bir 7 farkı bulma maceramıza daha hoşgeldiniz. birisi hepimizin sevgilisi minik kuş tweety' nin anneannesi ; diğeri yine hepimizin sevgilisi, okulumun yapı kürsüsü hocalarından mrs. kuş.

arkadaşlar, hayat ve facebook

4


az önce tamamen tesadüfi bir şekilde bir arkadaşımın beni facebook' undan sildiğini farkettim. şimdi bu arkadaşla olan yaşanmışlıklarımızın hepsine saygım sonsuzdu ama bazı tatsızlıklar yaşanmıştı. şu anda bu tatsızlıkların ne olduğunu bile tam olarak hatırlamıyorum umrumda da değil. ama ben hep güzel yanlarına saygı duymaktaydım. bana emeği geçti ne olursa olsun diyordum. çok yakın olmayalım çünkü bazı şeyleri tükettik ama birbirimizden haberimiz olmasında da bir sakınca yok diye düşünüyordum. bu sebeple facebook' umda durmasında bir sakınca görmemiştim. kaldı ki bu mudur yani bunun yeri orası mıdır? facebook' tan silmek midir? ne oldu ne geçti eline? sadece gülüyorum. çünkü çok yakın bir zamana kadar bu sitedeki eylemlerimin hepsine tepki vermekteydi. hatta onu da geçtim fotoğraflar ekleyip etiketlemekteydi. işte bu noktada zaten söyleyecek bir şey bilmiyorum. uçlarda olmak hiçbir zaman o kadar iyi değildir bazen de ortalarda olmayı başarabilmek lazımdır. muabbetimiz azaldığı günden beri madem etiketleme beni veya yorum yapma ama silecek kadar da ileri götürme bir yandan bunları yaparken. yaptığı yorumları silmiş falan. baya uğraşmış emek vermiş bu hayatından çıkarma operasyonu için. zaten 1 yıl oldu nerdeyse hayatlarımızdan çıkalı?! bir kez sesini duymadım. işte facebook' tan silerek son darbeyi vurmuş oldu bu şekilde. mutluluklar dilerim. bunu daha öncesinde yapan insan da oldu. beraber dünyanın bir ucuna gittiğim , kalktı sonrasında pılını pırtını topladı bir de burdan sildi. yine facebook aracılığı ile bu gidişi meşrulaştırdı. 1-gidene kal demem asla 2- ezdirmem kendimi.. ( gündeş,05) . neyse efendim. açıkçası bana böyle şeylerle uğraşmak çok çocukça ve komik geliyor. onlar bu şekilde mutlu hissediyorlarsa bırakıyorum böyle takılmaya devam etsinler. arkadaş listem kabarık diye madalya takan da yok bana zaten.

ama düşününce bence dostluk çok daha ileri bir kavramdır. hayatımın bazı dönemlerinde dostum olmuş ve sonrasında çıkıp gitmiş belki de benim tarafımdan çıkarılmış olan dostlarımı düşünüyorum da ben hala geriye bakınca hep güzel yanlarını hatırlamayı tercih ediyorum. yine lisede bir dostum vardı. muabbet etmeden geçirebileceğimiz bir zamanı dilimini dahi hayal edemiyordum. fakat sonrasında sebebini hiç öğrenemediğim bir şeylerden dolayı benimle aynı ortamda olmak istemediğini_bana dahi söylemeden_ açıklayarak hayatımdan çıktı. onun kötülüğü yönünde söyleyebileceğim tek bir kelime bile düşünemiyorum. o zaman çok sorgulamıştım ne söylemiş olabilirim ki bu noktaya gelebilecek diye. belki de böyle olması gerekiyormuş diyorum şimdi. çünkü bir kez bile gelip de sen bana böyle böyle demişsin diye yüzüme bir şey söylemedi. hayatlarımızdan çıkabilecek derecede bir şeylerse onlar eğer, gelip bir tokat atmasını bile tercih ederdim bana sanırım. şimdi de uzaktan öylece duyuyoruz birbirimiz hakkında bir şeyler. ya da karşılaşırsak bir şekilde; zoraki, zamanın geçmediği, konu açılamayan anlar silsilesi yaşıyoruz bir zamanlar ayrı bir şeyler yapmanın bile düşünülemediği o dostlarla.

sadece zaman geçtikçe hayatına insan alırken daha temkinli oluyor gibi oluyorsun. aslında temkinli olduğunu düşünüyorsun da hiçbir şeyin değiştiği yok bence. tüm hayat boyunca tekrarlanacak bu tip şeyler . ne olursa olsun geriye seninle kalacak olduklarını bildiğin dört kişi olsa kafi bence.

