8/27/2014

almanya ardından 1

0

yazmayı unutmuşum. telefonun notlar kısmında yığınla not var. bazılarının ne anlama geldiğini bile bilmiyorum. asplund (sweden gibi mesela). bakıyorum bir okulmuş. yine çok mimar bir çocuğum diyorum. şu geçen 8 ayda o kadar fazla şey oldu ki yine yazmak istesem de nereden başlanır bilmiyorum. 
" metroda paris'te büyümüş ama fransızca çok bilmeyen danimarkalı (ama danca bilmeyen) bir çocuk yanınıza oturabilir miyim diye gelip bizimle muhabbet etti. almanya'da yaşıyor, çok iyi almanca ve ispanyolca biliyormuş. hayat ne garip.

0-5     yaş almanya
5-10   yaş danimarka
10-15 yaş fransa (marseeyyy)
15-     yaş almanya "

yazmışım notların birinde. tarih 10 mayıs 2014, saat 01:46. zil zurna sarhoşken bile çocuğun hikayesi o kadar ilginç gelmiş ki, zaman çizelgesi çıkarmışım. şimdi bakınca o kadar ilginç gelmiyor. almanya'da yaşarken çok yoğun bir şekilde yaşadığım -özellikle başlarda hiç aşamadığım- bir kıskançlık duygusu vardı. sonrasında yaşam standardına alışınca geride bıraktım. üstteki çocuğun hayatından sonra buradaki hayatlar daha bir kuru geldi belki de. buradaki insanların hayatını kuruluktan çıkaran şeylerin, rejim kaygısı, özgürlük kaygısı biraz daha doğuya gidince her gün bombalanma kaygısı falan olmasını düşününce özellikle.

bir gün yine türkiye'nin sorunlarından bahsederken isveç'li bir çocuk, anlattığımız şeyleri kafasında canlandıramadığını söylemişti. hayır hiç de aptal biri değildi. kafasında bizim uğraştığımız şeylerin yerinde duran büyük boşluk tam olarak kıskandığım şeyin tanımı belki de.

diğer bir notta isveç-fin hokey yazmışım.
ilk gittiğim zamanlar kış olimpiyatlarının en yoğun olduğu dönemdi. bir gün metroda isveçli bir çocukla fin bir kızın hokey rekabeti muhabbetlerinin ortasında kaldım. nasıl? kuzey avrupa refahını kokladınız mı. hokeyin bir grup insanın hayatının merkezinde olması abesle iştigal bence ama öyleymiş yani. isveç finalde kanada'ya kaybedince bir hafta depresyonda gezen bir isveçli'den yola çıkarak söylüyorum. daha önce blogda insanların meslek olarak hentbolcu olmayı nasıl seçtiklerini merak ettiğimi söylemiştim, bir insanın hayatının merkezinde hokey olması da buna benzer bir konsept.

insanlar çok uluslu bir ortamda yaşamaya başladıklarında muhabbet başlangıçta çok yüzeysel seyrediyor. italyanların "türk gibi sigara içmek" kalıbını kullandığını öğrenmek en ilginciydi. italyanlara cevabım ise la gazette della sport oldu çünkü italyanca söylenebilecek en güzel şey bence.


taze fasülye ye, namaz kıl, meşk et

1

ben bu ara çok işsizim ve annemle her gün bir film izliyoruz. annemle böyle pozitif, aşklı falan filmler izliyoruz. bugün eat,pray,love' ı izledik.  julia roberts' ın spagetti yediği bu sahnede perihan savaş'ın taze fasülye yediği sahneyi hatırlayan tek ben değilimdir bence.


ben çok uzun süredir film izleme temposunu kaybetmiş bir insanım. vizyon filmlerinin takibini kaçıralı 4 sene falan oldu sanırım. bu ara annelik filmler izliyorum ama bu durumu bir kenara koyarsam, son zamanlarda izlediğim hiçbir filmi beğenmiyorum. aşırı derecede dizi izlemek sinema izleyicisi olma kültürümü yok etti adeta. bir film süresinin bile fazla gelmesi nasıl bir tüketim temposuna girdiğimin bir yansıması sanırım.

şimdi bu bokum gibi olan filme gelirsek, beyaz insanın problemlerinin dibine hiç bu kadar girilmemişti sanırsam. ben julia roberts' ı çok seviyorum. çok iyi bir oyuncu mu, çok güzel bir kadın mı hiç umursamadan seviyorum hem de. filmin sonlarında -bali zamanları- canlandırdığı karakteri dövebilirdim. doyumsuzluğa övgü filmi mi çektiniz nedir?

filmle ilgili tek sevdiğim kısım roma bölümü idi. hindistan bölümünü tamamen çöpe atabiliriz. javier bardem gibi bir baba olur muyum en çok bunu düşündüm. bence çok deneysel bir baba çünkü.

