9/30/2009

ölümcül defter

1

sorumluluklarını günü gününe yerine getirme özelliği yüklenmemiş bir insan olarak ben, bugünlerde çok yakın bir zamanda yaşayacağım sıkıntının derdine düşmek üzereyim. staj defteri beni neden yoruyorsun?

9/27/2009

ucubik klip

2


ben de arkadaşlarımla geçicem kamera karşısına böyle, kendi kendilerine eğlenmişler resmen. ama malesef kemal doğulu klip çekememe geleneğini bozmamış sağolsun. klipteki erkeklerin %80' i gay, bir tanesi kleinfelter ( soner arıca) . hele o yarı çıplak görünen emre niye yarı çıplak?! adını nerden biliyorum, klibin en orijinal fikri olduğunu düşündüğüm isimler kısmından. ayşe özyılmazel hiç dans edemeyen bir insanmış bi de. klipteki en güzel şey hande yener' in görüntüsü sanırım.

9/26/2009

şehirler arası yolculuk

0

bu yollarda milyonlarca yazı, hikaye çıkabilir sanırım. ben de bunları istanbul' a dönüşte ipod' un ışığında yazdım. muavinin ucube mi la bu bakışlarını da unutmamak lazım.
saat 01.17

-allam insanı otobüs yolculuğu ile terbiye etme. ediceksen de üstüne bir de uyuyamama derdini verme. uyuyamayınca ne büyük sıkıntı oluyor. şu an en sevdiğim şarkılara bile maksimum tahammül sürem 60 sn. sanki diğer şarkıda gerçek zaman geçirticek heyecanı buluvericem sanıyorum.

-devamsızlık yapınca, sanki böyle tüm sınıf çok verimli dersler işlemişler gibi geliyo bana. nasıl olsa nazım gelmedi o halde neden her şeyi hızlıca ve zahmetsizce öğrenip kavramıyoruz ki? şeklinde kahkalar attıklarını duyar gibi oluyorum. ama devamsızlık candır, o ayrı. daha önce de yazdığım gibi stajlarda pek güzel anladık önemini.

-bir de mevsim geçişlerinde acelece gelecek mevsimin kıyafetlerini giymek istiyoruz ya hani. neden öyleyse. ben de en çok şort konusunda yaşıyorum bu ikilemi. kışın t-shirt, yaz akşamlarında nispeten uzun kollu bişeyler giymek hep daha cazip geliyor sanki.
-kibariye, akbank reklamında 'home sweet home' demeye ihtiyacım var diyomuş valla yeni çözdüm. yeni dediysem otobüste değil, binmeden izledim.

-ne kadar aradıysam da denesem de böyle dümdüz mola vermeden( express) giden bi firma bulamıyorum iyi mi. yüz kere mola. yahu bi gece çile çeksek de hemen gidiversek daha iyi değil mi. ben inmiyorum, değerli eşyalarımı da almam gerekicek inersem. muavin son derece uygunsuz türkçesi ile belirtiyor çünkü.

-varan firmasına göre 5.50 kahvaltı saati. günaydın denilerek verildi kahvaltılar. ama hala karanlık. şu an burdaki insanların büyük çoğunluğu bu saatte kahvaltı yapmaz, haydi itiraf edelim. beleşin tadı başka diğmi?!

-kendime küçük süprizler yapmaktan hoşlanıyoğrum. soğukça hazırlanmış salataya hafif kavrulmuş kırmızı (tombul) biberi döküvermek gibi.

-blogla ilgili tatlı heycanlar, süprizler arefesindeyim. bakalım kısmet.

9/23/2009

öyle duydum

7

istanbul' a gidilcekmiş ama ders olmucakmış, staj defteri yazmamız da istenmiyomuş. sadece bürodan, şantiyeden fotolar falan göstermemiz yeticekmiş. hatta 2 staj yapanlardan sadece 1 tanesi istencekmiş. bu dönem proje derslerinde de sadece film izleyip onları yorumlucakmışız, sohbet ortamı olcakmış. sadece artık herkes zorunlu olarak blog tutucakmış. maket falan kalkmış onlar. belki bi avrupa gezisi olabilirmiş. mimarlığı yaşayarak öğrencekmişiz. öyle duydum.