*fotoğraf,deviantart'tan.

a frozen moment

1

cashback adıyla izlediğim bu filmin adının a frozen moment olmasını daha uygun gördüm. tamamen tesadür üzerine haberim olan bu film, bir filmde olması gereken her şeyi barındıyor gibi. bir filmde olması gereken her şeyin ne olduğunu bilmiyorum dostum yalnızca havalı bir cümle kurayım istedim. yok yok ne bileyim his işte. ben adında güzel sanatlar/ ressamlık bölümünde okumakta olan bir genç vardır. sevgilisi ile ayrılması ile dünyası alt üst olur. film bu noktada başlamaktadır. uyku kavramının ne olduğunu unutan ben, uykusuz kaldığı geceleri değerlendirmek adına bir işe girmeyi düşünür. ve filmin asıl güzel yanı olan süpermarket kısmına taşır bizi. bu süpermarket kısmı ile ilgili metin o kadar güzel ki, o kadar günlük hayattan ki film bu açıdan inanılmaz başarılı. bu sıkıcı işte çalışırken zamana karşı gösterebildikleri tek direniş onu görmezden gelmektir. bu bana work and travel esnasında iş saatlerini geçirebilme savaşımı hatırlattı. ciddi anlamda meziyet istemeyen bir işte çalıştığınızda, zaman tam anlamıyla aleyhinize takılıyor. diğer çalışanlar bu zaman savaşını tamamen geyiğe dökmüşlerdir ama ben' in bu yolda zaman geçirebilmesini sağlayacak başka bir meziyeti vardır. zamanı durdurabilmek. zamanı durdurduğu her anda kadınları çizmektedir çünkü kadın vücuduna olan hayranlığı onu çizime itmiştir. sonrasında orada çalışan bir kıza aşık olur. böylelikle 1 aylık uykusuzluk süreci geride kalmıştır. zamanı durdurabilmeyi başardığı anlardan birinde de beraber olabilmeyi başarmışlardır. yani zamanı beraber durdurmuşlardır.film insanın kalıplarıyla, takıntılarıyla, çocukluk ile, hayatı öğrenişi ile, cinsellik ile, kadın erkek ilişkileri ile ilgili o kadar güzel noktalara değiniyor ki.. seyretmek lazım diyorum. ben' in o çocuksu sakinliği görülmeye değer.

1/14/2010

cennet

0

cennet, polislerin ingiliz; aşçıların italyan; mühendislerin alman; aşıkların fransız olduğu ve bunların hepsinin isviçreliler tarafından idare edildikleri yerdir. cehennem ise, polislerin alman; aşçıların ingiliz; mühendislerin fransız; aşıkların isviçreli olduğu ve bunların hepsinin italyanlar tarafından idare edildikleri yerdir.

(anonim)

charlie bebek

2


ömrümün sonuna kadar bu iki veletle yaşayabilirim. ingiliz aksanına bak hey yavrum hey! bir de bu remixi sonradan yaptılar ya, ben de hep diyordum ki tekrarlasa müzik gibi dinlerim ki ben diyordum ki bir de baktım yapmışlar. sonuçta youtube bu işin ağababası( devrim,08). bunu paylaşırken altına çarli bebek, yeni vidyosu yazmışlar; ordan aklıma ne geldi. hani ünlülerin çocuğu olursa isim + bebek şeklinde anılıyorlar ya. beni bu kadar irite eden başka da bir şey çok az vardır. mesela nurgül mü doğurdu? pat yapıştırdılar osman nejat bebek, gülben mi doğurdu? çat yapıştırdılar atlas bebek. ben ve siz hiçbir zaman o bebekler olamadık biliyorsunuz değil mi?

nazım bebekten, tüm diğer sıradan bebeklere..

1/12/2010

pantelon

2

az önce, yine 22.30 makarna yeme gecelerinden birindeyiz. kral tv' de nostalji bölümü vardı. rafet el roman' ın zamanında fırtınalar koparmış bomba şarkısı amerika. lakin şöyle bir konuya değinmek istiyorum, adam klibi new york' ta çekmiş ve şarkıda da genel olarak amerika'dan bahsetse de daha çok new york city' ye yazmış gibi duruyor şarkıyı. etrafta sis duman ve cankiler.. cankiler?! ne zaman türkçe'ye geçti bu güzide sözcük dedim bir an. her şey böyle akarken,rafet baba bir anda texas' a atlıyor ve diyor ki ;

o memo
burası teksas amerika
herkes çizme, fötr, kot pantelon

baya pantelon diyor yahu! büyüksün rafet baba. amerika herkese gelsin!

nostalji sever insanım.

yapışkan & şeker

1

mızonnah' nın son albümü demir leblebi kapsamında çıktığı bu turun dvd çıkış tarihi 30 mart olarak belli olmuş. bu turnenin önceki posterleri pek de iç açıcı değildi; özellikle de madonna' nın mecidiyeköyden alınma gibi duran adidas eşofman altı ile olduğu posterler. bu asıl kapak çok başarılı olmuş. gel 30 mart, geel..

inanılmaz görünen turnenin resmi fragmanı;

after

2

önsöz: bu yazıda kendi deneyimlerimi paylaşıp, ben neler yaşadım oğlum imajı çizmek amacında değilim. haydi bunun bilincinde okuyoruz şimdi hep beraber.