-anne bu kadın sence güzel mi?
-dudakları bir garip, ağzı balık ağzı gibi. güzel.

4/02/2014

how I met your mother' ın finaline istinaden (en kötü 5 dizi finali)

0

bugün how I met your mother' ın final bölümünü izledim. 3 sezonun ardından sürekli olarak daha kötüye giden dizi, 9. sezonun iyice kötüleşmesinin ardından korkunç bir dizi finaliyle aramızdan ayrıldı. bunun üstüne aklıma izlediğim diziler arasında kötü final yapanlar geldi, onlardan bahsetmek istedim.

*spoiler unsuru barındıran bir yazı olacak buna dikkat çekmek isterim*
en kötüden daha az kötüye doğru;

1-lost
LOST S06E17 18 The End The Final Episode LOST The End The Final Episode S06E17 18 Lostunlocked Lost download
bu konuda bana katılmayan kimse olmaz diye düşünüyorum. gecelerce bizi uykusuz bırakmış, bir bölüm daha bir bölüm daha diye manyak etmiş dizi nasıl da dımdızlak bitmişti hatırlar mısınız? milyonlarca cevaplanmamış soru, olayların bir şekilde dine bağlanması ve daha birsürü şey.


2-seinfeld
Seinfeld Finale
seinfeld bana kalırsa, sürekli çıtasını yükselten bir diziydi. senaryo olarak hep belli bir çizgideydi fakat karakterlere alıştıkça onların nevrotik hallerini izlemek sezonlar ilerledikçe daha keyifli bir hal almıştı. tüm bu sağlam gidişatın sonunda BUM! inanılmaz negatif, nedenini hiçbir şekilde anlayamadığım bir hapis olayıyla bitti dizi. hala ara sıra aklıma gelir canım sıkılır.

3-dexter
'Dexter' series finale: Michael C Hall as Dexter5. sezon ve sonrasını izlerken sürekli olarak keşke 4. sezonun o müthiş finali dizinin de finali olsaymış düşüncesine kapılıyordum. sonradan işlenen konular, dahil olan karakterler sürekli silik kaldı ve sonunda olay saçma sapan bir şekilde bağlandı. dexter'in harrison'ı o kadına emanet edip ormancı olması yani neresinden baksam o kadar alakasız ki sapır sapır dökülüyor.


4-how I met your mother
işte benim ciddi bir şekilde görev bilinciyle izlediğim dizi. nerede o ilk 3 sezonun tadı nerede sonraki zorlama sezonlar. 9. sezon ise işin iyice cılkının çıktığı noktaydı. bir bütün sezon hazırlandığımız evliliğin kısa bir süre içinde bitmiş olması, anneyi henüz öğrenmişken geçiştirilmiş bir şekilde ölüşünü öğrenmemiz. olayın bir şekilde robin'e bağlanması ve çocukların bu konudaki tepkisi. barney' nin alakasız bir şekilde çocuk sahibi olması. bu kadar çok şeyi böyle koştur koştur anlatacaklarına asıl 9. sezonu komple son bölümde vuku bulan olaylara ayırsalardı diye düşündüm.

bir de; banyoda keçi hikayesi vardı o anlatıldı mı noldu o?

5-prison break
4. sezonunu bile her türlü saçmalıklarını bir kenara bırakıp, bir şekilde heyecanla izlediğim bu dizide michael scofield neden öldü mesela? dünyaları aştırdılar adama, yenmediği kişi/kimse göstermediği zeka gayret kalmadı ama beyin tümöründen öldü. kocaman bir NO.

1/27/2014

avro

0

selamlar,
bana bu sene euro çok lazım, euro 3.1 tl oldu.

euro veren işe girseydim 1.3 tl olurdu,
selamlar.

1/26/2014

asqerimle mesajlaşma qeyfii

0


1/24/2014

amaan, ..... işte

2


-american horror story inanılmaz başarılı bir yapım, jessica lange ise her bir bölümde ağzımı açık bıraktırmayı başarıyor. dizinin özellikle 2. ve 3. sezonu çok çok iyi. coven' a dair birçok eleştri okuyorum ama hiçbirine katılmıyorum ve inanılmaz iyi buluyorum.

-yıllar sonra bir türk dizisini (aramızda kalsın) sevdim ve tam randımanlı olmasa da takip eder oldum. onun da son 2 bölümdür görüntüsüne bir haller oldu, sanırım görüntü yönetmenliğini bir ütü üstlendi, dizi telefonla çekilmiş gibi görünüyor.

anneme diyorum ki bu dizinin görüntüsüne ne olmuş? o da diyor ki; aman dizi işte. işte yaklaşım gibi yaklaşım.