9/22/2009

kırmızı kalem

2

sabah gazetesinin okurlarına armağanıymış bugün. okulların açılacağını gözümüze gözümüze sokan gazete promosyonları. bu dünyada gerçek anlamda tırt bişey varsa o da kırmızı kalemdir. başımıza gelmiş en can sıkıcı şeyler arasında başı çeker. kaknemdir. gudubettir. başlıkları farklı renkle yazmayı bırakalı çok olduğu için gerçekten mutluyum. bu yolda attığım en önemli adım kırmızı kalemi hayatımdan çıkarmak olmuştu sanırım. elleriniz biraz terlese, elinizi mahveder. hatta özellikle tasvir etmem gerekirse baş parmakla işaret parmağı arasındaki o etli beyazımsı kısmı bilhassa. istediğiniz gibi sivriltemezsiniz. sivriltirken hepten batırır her yanınızı. sabah okurlarını sevmiyor karar verdim.



bi de hizayı tutturmak için kullanılırdı hani. defterde hazır kendisinden yoksa, cetvelle çizilirdi bir de. hayatı iyice zorlaştırıcı. sonra da o kırmızı hattın soluna süsleyici bordürler yapma modası başlamıştı. en popüleri de şu yanda yaptığımdı. tabi bunun bin kat özenlisi bişeydi. öyleydi.

-bulutsuzluk özlemi' nin son parçasının ( rüzgar) klip fikrini sevdim. ama bişey aklıma takıldı. adam itü hazırlık binası' nın önündeki maçka durağında beklerken karşıya bakıyor ve kızı görüyor. kız böyle merdivenlerle başlayan büyük bir yapının önünde görünüyor. normalde bakınca orda parkımsı bir oluşum var. bilemiyorum. belki kız hayal olduğu içindir. değilse çok pis kandırık atmışlar.

fever ray/ when I grow up

3


kuzey avrupa müziğine bayılıyorum. güneşleri olmayan insanların; çalışmaya, yaratmaya çok daha fazla zamanları var gibi. müziklerine kattıkları o dozunda karamsar tat, çok farklı yerlere götürüyor insanı. pek fazla kişi tarafından bilinmeyen ve isveç' in bize armağını olan the knife adlı grubun solisti karin dreijer ( röyksopp' un what else is there şarkısına da vokal yapan bayan hanım) yeni bir grup daha kurmuş; fever ray. çıkış parçaları ve klipleri oldukça alıp götürücü.


9/21/2009

barney

1

neil patrick harris, çok kıymetli biriciğin de ötesinde, kardeşim abim barney stinson' um. sana ödül vermeyen emmy' yi ben neyleyim. gönlümün legendary' sisin. tartışmasız balım' sın! alaturka yanım peydahlandı bak.

9/20/2009

sempatik sistem

0

-hiçbir şeye etmesem, sempatik sistemimize şükrediyorum. çünkü mesela ne zaman nefes alış verişime odaklansam, ona feci şekilde takılıyorum. melodik ritm yaratmaya çalışıyorum. bir yandan aktivitelerimizi gerçekleştirirken, bi yandan sürekli nefes alıp veriyoruz. bence baya kasvetli bi iş bu. ya onu da bilinçli yapmak zorunda olsaydık. bence baya zor olurdu. bi düşünün.

-bi de göz kırpma var. bunu kafanıza takmak istemezdim ama. bazen buna da feci takılıyorum. sürekli göz kırpmamız lazım. iyki bu da bizden bağımsız. benim gibi bünyeler için zorlu olucakmış baya. çok saçmalamış gibi hissettim bak.

-bi de şey var. böyle kulağını tam yastığa kapatarak yatarsan bi ses duyarsın. ben duyuyorum en azından. bana o sesi duymak hep yanlış gibi gelirdi çocukken, hemen pozisyonumu değiştirirdim. halbuki normalmiş.

-bayramın birinci günü iyidir. candır. sabah mutlu kalkılır. fakat; akşamına doğru hüzün çöker çünkü tüketmektesindir en kıymetli günü. yavaş yavaş cici şeyler çıkarılmaya bile başlanır. diğer günler hepten sallama gelir bana. en sevdiğin insanlara gitmezsin 3.-4. gün. extremum durumlarda anca. belki de bizde böyledir, bilmem.