internette amaçsızca gezerken şöyle bir şeye denk geldim; burca göre seks sonrası kurulan ilk cümleler. bence böyle bir şeyin istatistiğini çıkarmak fantastik baya.

oğlak: bana kartını versene…
kova : artık ellerini çözeyim mi?
balık : canım çok iyiydinnnnn
koç: hadi , bi daha
boğa : ben acıktım pizza söyliyelim
ikizler : kumanda nerede?
yengeç : ne zaman evleneceğiz?
aslan: itiraf et harikaydım değil mi evet harikaydım?
başak: kalk kalk..!! çarşafları hemen yıkamam lazım.
terazi: sen mutlu olduysan ben de çok mutlu oldum hayatım. önemli olan sensin
akrep: hadi şimdi de çatıda yapalım…
yay: ben seni ararım .. sen sakın beni arama

öncelikle şunu söylemek istiyorum ki artık bu yengeç burcuna uygulanan zulüm kalksın bitsin. yengeçler illa ki salya sümük duygusal insanlar değillerdir. seks sonrası kurulan ilk cümle hadi evlenelim mi olur ya?! burdan yetkililere sesleniyorum, yengeçler de normal insanlardır. oğlak burcunun derdini çözemedim, kart derken bir daha görüşelimi ima etmiyor heralde; ama diğer yandan da direk kredi kartını isteyecek kadar da hayvan olunamaz. kovaların bu kadar fantastik insanlar olduklarını bilmezdim baya bir şaşırdım. ikizler burcu zaten bir gitsin kumanda nerdeymiş kendi bokunda boğulsun inşallah. töbe yareppim ne tuhaf insanlarsınız. bunu sadece bu cümleden söylemiyorum, normal hayattan deneyimlerimden yola çıkarak söylüyorum. (bu cümlenin alt metni ben sürekli sevişiyorum hatta sürekli dengesiz ikizler burcu insanlarıyla sevişiyorum hiç değildir.) çocuğunuzun doğumunu ayarlayın da ikizler burcu olmasın hata kaza. burdan, ayaklanacak tüm ikizler burcu insanlarını öperim. başak burcunun davranışı bana tanıdığım bir kovayı hatırlatmadı değil. belki onu söylemek için işin bitmesini bile bekleyemeyebilir. öyle diyeyim. aslana da balık müstahakmış burdan onu gözlemleyebiliyoruz.

aforoz '3

1

feysbukta doğumgünü kutlamak yasaklanmış. doğumgünü çocukları da, arada gayet feysbuka girmelerine rağmen günün sonunu bekleyerek; teşekkür ederim herkese.. iyki varsınız..sizi seviyorum yazarlarsa, belediye görevlileri gelip hepsini bir kamyona toplayıp götüreceklermiş. ben öyle duydum.

1/11/2010

aforoz reloaded

3

yıl 2010, hala teke gibi kokan insanlar var. tehlikenin farkında mısınız?

1/10/2010

cetvel?

4

Ceren('.'):
*cetvel ıstendı benden bı durakaldım sasırdım
*hesaplancak sey gorduunde benı de huzursuz eder mısın

nazım:
*cetvel?
*sınav için mi

Ceren('.'):
*ahaha
*yok be bıısey yazıodum ceyhun geldı cetvel ıstedı sakın ol ahaha

nazım:
*ne durumda olduğumu örnekle yaşadın dimi güzel annem
*cehalet zor iş

ekonomi sınavında ciddi ciddi cetvel kullanılabileceğini düşünmüş insanım.

ah cumartesi

0

cumartesi gecesi erken uyursam çok şey kaçırırmışım gibi hissetmekten çok sıkılıyorum. al işte oturuyorum hiç de fazladan bir şey olduğu yok. bir de bonus olarak pazar erken uyanamama hediyesi kazanıyorum.