-ben şimdi iç mimari tasarım yüksek lisansı yapıyorum, ilk dönem bitti. annemlerin yanına geldim. annemin sorusu "sen şimdi bu dönem ne öğrendin? iç mimarlık mı öğrendin?" bilmem dedim. öğrendik işte bir şeyler galiba. sonra dönem projemi gösterdim, e sen bunları lisansta da yapmıyor muydun dedi. anne beni üzme hadi tamam dedim.

"basitçe açıklayamadığın bir şeyi bildiğini söyleyemezsin" gibi beylik bir cümle var ya, bu durumda sanırım ben boşuna okuyorum arkadaşlar.

-bu konuyu pek bilmeyen insanlar için master tam bir muamma. ilk soru siz şimdi ne yapıyorsunuz? sonrasında gelen mutlak cümle ise ohoo oku oku nereye kadar. insanımız yorum yapmayı da moral vermeyi de seviyor.

-ülke gündeminde olan hiçbir şeyi takip etmiyorum. twitter'da siyasi içerikli paylaşım yapanların hepsini takibi bıraktım artık hiçbir şey öğrenmek istemiyorum. tüm beklentimi kapattım.

-geçenlerde ilköğretimden bir arkadaşıma bir tv kanalında beslenme tavsiyeleri verirken denk geldim. zamanında yazmıştım, bir kibrit kutusu peyniri koltuk altınıza sürün keçi peynirini yerken keçiyle sevişin gibi tavsiyeler. 

ben hala yaşıtlarımın ya da arkadaşlarımın meslek sahibi olmasına şaşırıyorum ara ara düşününce. bence hepimizin meslek sahibi olması biraz komik bir şey.

öte yandan ilkokulda falan başarı dengelerini düşününce, sonrasında işlerin değişimini gözlemlemek de ilginç geliyor. paranız varsa geri zekalı olabiliyorsunuz falan.



-son olarak şu kaydıraklı, sözüm ona çok eğlenceli ofis görsellerinden iğreniyorum sanırım. (hep çok eğleniyoruz kaydıraklardan kayıyoruz hem çalışıyoruz hem eğleniyoruz hoh hoh ho). 3. dünya ülkesinde olmak ve bunlara çok uzak olmak da etkin bu fikrimde muhtemelen.

-ben bu ülkeye dair her şeyden soğudum be blog, ikinci dönem almanya' da olacağım, keşke bir takım durumlar oluşsa falan diye geçiriyorum içimden ama öte yandan da hiçbir şekilde hayal kurmuyorum. 

sevgiler.


10/17/2013

türkiye karışık mix

0



mayıstan beri bıkmadan dinliyorum. uzun süre de bıkacakmışım gibi görünmüyor.


10/16/2013

.

0

hayatın adalet algısını hiçbir zaman anlayamadım. o kadar anlayamadım ki arkadaşlarım arasında alay konusu bile oldu bu durum. her zaman bir nedensellik beklentisi içinde oldum, aslında hiçbir şeyin belli bir nedene dayanması gerekmediği gerçeğini hiç öğrenemedim. sürekli neden şimdi bu oldu ki? bunu yaşamamız neden gerekti ki? bunu hak edecek bir şey mi yaptım ki? gibi mantıksız sorular sormaya devam ettim. en azından şimdi bakınca bu sorularla yaşamanın mantıksız olduğunu görebiliyorum, sormayı bıraktın mı derseniz cevabım hala aynı.

kalbim kırılıyor. hiçbir şey yapamıyorum, hiçbir şey yapamıyoruz. sanki ölüme alışmak mümkünmüş gibi kendimizi ölüme hazırlıyoruz. ben hala, neden? soruları içinde boğuluyorum. bir nedeni olması gerekmediğini kabullenmeyi reddediyorum. neden bu kadar erken olmak zorundaydı? neden bir teyzemi kaybetmişken diğeri de böyle şeyler yaşamak zorundaydı? 
neden iyi insanlar böyle şeyler yaşarken kötüler domuz gibi, onlara hiçbir şey olmuyor? bir çok soru gibi bunun da cevabı yok, sadece bunu biliyorum.