-son olarak ispanya şampiyon olurken, 8. olmak içime dokunuyor. çok dokunuyor.

9/19/2009

bayramlık

3

sevgili blog,
seni bu hale sokabilmek için 2 gecedir uyumuyorum, gözüme uyku giremiyor. ebeveynlerim benden umudu kesmiş gibi bakıyor. aslında dün tüm gün blogspota erişemeyen internet olmasaydı her şey daha çabuk olacaktı ama şu an sonuç içimi kıpır kıpır etmeye yetiyor. bence ben sana bayramlık almışım gibi geldi bana. sayende kodlarla sevgili olurken, photoshop' la aşk tazeledim. yine gelicem, öptüm.

9/17/2009

~~revolver~~

0

yok ki senin bir yedeğin diyor; yeni single' ı için buyrun diyorum;
* Madonna ft Lil Wayne- Revolver

Choke/ Tıkanma

1

fight club' ın yazarının bir başka kitabından uyarlama olan bu filmi, kitabından bağımsız olarak düşünürsem son zamanlarda izlediğim en alternatif en keyifli film. sex bağımlısı olan victor, annesine de bakabilmek için tıkanma/ boğulma numarası yapmakta. ismin çıkış noktası bu. victor hayatta birçok şeyi tüketmiş bir adam. film tabularımızla, iyi ve kötünün belirsizliğiyle, bizi rahatsız edebilmek için bir çok şeyle kasıtlı olarak uğaşıyor.
victor, aklına başka şeyler getiriyor. =) çok iyi görselleştirilmiş.
-beni dinlemeni istiyorum, kalbimi dinlemeni! fantezide sınır yoktur.
Ida Mancini, gördüğüm en alternatif anne. ne iyi diyebiliyorum; ne de kötü.
victor, tıkanma numarası üzerinde fakat bir sorun var; bu seferki av görme engelli.
son olarak kızların efendi yerine fırlama erkek tercihi üzerine harika bir gönderme olduğunu da yazmak istiyorum. aşık olduğu kadının victor' la yakınlaştığını gören adam ve victor' un dialoğu;

- "You don't care about her, you don't care about anything. how can she love you?"
-" It's human nature".

*Filmin sonunda devreye giren radiohead şaheseri için; reckoner

nü york, I love you

0

-bu yazıya bu şarkı güzel gider. gossip girl soundtrack'lerinden.

bugünlerde beni en çok heyecanlandıran filmlerden biri ' new york, I love you' . fantastik kadrosuna artı olarak senarist koltuğunda oturanlardan birinin de fatih akın olması bir de içinde uğur yücel' i ve gossip girl' ün biricik serena' sını barındırması filmi iyice enteresan ve cezbedici kılıyor. uğur yücel' in twitter' ından öğrendiğim kadarıyla filmin ülkemizde gösterime girmeme olasılıgı varmış . cidden üzülücem öyle olursa. filmin fragmanı' nı izleyince _bir de öneri üzerine_ kendi çektiğim fotoğraflardan koyasım geldi.

times meydanı
meşhur parkları_central park
manhattan-brooklyn bağı; manhattan köprüsü_alt kattan metro geçiyor imiş
brooklyn köprüsü_ klişe bi foto bu ama çektiğimde aşırı mutlu olmuştum
üstte yaya yolu var allta arabalar geçio, 2 katlı
köprülerden şelaleler akmakta
bir new york klişesi daha, kural gibi şehirlere gidince belli görevleri yerine getiriosun resmen; insanlar da bunu gayet güzel ticarete çeviriyor. 'staten island' üzerinde ve sade vapur ücreti yanlış hatırlamıyorsam 12$ idi. bu benim gözüme yakından çok küçük geldi o filmlerdeki heybetine kanmamak lazım
hava ordayken böyle dengesizdi_ brooklyn köprüsünden manhattan köprüsüne bakış
üstünden bir yıl geçti, zaman.. hep şaşırtıcısın

9/16/2009

J ve diğerleri

1

-Rıdvan dilmen' in saçını ortadan ikiye ayırası var. ama saçın, ayrılası yok. saça takılmaktan yorumlarına konsantre olamıyorum, halbuki harika yorumcu.