1/09/2010

bir acı fenomeni olarak mercan kolye

2


"finalim var o halde saçmalıyorum" ya da "saçmalıyorum o halde finalim var" ya da " finalim var öyleyse neden saçmalamıyorum" tadında matematikteki mantık konusundan hatırlayacağımız ancak ve ancak önermeleri yapıyorum. bir küçükken star tv' nin bize garezi vardı kimbilir belki de hiçbir zaman bilemeyeceğiz.. bir tv filmi vardı hatırlar mısınız?! iki çocuklu bir baba yanlarında da çok sevdikleri hem evin işini çekip çeviren hem de bakıcılık yapan tonton teyze. çocukların anneleri ölür ve baba nurseli idiz ile evlenir. bu dünyada eğer bir üvey anne oskarı yapılsaydı kuşkusuz bu film ile nurseli idiz aday olur ve akabinde " ..and the oscar goes to " cümlesi ile ödülü kucaklardı. ben bu filmi her seferinde izlerdim. izler izler kanser olurdum. bu üvey anne kadın, çocukları da bakıcı kadını da istemezdi. sümsük koca da bu duruma seyirci kalırdı. en son darbeyi ise annelerinden yadigar mercan kolye' yi alarak vurmuştu. o sahnede, tamamen yanaktan oluşan o iki çocuğun ağlamaları hiç gözümün önünden gitmez. bu ülkeyi yürek sıkıntısı kavramına hazır hale getiren iki yapıttan biridir bence mercan kolye. öbürü ise şaşırmayacağınız üzere; üvey baba! neyse ki acıyı bize damardan veren star tv gönlümü ay ışığında saklıdır ile alırdı. aydan şener ve toprak sergen' in oynadığı bu filmde, toprak sergen'in saçı başı tarzı bohemliği bambaşkadır. görülesidir. bu deli bozuk karakter ile aydan şener aşk yaşarlar. aydan şener de ne güzel kadındır; ama ganıbozuk toprak, aydan'ı en yakın arkadaşı ile aldatır. şimdi bu filmde en sevdiğim yere geliyoruz. aydan, toprak'ı malum kadınla yatakta basar ama kadını sırtını dönüktür ve kadının sırtında büyük bir et beni vardır. daha sonrasında aydan yakın arkadaşı ile alışverişe çıkar ve arkadaşı sarı elbisesi ile arz-ı endem edip, çılgınca dönerken et beni görünür ve aydan' a gerçek dank eder. sonrasında ayrılığa dayanamayan toprak jipiyle denize uçar ve finalinde efsane şarkı girer devreye. ay ışığında saklıdır.

benimki pink

3

kızlar, yazdınız oraya o renkleri de.. şimdi öğrendim sosyal mesaj gibi bir amaç varmış. allah aşkına kim ne anladı oraya yazılan renge bakıp?! bir kere erkek o kadar karmaşık bir bünye olmamıştır hiçbir zaman. erkek kişisi, ona bakıp meme kanserini akıl etmez yalnızca memeyi akıl eder.

soul kitchen / aşka ruhunu kat?!

0

mutfakta zaman geçirmeyi birazcık da olsa seviyorsanız bu filme gidin. ben çok seviyorum. bu sebeple yemek sahnelerinde bir kat daha fazla mutlu oldum. fatik akın' ın bundan önceki tüm filmlerini severek izledim. özellikle yaşamın kıyısında filmine bayım bayım bayıldım. o yüzden ne yapsa peşinden gideceğim insanlar listesinde bulunmaktadır kendisi. öncelikle değinmek istediğim bir husus var ki bu filme türkçe isim olarak ' aşka ruhunu kat'ı kim buldu? ve hangi zihniyetle? filmöin neresinden bu ismi çıkarmışlar. neyse efendim, filmin ilk yarısı çok güzel, ikinci yarıda tempo biraz düşüyor ve olaylar hızlı hızlı gelişiyor. bu sebeple film bir başyapıta dönüşememiş. zinos yunan asıllı almanya' da yaşayan bir genç. soul müzik sevgisi ile birlikte ' soul kitchen' adında bir restoran işletmekte. restoran çok bohem, mies van der rohe' nin ruhu şaadolsun total mekan sağlanmış. soul kitchen, genel olarak hızlı tüketime yönelik ucuz bir restoran. fakat işler pek de iyi gitmemekte.
zinos bir gün shayn ile tanışır ki shayn filmin belki de en orijinal karakteri olan bir aşçı ve bu rolde birol ünel harikalar yaratmış. shayn' ın gelişi ve zinos' un arkadaşı olan bir grubun restoranda çalmaya başlaması ile her şey mükemmel hale gelir. shayn' ın önemle vurguladığı ve benim de her zaman öyle düşündüğüm gibi yemekte sunum çok önemlidir! fakat; zinos' un dünyalar güzeli kız arkadaşı( nadine) işi için şanday' a gider ve zinos için işler biraz zorlaşır. bu yolda zinos' un pek de bir işe yaramayan abisi ilias' ın da devreye girişi ile restoranı ellerinden kaptırırlar ve olaylar gelişir... zinos' un yanında çalışan barmen kızın da ayrı bir çekiciliği vardı ve o yanlarında yaşayan yaşlı adama çok orijinal bir karakter yazılmış. müzikler de o kadar seçilmiş ki, hemen edinesim var müzikleri barındıran albümü. özellikle abi kardeş dans ettikleri sahnedeki şarkı.

*filmin ilk yarısı boyunca sinemada uğur polat' ın adını hatırlamaya çalışmam, resmen can sıkıcıydı.

..

1

bir evde bir şişe bacardi black olması hiç iyi bir şey değilmiş aklınızda bulunsun hele ki yanında bir de milka strawberry yoghurt varsa.

.

1

bazen bilöğümün bembeyaz olduğunu hayal ediyorum.

1/08/2010

itiraf

0


bugün benimle hiç üşenmeden beyazıt' a helikopter saymaya gelen birini seviyorum ben.