9/07/2013

türk erkeği için basitleştirilmiş giyinme klavuzu -kesin bilgi-

2

hepinizin bildiği gibi ülkemizde artık türk erkekleri için de moda blogları mevcut, ne güzel. yalnız karıştırdıkları bir nokta var ki; tutumları fazla tepeden inme. benim erkek kardeşlerim yıllardır mağdur. ama bugün evelallah çok güzel bir temel atıp, geleceğe umutla bakacağız.

günlük hayat içinde o kadar çok, kötü giyinmiş adam görünüyorum ki, çok basit bir şekilde çirkin giyinmiş bir erkek olmamak için nelere dikkat etmek lazım bahsetmek istedim. zira şık olma önerilerini vermeden önce çirkin giyinmiş olma aşamasından kurtulmak şimdilik nacizane beklentim. sevgili hem cinslerim bu kıyağımı unutmayınız diyor ve neler yapmamalıyız konulu fikirlerimi yazıyorum;

-tshirt altına atlet giymiyoruz.
-dolayısıyla ve asla beyaz tshirt altına atlet giymiyoruz.
-elimizdeki sandaletleri sakince yere bırakıyoruz. eğer ki sandalet giymezsem ölürüm hissiyatındaysak, olabildiğince az bantlı olanlardan tercih ediyoruz.
-yine de mümkünse sandalet giymiyoruz.
-az delikli, ayakkabıya yakınsayan sandaletleri iki yakamız bir araya gelmeyecek olsa bile giymiyoruz, içine aynı renk çorap giyenleri allaha havale ediyoruz.
-beyaz spor ayakkabı giyeceksek içine koyu renk çorap giymiyoruz. mümkünse beyaz kısa çorap giyiyoruz.
-crocs giyenlerin ağzına crocs'la vuruyoruz.
-kıvanç tatlıtuğ hırkası giymiyoruz, o hırkalar adete bir urba gibi iç sıkıyor.
-boynumuz çağla şikel'inki kadar uzun değilse boğazlı kazak giymiyoruz.
-mümkünse boğazlı kazak giymiyoruz.
 -k.atatürk dövmesi yaptırmıyoruz.
-aşırı şekilli sakal kullanmıyoruz. aşırı şekil sakalı, ipince bir hat boyunca iki kulağı birleştiren sakalın başını çektiği bir çete gibi düşünüyoruz.
-diz ile ayak bileği arasında bir şort giyeceksek, mümkün olduğunca dize yakın modeller tercih ediyoruz. aksi halde, 300 günübirlikçi fragmanından bir karakter gibi görünüyoruz.
-alt çok desenli, üst çok desenli giyinmiyoruz. onun başarılı uygulaması için çok ince bir çizgi olduğu için bu seviyede önermiyoruz.
-güllü dallı deniz şartı mümkün mertebe giymiyoruz, hadi bir şekilde denizde giydik aman ha şehir içinde giymiyoruz.
-hayvan gibi büyük taraklı ayakla toms giymiyoruz.
-kapşonu kürklü olan herhangi bir üst giymiyoruz.
-mümkünse keçi memesine sahip olmuyoruz. göbek yine bir nebze de keçi memesi sahibi bir erkek asla olmuyoruz.
-ekşisözlük'te de görüyorum, inanılmaz bir kısa gömlek antipatisi var. kısa gömleğin de çok başarılı kullanımları mevcut. iki kritik nokta var; aşırı bol kısa gömlek giymiyoruz (tercihen slim-fit giyiyoruz) ve kolları dirseğe kadar uzun kısa gömlek giymiyoruz. bol ve dirseğe kadar uzun kolları olan kısa gömlek kpss'den 94 almak gibi çünkü; giyersek anında devlet memurluğuna atanıyoruz.
-hiçbir koşul altında -kont bile olsak- şövalye yüzüğü takmıyoruz.
-babasının saatini takmış çocuk gibi görünmemek adına bileğimizden kalın saat takmıyoruz.
-aslında çok basit kardeşlerim. hadi bir gayret.
sevgiler.



5/03/2013

hansi taxta

3


arkadaşlar inanması güç olsa da hala bakü'deyim. zeki insanları çok özledim. zeki kadınları daha çok özledim.


1/06/2013

beis

2

-siz de her sabah ceset gibi kalkıyor musunuz?

-mesela ben ne zaman sabah evde kahvesini içip kahvaltısını edebilen bir insan olacağım? öyle bir dünya yaşanacak mı ya?

-arkadaşlar, geçende kendi şansını yaratmak ile ilgili bir cümle duydum da müsadenizle biraz midem bulandı. pozitif bakmanın da karmanın da amına koyayım.konunun çıkış noktası da, bir takım şeylerin olumsuz yanını düşünerek sürekli şansımı kötü yönde etkilemem şeklinde bir yorum almamdı. bu noktaya daha sonra geleceğiz.

- 3 bilemedin 4 aylık bir süreç olarak planlanan bakü hayatım 22 hazirandan beri devam etmekte. bir projenın uygulanması aşamasında yaşanabilecek tüm aksilikleri tahayyül edin, ettiniz mi? evet işte biz hepsini yaşadık. ondan sonra lütfen kimse karşıma çıkıp, şansını kendin yaratmak ya da kötü şansı çağırmak gibi şeylerden bahsetmesin.