-Hayatım elektronik eşyalarımı şarj etmekle geçiyor.

-Mert Nobre ve Kemal Doğulu' nun ardından şimdi de Gökhan Türkmen' e benzetildim. ne lastike tipim varmış.

-Gökhan Türkmen demişken, tv'de denk geldim İntizar bu adamın şarkısı 'büyük insan' ı yeniden yorumlamış. yahu şarkı daha yeni, ne ara cover'ladınız. bu ivedi cover'lama işi hep saçma gelir bana, bunun en saçma örneklerini başarılıyla verenler arasında daha şarkılar piyasadayken bi de kendi söyleyen kibariye ve doktör şarkıcı ferhat göçer de var. biraz zaman geçsin, sonra yine cover'layın. nedir bu aceleniz kuzum.

-j ne havalı öyle. scrabble' da 10 puan falan. jimnastik ise son adım gibi.

-ara ara çocukluktan şeyler esiyor aklıma. birinci sınıfın sonlarına doğru öğrendiğimiz bir fiş vardı. fiş. ben fişleri çok severdim. onları kelimelere ayırmak için keserdik. keseler falan vardı.
neyse soru işaretini öğretme amaçlı bir fiş vardı a dostlar hatırlar mısınız ; 'birol ablan evi süpürmüş mü?' ..aklımı almıştı benim. o ne havalı sözler bütünüydü öyle. bu fişten sonra süpürgelere farklı gözle bakmıştım, hatırlıyorum.

-son olarak, ttnet sana kılım. bu gönül ister bloguyla arasına engeller konmasın.

9/14/2009

nevresim

3

-tüm derslerini almış gamsız bir insanım sonuçta.. tamam kaşınmıcam daha fazla. linç veya nazar istemiyorum sonuçta..

-umut sarıkaya' yı türk çizgi mizahının 1 numarası ilan ediyorum.. ettim.

-geçen gün yatarken yine aklıma geldi. uzunca bi süre uyku sersemliğiyle nevresimin düğmesiz yerini bulamadım. farkındaysanız o halde bile dikkat ettiğim bir husus. eylülde böyle nevresim örtünürsün ya hani.. pike sevmiyorum evet. hepsi toplatılsın. neyse efendim bu içine yorgan sokulan oluşumun, hem içine girebilsin içine soktuktan sonra da dışarı fışkırmasın diye düşünülmüş düğmeler var ya bir kısmında, ben o taraf kafa tarafıma gelirse asla uyuyamayan huzur bulamayan bi insan oluyorum.

-bu arada bişeyler yazarken bunu daha önce ekşisözlükte yazan olmuş mudur, uykusuzda penguende yazılmış da benim kaçırdığım olmuş mudur diye gerildiğim zamanlar olmuyor değil.

-yemek yerken kendi içimde bir sistematik olusturuyorum. şundan bir çatal şundan iki kaşık bundan bir yudum bişey sonra yeniden bir çatal.. daha çok sevdiğini sonlara saklamalar falan.. hayatı kendime zorlaştırmak.

-falım, sakızda 1 numara değildir de nedir?!

-bugünlerde shakira' nın shewolf adlı muhteşem parçasına takıldım. değişim budur, şarkı budur diyorum.
*dinlemek için; shewolf

söke gücü, uu yee!

0

-gudubetliğiyle nam salmış şansım, itü kayıt şenliklerinde yüzüme gülmeyi tercih ediyor nedense. saate özellikle dikkat çekiyorum. ayrıca o anda bile print secreen yapmayı akıl edicek kadar çok seviyorum blogumu,hı hı.

9/13/2009

sonuçta

5

-beşiktaşı pek güzel yendik yazmadan edemiycem. net bi galibiyet sonuçta..3-0

-basketbolcular veya futbolcular, ne kadar başarılı da olsalar, doğru düzgün konuşamıyorlar. ve çok fazla 'sonuçta' diyorlar. bi tarz ön şart gibi bişey sanki. bi konuşma mülakatı, kendini ifade edebiliyor ve sonuçta' yı çok az kullanıyorsan baştan kaybediyorsun.