___

0

hani ateşin çıkıyormuş gibi hissedersin de başka birine, özellikle de yanındaysa annene 'bir kontrol etsene' diye istekte bulunursun; işte o zaman yok ateşin falan cevabını alırsın ve üzülürsün ya.. aslında beklersin ki oha bebişim ateşler içinde yanıyorsun sen, ne yapacağız diye telaşlanılsın istersin, hayattaki en büyük üzüntümüz bu olsun güzel dostlar.

1/07/2010

tasoları ile oynamayan çocuk

6


tasoları çizilecek diye asla tasolarıyla oynamayan bir çocuktum ben. düşündükçe kendimi garipsiyorum. böyle deli gibi biriktirirdim, poşet poşet cipsler alırdım ama asla oynamazdım. arada bir çeyizlerine bakan evlenme çağındaki genç kız edasında çıkarıp bakardım tasolarıma. çizilme fikirlerine bile tahammül edemezdim. looney tunes tasoları ve pokemon tasoları özellikle. sonrasında çıkan her şeyi iticiydi. looney tunes zamanı yine çok küçüktük çok net hatırlayamıyorum da pokemon zamanı orta okuldaydık ya, ne delilik. bir zaman sonrasında cipslerden 3' er 5' er taso çıkmaya başlamıştı. cipsi dışından yoklardık hangisinde daha çok elimize gelirse onu alırdık. bu aşamanın son evresinde ise, cipsi yemediğimizi bile hatırlıyorum. tasoları alıp cipsi başkasına verirdik. statü göstergesi olan tasolar vardı bir de, misty gibi ash gibi. bunlar çok nadir çıkardı. hatta bir kişiye birden fazla çıkmışsa şansına, o kişi o tasoları 7-8 başka taso ile takas ederdi. en son olarak tv tasolar ve dev tasolar çıkmıştı. sonra ben bu kadar özendiğim tasolarımı ne yaptım, bir gün geldiler ve hepsini bir arkadaşıma verdim. o kadar özen, gözünün içine bak sonra da ver gitsin. evde bir tane dev taso kalmış o günlerden, bardak altlığı olarak kullanılıyor masamda. looney tunes tasolarına baktım da az önce internetten. içim kıpır kıpır oldu resmen. allahım ne büyük mutluluk kaynağıydı o tasolar. renkleri falan ne kadar güzel. şu tazmanya' lı için ölebilirdim sanırım. bir ara da doritos' tan da tarkan tasosu çıkıyordu. hatta o reklam kampanyası sırasında tarkan' ın bir reklam parçası vardı. doritos panço panço pançoo diye. şimdiki aklım olsa asla atmazdım ki..

* bu tasolardan hala saklayıp da bana vermek isteyen var mı? (:

1/06/2010

aforoz

3

evet şimdiye kadar bir çok kişiye karşı bu kadını savundum. apayrı ve sonrasındaki albümlerin başarısını göz önünde bulundurarak. her ne kadar o üzerine oturamayan hallini görüyor olsam da çok başarılı şarkıları olduğunu düşünerek bunları göz ardı ediyordum. ama kendisi çok daha doğru düzgün bir yolda ilerleyebilecekken sapır sapır dökülmeyi tercih etti. bu konuda attığı en büyük yanlış adım, luca tomassi denen yetenekli adamla çalışmayı bırakıp her işini kemal doğulu' ya bırakmasıydı. türkiye' nin madonnası olmak isteniyor dendi, çakma madonna dendi. ama halbuki giydiği o zıbınımsı mayolar dışında hiçbir haliyle madonna ile alakası yoktu. zaten ona yaklaşma gibi bir ihtimali de yoktu ama bu kadının madonna ile cidden alakası olmadı. daha çok kuzey avrupa' dan çalıp çırpma yaptılar çünkü biz ülkecek o müziğe aşina değiliz. en azından madonna kadar değil. düşünelim, kemal ile yapmaya çalıştığı ve minik kuş olduğu o klip ( 1 yerde) , ordaki haliyle ne kadar karin drejer havalarında olduğunu göreceksiniz. bir nevi the knife havasına bürünmeye çalışıldı. ama türkiye' de bu durum madonna' nın daha çok bilinmesi itibari ile çakma madonna olarak adlandırıldı. hayrola albümü ile işler gayet yolunda giderken, bir anda sanatçının tutarlılığı zaman içinde belli olur gibi zırva bir açıklama geldi. bu açıklamanın meali tam olarak şuydu ' İSTEDİĞİM KADAR PARA KAZANAMIYORUM'. evet kimse ona senin aşkın balondu söndüdeki kadar para vermiyordu. önceden 60 alıyorsa bir sahneden artık 10 kazanıyordu. bir süre boyunca sanat müzik emek tarz falan diye geveledi ama bu kazanç ne kendi kokain parasına yetti,ne sevgilisininkine ne de kayınçosununkine. bu ucuzluk yolunda attığı 2. büyük adım da beyaz show' a çıktığı abuk haliydi. saç baş eski ucuz hali yolunda epey ilerlemişti. nedense( !) hep eski albümlerinden şarkılar söyledi. halbuki geçen yaz saba tümer' e çıktığında, saba tümer en güzel 5 şarkı listesinde hep eski albümlerinden parçalar koyduğunda ve herhangi birinin hangi albümünde olduğunu sorduğunda ' HATIRLAYAMADIM' tadında triplere girmişti. neden, çünkü o artık uç kuzey avrupa müziği yapıyordu. e benim kafasız hande' m köpek bile kemiği yemeden önce poposuna göre bir kontrol yaparmış. nasıl bu kadar kafasız olabilirsin ki. madem o kadar özgüvenli bir kadındın, kimseye hiçbir şekilde açıklama yapmak zorunda değilsin ki. çık benim canım bunu istiyor de çatır çatır yap. en son talihsiz açıklamasına gelince ise; elektronik müzik serüvenini, pop parça bulamamaya bağlamış. işte bu noktada gözüme görünme. hani nerde kaldı onca söylediğin söz. tarz marz. hani nerde kaldı ' BAKKAL MÜZİK' afarozu. nerde kaldı luca tomassi ile çektiğin mükemmel 'biraz özgürlük' klibi. yaptığın, her türlü dinleyicine saygısızlık. tükürdüğünü yalamak gördüm de sen resmen ekmek arası yapıp öyle yedin be hande. hah, şimdi tam layığını bulmuşsun. zamanında ben bir demet bilirim o da ' DEMET KUTLUAY' diye ayar verdiğin demet' le ölümüne kanka olmuşsun. paranın tadı böyle bir şey olsa gerek. git. sonsuza kadar kaybol. ucuzsun.