-bakü'de hiç de fena olmayan bir hayatım var ama konu o değil. konu, ben ne kadar net şeyleri seviyor isem hayatın karşıma bir o kadar muğlak şeylerle gelmesi. şu geçen 6 aylık zaman diliminde iki sefer 1 aylık süreçlerle iş durdu. burada sebebini anlatmayacağım, birilerine anlatmak da yeterince sıktı zaten. ve bu, oraya alış buraya alış süreçlerinde bünyem inanılmaz saçmaladı. tam bakü'ye adapte oldum dönmem gerekti, yeniden istanbul'a alıştım yine dönmem gerekti. zaman ayırmayı istediğim bir sürü insana vakit ayıramadım misal. bunun mutsuzluğunu fazlası ile yaşıyorum.


-geçen sene 2011'e 10 üzerinden 6 vermiştim sanırım(arayıp bulmaya üşenmek), geçende bir muhabbet arasında 2012'ye de 6 verdiğimi fark ettim. buradan bir sonuç çıkarmam gerekirse hayatımın baya bir vasat/vasatın biraz üstü şeklinde seyrettiği.

-15 aydır çalışıyorum hala iş hayatına tam adapte olamadım. arada böyle her şeyi yakasım falan geliyor. bütün bir gün çalışıp akşamki 3-4 saatlik dilimlerde yaşamaya çalışmaya, değil 15 ay 150 ay geçse de alışabilecekmişim gibi hissetmiyorum. belki çalıştığım yerin de etkisi vardır, başka yer görmeden net karar da vermemek lazım.

-bir de askerlik mevzusu var tabi, arada bir çılgınlık yapıp askere mi gitsem diye de düşünmüyor değilim. zira sürekli bunun gölgesinde yaşayacak olma fikri can sıkıyor.

-2011 aralıkta başlayan süreçle birlikte koca bir 2012 boyunca hastalıklarla uğraştık, psikolojimin içine sıçılmasında bu da büyük bir etken. tüm bu hastalık süreçlerinden sonra, sürekli bir hayatı kaçırma kafası yaşamaya başladım. aileme daha yakın olmak için izmir'e taşınmayı falan düşündüm derken yine şu süreçte askerlikti boktu püsürdü derken geniş çaplı planlar yapamadığımı fark ettim.

-geniş çaplı planlar yapamamak da insanı köşeye sıkıştıran bir mevhum.

-öte yandan benimle bir mezun olup hala çalışmayan yaşıtlarım? sizi kıskansam mı ne yapsam bilemiyorum.

-2012'nin benim açımdan en güzel iki olayı madonna konserine gitmek ve dövme yaptırmaktı. ikisi için de SONUNDA kelimesini kullanabilirim.

-dövme konusunda pek duracağım gibi durmuyor, 3. ve 4. için kararımı vermiş durumdayım.

*tüm bunların yanında klasik c.o.a.d.f tarzı yazacak olursam;
-arkaaşlar sırf ana akım diye adele' e bok atanlarınızı görüyorum, yapmayın etmeyin.

-uzunca bir süre boyunca 500ES isimli otobüsü, 500S olarak yazıldığını sandığımı itiraf etmeliyim. çünkü ben doğma büyüme birmingham'lıyım.

-bir keresinde cape town demek isterken carpe diem demiştim ve çok utanmıştım. ama şimdi bakınca bu ikisi adeta karıştırılmak için varlar.

-bazen, bilgisayardan harici belleğe(ya da tam tersi) büyük boyutlu dosyalar aktarmam gerekiyor. o süreçte tabi ki bilgisayar başında beklemiyorum. çünkü  beklersem aynı pis kettle'ın(ketıl böyle mi yazılıyor) başında beklersen suyu geç kaynatması gibi bir şey yaşanacağını biliyorum. işte bu sebeple tahmini kopyalama süresi kadar bilgisayar başından ayrılıyorum. hatta biraz daha süre ekleyip kendimi garantiye aldıktan sonra döndüğümde ise genellikle, kopyalama işleminin aslında durmuş olduğunu görüyorum. böyle işte ne bileyim "bok püsür şu bu dosyayı kopyalamak konusunda emin misiniz?" bu soruyu o anda cevaplamadığım için tüm uğraşlar boşuna gidiyor.

-son olarak hala ders çalışamama üzerinden komiklikler yapan yaşıtlarımı görüyorum. please don't. 7 yaşında çocuğu olan yaşıtlarımız var bak. hayır örnek olsun diye söylemedim, ibret olsun diye.

-tıpkı sıla bacımın da söylediği gibi; çok sevdiğimden değil zor sevdiğimden..

-tek nokta çok keskin, üç nokta çok romantik. bu sebeple iki nokta kullanmakta bir beis görmüyorum.

burayı hala okuyan birileri varsa,
sevgiler.

8/11/2012

hüzün

1

 
cumartesi günleri de çalışanlar, merhaba.


7/22/2012

nobody knows me

3

mdna tour kapsamında, nobody knows me' nin arka planında gösterilen bu görseller, izlediğim en estetik protest görüntüler olabilir. konserdeyken hayvani basların da etkisiyle neredeyse kalbimi yerinden çıkaracak kadar beni sarsmıştı. hele ki bunca nefret söyleminin arasında çok daha bir anlamlı hale geliyor.


7/17/2012

el sıkışmaya belli bir standart getirelim

2

şantiye dolayısıyla bir çok insanla tanıştığım şu dönemde, her bir yeni kişiyle el sıkışırken ne hissediyorsam jerry seinfeld tüm hissiyatımı bir bölüm başı konuşmasıyla özetledi resmen. nevrotik ikizim seinfeld'den geliyor;


-İnsanlar olarak, bazı sosyal
konularda eğitilmemiz gerek...

...konuşma mesafesi gibi.

Bazı insanlarla konuşmak,
arabaya servisteki...

..palyaçoyla konuşmak
gibi değil mi?















Ve el sıkışmak da en kötüsüdür.

El sıkışmanın belli
standartları yok.

Çok güçlü, çok zayıf.

Bazen dörtte üç oranla...

...sadece parmaklarıyla
el sıkışırlar.

Erken bırakma, geç bırakma.

Bazıları sizin bırakmanızı
kabul etmez.

Siz bırakırsınız. Onlar devam eder.

Bazı insanlara gerçekten şöyle dedim,
"Hey, el sıkışmamız bitti."

Çok sarsıntılı,
çok yüksek...

...çok terli, çok uzaktan.

Bazen birisi sert bir şekilde
sıkar, geç bırakır...

...ve seni yakınına çeker.

Ona şöyle derdim,
"Üçüncü ıska. Dışarı."


7/13/2012

ilham, nereden geleceği bilinemez bir dışavurumdur vol.2

3

harry potter hangimizin gönül teline dokunmadı ki?

*zaha hadid, haydar aliyev kültür merkezi

7/12/2012

bakü ceyhan boru hattı artık çok daha anlamlı

5

-şimdi bakıyorum da bilöğgğgh koca bir haziranı es geçmişim, hatta o kadar es geçmişim ki sana hitabımın harf kodunu ezberden giremedim gerisini sen düşün.

-bir mimarlık kariyeri klişesi olarak bakü' deyim. teşekkürler. türki cumhuriyetleri mümkünse düşünmüyorum. türki cumhuriyetler şantiyeleri bir mimarlık kariyeri olarak fazla mainstream.

-azerbaycan çok tuhaf bir yer. türkiye'nin doğu batı arasında kalmış bir ülke olduğunu düşünenler bir de sovyet rusya ile türkiye arasında bir yerde sıkışıp kalmış azerbaycan' ı tatmalı derim.

-burada altın diş çok moda. adam gayet hoş mesela, sonra bir sırıtıyor ki aboouuvvv altın dişler.

-gelirken bir tane de ben yaptırsam diyorum, hayat zamanlı bir hatıra olur.

-gelirken yolculuğum rahat olsun diye en rahat şortumu çekip gelmiştim altıma, gelir gelmez de uyarımı aldım burada hoş karşılanmaz diye.

-şortu hoş karşılamayan bakü erkeklerinin modası ise tamamiyle skinny pantolonlar ve altına çekilmiş parmak arası terliklerden oluşuyor.

-içinizden hiç anlamamış cümlesinin geçmiş olduğunu umuyor sevgiyle gözlerinizden öpüyorum blog sakinleri.

-xalk (halk) çok keskin bir bıçakla zenginler ve sefalet içinde yaşayanlar olmak üzere ikiye ayrılmış. şehir merkezinde diorlar, bvlgariler; merkezden biraz ayrılınca kaba inşaat halinde bırakılmış binalarda yaşayan insanlar.

-bvlgari yalnız, v ile ;;;))) ;)

-apartman içleri ise gördüğüm en ilginç tasarım örneklerinden birisi. herkes kendi kapısının önünü yaptırıyor ve kalan kısmı kesinlikle ellemiyor. önceden garip şeyler için kullandığım "çok çılgın" kalıbı, çıtasını burada çok yukarılara taşıdı.

-benzinin litresi 40 qepik (1 tl) iken; biberin kilosu 2 manat (5tl).
ekmek bulamazsanız benzin için.

-bizim firmanın bir şoförü var, yıllardır da türklerle çalıştığı için türkçeyi diğerlerine göre daha iyi anlıyor. bir noktada haberleşmemiz gerekti, iyi o zaman gelince beni çaldırırsın demiştim ki başladı kızarmakla karışık kopmaya meğer çaldırmak, sakso anlamına geliyormuş. buralara yolunuz düşerse aklınızda bulunsun, çaldırmak demiyoruz ZENG EYLEMEK diyoruz.