1/05/2010

Klip: Şebnem Ferah - Yalnız

3

ömer faruk sorak yönetmenliğinde çekilmiş klipte,3 beden küçülmüş bir şebnem ferah ile karşı karşıyayız. kaşlarda da bir oynama olmuş sanırsam. bu kadın gitgide güzelleşiyor mu ne yapıyor bilemedim. onu elbiseli görmeyi ve sağ omzunu aşağıya doğru çektirerek yaptığı hareketi çok özlemişim. klipteki görüntüler, fotoğraflar, otobüs fikri, gölgeli gözler, ağır sessizlikler o kadar güzel anlatılmış ki; izleyin, içinizde bir çukur oluşsun. hele sonunda camdaki görüntüsünün kendine yaslanışı yok mu.. bir de yüzüne tutulan pervane ile saçları en güzel havalanan kadınsın şebnem, ötesi yok!

tekrardan, benim adım orman yorumu.

bella bacım

0

twilight' ları sonunda izledim. film hakkında bir şeyler yazasım yok hiç. bella ne olacak diyorum ben. bir oğlan sevdi vampir çıktı, sonra o gitti bir şeyler oldu. sonra bir oğlan daha sevecek gibi oldu o da kurt adam oldu. güzel gızım, olmaz böyle zoru seviyorsun anladım da bak orda amerika' lı düz sarışın çocuk var içine düşmediği kaldı yazık çocukcağızın git onunla izdivaç et. dümdüz bir hayatın olsun, mis.

*o değil de o beyzbol sahnesine supermassive black hole bu kadar mı yakışır arkadaşım.

deneysel

1

-alper, alper ne yapıyorsun?
-evden çıkmadan kaç gün yaşanır adlı çok sürreyel, abstakt, postmodern, historisist olduğu kadar espresyonist bir deneyim yaşıyorum.

en son içeri cumartesi 4 sularında girdim; o değil de bu final tatili benim sonum olacak, çok korkuyorum.

açığa vurulmamış arzular

4


Undisclosed Desires

MUSE | MySpace Müzik Videoları


bugünlerde muse' un son albümü the resistance ile yaşamaktayım. her türlü şeyi denemiş muse arkadaşların, boyband' lere timbaland' lara taş çıkartacak güzellikteki bu piyasa şarkısına bir kulak verin hele.

1/04/2010

şeyma 75

1

-nerden taktım ki ben bu baba mevzusuna?! sevgi gösterme muabbeti üzerine çıkmıştı evet buldum. yok ya ne öyle olacağım, yerim ben yavrumu yerim. oha bu yaşta nereye gidiyorum ben. aslında şöyle düşünmek lazım benim babam, üniversite son sınıftayken ben doğmuşum. facebook' u olan babamın üniversite mezuniyetini görünce derin yaşadığım duygular. babamın facebook' u olması bambaşka bir tat ama orada gazi üniversitesi '89 belirtecini görmek daha bir hoştu. öyle düşününce fazla yavaş bile sayılırım. hatta ona yetişme imkanım kalmadı. aman ne büyük dert.
-rüyamda şeyma 75'i gördüm. şeyma 75 de kimmiş diyenler için ıssız adam' ın başlangıç sahnesinde kocası ile birlikte ıssız ile sevişmek isteyen kadın. hani kocasının tek şartı gözlük ve şapka takmak olan. işte rüyamda benim bu kadınla yasak aşkım varmış. rüyaya gel! neyse rüyamda bana sevgilin varmış diye trip attı falan. yahu sen şeyma 75' sin. şeyma 75' liğini bileceksin. o, ıssız ile ada' yı el ele gördüğünde güneş gözlüğünü takıp nezih bir şekilde oradan uzaklaşmıştı.
-geçen gece de rüyamda deniz aslanları gördüm. böyle denizin içindeyim, aslında sevimliler falan diyorum ama birisi bir saldırıyor sonra hepsi saldırıyor. ben de atar yapıyorum bunlar sevimli hayvanlardı hani falan diye. uzun süre kurtulamadım ama. karada olsa yenerdim de deniz olduğundan kelli yapış yapış sardılar her bir yanımı. bunların hepsi pier 39' dan kalma bilinç altları.