-iyi o zaman gelince bana bir muamele çekersin aha ha ha.

-zeng eylemek diyen bir toplumun sonu ne olur onu hiç bilemiyorum.

-geçende bir polisin yanında azeri demiş bulundum, phıh şeklinde bozulma-kırılma-dalga geçme arası ( o da nasıl oluyorsa) bir ifadeyle AZERBAYCANLI diye düzeltti beni.

-bir bardak çaya 9 kesme şeker falan atıyorlar. hepsi küt diye şekerden gitmiyorsa, üç beyazı hayatımızdan çıkarma adlı sıkıcı konunun bir ayağından yırttık derim.

-bugüne kadar işimin düştüğü tüm azerbaycanlılardan ortak çıkarım yaparsam, en büyük ortak özellikleri dakiklik veya verilen sözde durma gibi prensipleri kesinlikle hayatlarına dahil etmedikleridir. yarım saatte geleceğini söyleyen adam en iyi ihtimalle 2 saatte geliyor ama çoğunlukla gelmiyor.

-sonradan görülen bir telefon çağrısına geri dönmek, başlarına bir şey gelmeyecekse tercihleri değil.

-öte yandan anormal bir inşaat piyasası var. adım başı ilginç ya da devasa tasarımlar yükselmekte. en enteresan olanı ise bana göre bakü' de bir zaha hadid projesi olması. istanbul' da bu ilginçlikte yapılar yok örneğin. geçenlerde bir ustamla buluşmak için telefonda birbirimize yer tarif etmeye çalışırken, ustacığım koskoca zaha hadid yapısını, "o şekilsiz binanın oradayım" diye tarifledi. GÖRDÜN MÜ ZAHA, HADİ BUNU DA AÇIKLA!!

-şimdi bahsedeceğim konu mimar gardaşlarımın daha çok ilgisini çekecektir, şimdiden ön uyarımı yapayım.
o projenin inşasını da şu an benim çalıştığım şantiyenin ana firması yürütmüş. orada çalışmış olup da şu an bizim şantiyede çalışan mimar ve mühendislerden aldığım duyumlara göre zaha hadid ofisi asla bir uygulama projesi ya da detayı yollamıyormuş. ohhh kebaba gel. sen rhino'da katya'da maya'da modelle (ki bunlar varsa yine şükür) sonra uygulamacılar didinsin dursun. HAYAT SEN BİZE NAZİK DAVRANMADIN.


I weep for humanity

7

geçen şantiyemdeki pijama takımıyla çalışan adamdan sonra bu şantiyede de göz yaşı dövmeli inşaat ustası gördüm. tanıdığım tüm ustaları düşünürsem çok derin bir dövme olmuş. mesajın nedir ustam diye yanına sokuldum, I weep for humanity dedi.
yani deseydi daha efsane olmaz mıydı?


5/12/2012

rihanna copies hande

0

madonna' dan sonra rihanna da hande yener takipçisi olduğunu bizlerden daha fazla gizleyemedi. sanatçı where have you been klibinde, hande yener' in unutulmuyor klibinden bir koreografiyi birebir aynı olacak şekilde alıntıladı.


5/08/2012

meh, tskrler ltf

2

-nasıl içim sıkışıyor tarifi yok. hiç ama hiçbir şey yapmak istemiyorum. içimdeki emo ergen ölmek bilmeyecek sanırsam. üstelik gün geçtikçe insanlara olan tahammülüm artan bir ivmeyle azalıyor.

-uykuya ihtiyacın yaş ilerledikçe azalması gibi bir şeyler duyuyordum bir ara, bende neden tersine işliyor süreç bilemiyorum.

-daha ileriye götürürsem son zamanlarda en çok uyumaktan keyif alıyorum denebilir.

-hele hele sosyalleşmek nasıl zor geliyor tarif edemiyorum, bazı arkadaşlarımın altın varaklı koltuğumda 36 kedimle birlikte öleceğim yönünde yorumladıkları geleceğime hızla koşuyorum.

-hayatıma yeni bir insan (buradaki insandan kastım kesinlikle bir sevgili) girmeyeceğinden neredeyse emin gibiyim.

-insanlar yıllardır; ben hiç aşık olmadım dediğimde; bir gün öyle bir çarpılacaksın ki.. demekten bıkmadılar.

-bir gün öyle çarpılacaksın ki, dediler insanlar ben hiç aşık olmadım dediğimde............ şeklinde kuran bir insan mı olsaydım acaba ben? iclal aydın türevi hayattan tiksindikçe mi aşka bu kadar uzaklaştım bilemedim ki hiç onu.


-sonuç olarak devrik cümlelerden ölesiye tiksiniyorum (yoda' nınkiler hariç).

-hayır bir de babam, anneme sabahlara kadar şiirler okurmuş adımı nazım koymuş falan, sonra nerede yanlış giden bir şeyler olmuş çözmesi zor gibi.

-aileden gelen kız yok mu sorusu yerini yavaş yavaş, aile çevresinden gelen evlenmiyor mu o daha o.O sorusuna bırakıyor. duyuyorum ve artırıyorum. bir anda pat diye çocuğumla çıkıp karşılarına ömürlerinin şokunu yaşatacağım.

-aile büyüklerinden alakasız birisi parayı ne yapıyorsun? kumar oynamıyorsun değil mi? diye sordu. ömrü hayatımın en büyük erörünü vermiş olabilirim.

-kumar oynamak ne be?

-maaşımı elime geçtiği gibi kredi kartına yatıyorum. yani benim için maaş sadece ekranda yazan sayılardan ibaret. ondan, arada, olaya daha fazla yabancılaşıyorum.

-kuzenimin 1 yaşındaki kızı ile telefonda konuşurken, nazım amcana alo de diyen birisi oldu. öhöm, nazım dede pls diye düzeltmemek için kendimi zor tuttum.

-bazı insanlar kendilerini benim gözümden görseler kendilerine aşık olurlar.

-bazı insanlar kendilerini benim gözümden görseler en yakın kezzapçıya gidip kezzap shot üstüne bir dilim limon yerler.

-kezzapçı.

-ev işlerinden hiç ama hiç anlamayan insanı sevebilme gibi bir ihtimalim hiç yok sanırım.

-bir de eline ev işi hiç yakışmayan insan var ki aman aman.

-derken, yemek yapamadığını gururla söyleyen kadın nerelere gitsin hiç bilemiyorum.

-arada bir stres atmak için bulaşık yıkayıp banko silmişliğim olduğu doğrudur.

-temizlikte kullanılan malzemenin adı benim için kılorak' tır. istersen izmir milliyetçisi diyebilirsin. çünkü çamaşır suyu dersem yanlış bir şey yapmışım gibi hissediyorum.

-toplu taşımada telefonla uzun uzadıya sohbet eden insana o kadar sinir oluyorum ki, sinirimi tarif edemiyorum. gevrek gevrek böyle. ben senin teomanjııın ile akşam bir drink alsan mı muhabbetini dinlemek ZORUNDA MIYIM.

-zorunda mıyımı söyleyen teyze geçen yine bir programdaydı ve benden daha maskulendi.

-uçak iner inmez bir hışımla yerinden fırlayan ve koridordaki ideolojik halaya derhal katılması gerekiyormuş gibi davranan insana inat, herkes çıkana kadar yerimden oynamıyorum.

-nasıl bir memur hayatına bağladıysam artık, televizyonda survivor olmayan gün ne yapacağım diye panik oluyorum ve içimdeki kenar mahalle dilberini bir kez daha gizlemeyip nihat' ı desteklediğimi söylemek istiyorum.

-uçak iner inmez kendini atatürk hava limanında etiketleyen insana da giydirmeden olmaz diye düşündüm ne dersin? ;)) ;;;)) (;

-şampuan reklamlarına göre hacimlendirici saç uzmanlığı diye bir meslek var. ondan sonra sen de mesleğinle debelen dur. bir arkadaşımın söylediğine göre de, j.lopez' in konserlerden önce meme uçları dik görünsün diye özel bir teknikle ona masaj yapan bir masörü varmış. j.lo' nun meme uçlarını mıncıklayarak idame ettirilen bir hayat düşünüp, ertesi gün işlerinize öyle gidin canlarım.

-ders çalışamama geyikleri anormal derecede sıkıcı olmaya başladı. oturun dizinizi kırın çalışın. allah allah, herkes geçiyor o yoldan. hayır biz yaşarken komik gibiydi bir de bu durum.

-özene bezene yazdığım iş meyılına "tskrler nazım, çizimin pdfsi varsa onuda yolla ltf " yazan patrona ne diyeyim nerelere gideyim.

-teşekkürler' deki ve lütfen' deki sesli harfleri yazmamayla kazandığın zamanla insanlık adına bir çığır açmışsındır inşallah canım.

-içimdeki aksi apartman amcasına merhaba deyin bilöğgğgh severler.

sevgiler.

4/28/2012

aman diyeyim

2

kilo alıp verme konusunda sibel can ile kapışan bünyemi bugünlerde ronaldo' nun bu fotoğrafı ile terbiye etmeye çalışıyorum. aynı mayaladığı yoğurt tutmayınca, seni köpeğin önüne dökerim diye korkutan annem gibi.