-sonunda yağmur' a atar yapan şarkıcımız da oldu ya, daha ne diyeyim. ceynur adlı hanım kızımız. yağmur diyor, sen de vurup durma şu cama diyor. bak bak bak sen. haspam.

-bir dizinin bitmeye doğru attığı en büyük adım star tv' ye geçmektir. bunu bilir bunu söylerim. özellikle de atv veya kanal d' de başlamış ve çok tutulunca star' a geçmişse..

-star tv' nin mavi renk logosu olduğu günleri görmüş bir nesiliz a dostlar, hayat..

-hayatı pi' ye alın ne ya?! çok çok çok başarısız. kötü ötesi. kelime oyunları, komiklikler falan. olamamış.

-bir kızcağız vardı. dj falan öyle çılgın bir tipti. berna mıydı neydi adı. gerçekten öğrenmek istesem gagıl yaparım ama hiçbir önemi yok çünkü o tarkan' ın baldızı. bizim için o hanım kız tarkan' ın baldızı olmaktan öteye asla gidemeyecek. ablası ile tarkan ayrıldı ama o hala tarkan' ın baldızı. ulusal baldız adeta.

-efendim. buralarda bir bozacı furyası var bugünlerde. ne oluyoruz yahu?! böyle bir adet hala devam ediyor muydu. baya booozaaaa diye bağıra bağıra geziyor. her an bir grup çıkıp, biz heybelide heeerr geceee mehtaba çıkardıkk diye ramazan eğlencesine başlayacakmış gibi hissediyorum sürekli.

baba

1

bazen, çocuğunu anca o uyuduktan sonra sevebilen bir baba olursam diye çok korkuyorum.

1/02/2010

yüksek ışıklar

3

nisandan özendiğim üzere benim de böyle bir şeyler yazasım geldi. 2009' a gelsin..

- bu yıl kendim için yaptığım en güzel şey belki de bu blogu açmaktı, çoğu zaman bana verdiği moral bambaşka oldu.

-zaman zaman çok saçmaladım, bazen fazlası ile keyfimin doğrultusunda gittim. olmayacak şeyler yaptım ama hiç pişman değilim; içimde kalmasından iyidir.

-yine mimarlıktan şikayet ettim. mızmızlandım durdum. sonra da başka meslek yapamazdım ki ben dedim. her teslim sonrası seviyorum lan ben bu işi dedim. öncesinde lanet olsun dedim.

-bu yıl beni en çok bunaltan sevgili altı arkadaş üstü kavramıydı. buna dur dediğim nokta da 2009un diğer en güzel yanıydı.

-özellikle tadına doyamadığım bir şantiye stajı dönemi geçirdim. özel okul önyargımı yıktım. süpersonik insanlar tanıdım.

-bambaşka müziklere yelken açmaya devam ettim.

-yıllardır istediğim bir okan programına katılma fikrini, disko kralı' na katılarak gerçekleştirdim.

-ıssız adam' ı defalarca izleyip defalarca gülebilecek kadar güzel arkadaşlarım var dedim. güzel olduklarını zaten biliyordum da bu kadar da güzel olunmaz ki arkadaşım dedim.

-artık ne güzel türk filmleri çekiliyor diye sevindim. ıssız adam değil kastım tabi.

-uzun dönemdir özlemini çektiğim arkadaşımla staj sayesinde inanılmaz güzel bir ay geçirdim. muabbetin, gülmenin dibine vurdum.

-kötü alışkanlık, kime göre ne kadar kötüdür. sorgulamayı bırakalı çok olduğunun farkına vardım.

-hayatımdan, çok yakınımda olan biri çıktı. ben yine de yaşadıklarımıza saygı duydum.

-2 kere ev taşıdım. en son taşındığım evde ölmeye karar verdim. taşınmak çok zahmetli bir iş a dostlar. ben burdan çıkmam artık.

-bol bol artık 21 olduk oğlum geyiği yaptım. ne çirkin 21. bence hep 19 olunmalı. böyle devam ettim işte geyiğe.

-2008 yazından beri süre gelen, yese de kilo almayan insan olmaya devam ettim. çok fazla tükettim. hala fitim bence.

-bol bol lise geyiği yaptım. herkes ne kadar değişti dedim. lise geyiği hiç bitmez ki dedim.

-ne kadar saçma insanlarla arkadaş olduğumuz zamanlar oldu dedim. karşılığında itiraflar aldım.

-sonu güzeldi bu yılın. bana özel birini hediye etti.

-benim adım orman çıktı.

-zamanın ne çabuk geçtiği bir kez daha fark ettim. daha yeni girdikti 2009'a ?!

çooook yahşi batı

0


bir mesleği ya da meslek olmasın herhangi bir şeyi icra ederken, o alanda yaptığı her iş beklenen; o yaptıysa mutlaka iyi bir şeyler olmuştur denilen bir insan olmak hayatta olabilecek belki de en güzel şeylerden biri sanırım. ülkemiz için buna çok bariz bir örnek var, cem yılmaz. kendisine yüklenmiş olan çok komik olma misyonunu bir kenara koyma isteğindeyim çünkü zekasına ve yazım gücüne o kadar hayranım ki; hatta itiraf etmek gerekirse, ciddi anlamda yazma gücünü kıskanıyorum. bu yazma gücünün temelinde yatan birikim önemli bir anahtar. çünkü bu güce hayran olmamı sağlayan asıl etmen, cem yılmaz' ın inanılmaz olduğunu tahmin ettiğim bir akademik birikime sahip olması ve bunun yanında kültürümüze, onu avucunun içinde oynatabilecek kadar hakim olması. bu iki özelliğe sahip bir insanın akademik ve kültür yoğunluklu göndermelerle dolu metinleri beni kendimden geçiriyor. cem yılmaz için bir önsöz olsun bu. yahşi batı' ya gelmek istiyorum. çok üstü kapalı bir yazı yazmaya çalışacağım, kimsenin seyir zevki kaçmasın. çünkü izlemeyen herkes için şu anda harika bir film cepte durmakta.1 ocakta arkadaşlarımla gittiğim filmde tüm sinema tamamen doluydu. yaptığın işin bu kadar merak edilmesi kadar zevk veren bir ego tatmini daha düşünemiyorum. düşünün, 1 ocak. çok özelmiş gibi görünen ama yılbaşı gecesi akabinde kaynamaya mahkum olan talihsiz gün. benim bu yılbaşım gerçekten çok güzeldi onu bir kenara koymak istiyorum ama genelde 1 ocak çirkindir. o güne en çok yakışan şey de yahşi batı olabilirdi sanırım. cem yılmaz öyle bir senaryo yazmış ki, her bir noktası ince ince göndermelerle dolu. filmin ilerleyen her bir anını bu senaryonun çıktığı beyne hayran olmakla geçirdim. ingilizce konuşmalarla başlayan filmde, tam da ben ciddi ciddi tüm film ingilizce konuşup konuşmayacakları merakı içindeyken, cem yılmaz inanılmaz bir hareketle türkçe dublaja (?!) geçti. hikaye bir yandan tatlı tatlı ilerliyor, bir yandan araya o kadar güzel göndermeler geliyor ki.. başlıca bahsetmek gerekirse buffalo taşakları ile kıyılan nikah sonrasında türk telefon sapıklığı tarihine gelen ohh serinledim göndermesi, bıyıklı demet evgar macun- ağda göndermesi, colanın bulunması, colayı türkler bulmuş olsaydı olabilecekler, istenmeyen tüy adlı kızılderili, sert gay kovboy, esrar kafası, esrarın deli karın acıktırması, benim bir şeyim yok biraz karıncalarla konuşacağım kafası, ata sporumuz yağlı güreşin gay fantezisi olabilme ihtimali, baktığın yerde güzelliği görebilmek mesela at sikindeki kelebek, bu göndermeleri yaparkan üstlerinin harika bir şekilde kapatılmış olması ve hepsinin seyircinin zekasına kalmış olması, tiyatro tarihimiz, orta oyunu, hacıvat - karagöz, amerika' nın sürekli papates yiyen halkına türk yemekleri yedirilirse olabilecekler, kentucky' de tavuk işletmesi açma kafası ve kfc göndermesi, türkler kızılderiliymiş hayır oğlum öyle değil kızılderililer türktür derler, işin yoksa 10 dakika ara repliği ile araya giriş ve daha bir sürü şey. filmde gereksiz bulduğum şey chuck-çak esprisinin fazla kullanılmış olması idi. demet evgar da, eğer bilinçli bir seçim değilse, fazlaca 1 kadın 1 erkek' teki rolü etkisindeydi. bir kaç kez daha izlemek isteyeceğim bir film olmuş. cem yılmaz yeter ki sürekli bir şeyler yazsın, üretsin diyorum!

son olarak, biraz kişisel olacak ama, yılbaşı ve akabindeki zaman dilimini harika bir şekilde geçirdiğim muhteşem tatlı dostlarımı bir kez de buradan kucaklıyorum. ( ibo-uğur-pelin)