-bunu da yazınca aklıma şey geldi, hani hocalar çok sever; " o kadar komik olan neyse, anlat da hep beraber gülelim".. bu da hoca olmanın ön şartıymış meğer.

-wireless olan mouse' umun usb' ye giren zımbırtısının üzerine oturmak vasıtasıyla kırdım ve çürüğe ayrıldı. neymiş, kablolu mouse forever' mış. nasıl oturdun onun üstüne diye düşünenler, sizi öpüyorum.

-kavak yelleri' nde aslı' ya sevgilisi ölünce ege tıp'a geçiş yapma hakkı verilmiş sanırım. tıp fakültelerinde belki son sınıfta böyle bişeyler vardır bilemiyorum ama yoksa bu kadar da bariz bi nokta atlanmaz yani.

-uykusuzda, memo tembelçizer' in davulcu hayko cepkin çizimine bayılızladım.
-bugünlerde içimde bi twitter heycanı var. klasik temadaki mavi renk seçimi o kadar başarılı ki sadece o yüzden bile sevilesi. beni kim takip eder o kadar anlık bilmiyorum o yüzden şu an sade takip boyutundayım. çok eğlenceli olanlar var;

9/12/2009

...

1

-yüksek sadakat, levent yüksel' in, belki de, en güzel şarkısı olan kadınım' ın içine etmiş gibi sanki. uğursuz bi grup bence bunlar, vokali değişti falan sonra nerdeyse adamın bi klonunu koydular yerine, çaktırmayız falan diye düşünmüş olabilirler.-çağan ırmak, yeni filmi 'karanlıktakiler' ile yakında yeniden karşımızda olacakmış. babam ve oğlum' dan sonra annem ve oğlum tadında bir film. gösterim tarihi 2 ekim. merakla bekliyorum.-fatih akın da yeni bir filmle karşımızda. aynı tarz filmlerle anılmak istemiyor, yenilikleri seviyormuş. yeni filmi de 'soul kitchen'.
-bi de nuri bilge' den haber gelse ne güzel olur dimi. yaz biterken tutunacak dalımız olur =)

9/11/2009

keytar, git!

0

lütfen seksi hal ve tavırlarınızla, dünyanın en çirkin tasarımına sahip müzik aleti olan keytar' ı
hayatımıza hayatımıza sokmaya çalışmayınız. rica ediyorum. çocukluğumuzun barış abisinde de kötüydü, hande' nin romio'sunda da!

Continuar

6

msn' den tıklayınca gelen hotmail sayfası kendi kendine karar verip ispanyolca olan tek bedevi ben miyim, bunu sorgularım.

Saw/ Testere 5

0

bu seriyi seviyorum. öncelikle direk görüşümü belirteyim. normalde ortalık kan gölü olsun, et parçaları uçuşsun ben de sevmiyorum ama jigsaw' ın felsefesini seviyorum. seriyle ilgili bir diğer düşüncem, filmleri aralıklı izlesem de başta karakterleri unutmuşum gibi hissetsem de film beni her seferinde içine almayı çok iyi başarıyor. şey diyen insanlara da pek anlam veremiyorum açıkcası; saw 1 iyiydi de 2' de kötüleşmeye başladı 3 berbattı 4 zıçıktı.. o zaman izlemezsin niye devam etmektesin hala. (: bana ne oluyosa dimi. neyse efendim bana kalırsa da saw1 ciddi anlamda bir başyapıt, arkasından gelen devam filmi saw2 ise devam filmlerinin yaşamak zorunda olduğu kaderi yaşadı resmen. ilk filme göre oldukça zayıf kalmıştı ama 3 ve 4' te çok iyi toparlanan senaryo, seriyi bambaşka bir noktaya çekti. bu yorumun akabinde saw 5 te aynı seyirde devam etmekte. jigsaw ve hoffman arasındaki ilişkiyi öğreniyoruz. bu açıdan filmin posteri de taklit ve orijinal kavramından çok güzel ipuçu veriyor.
-filmde şu an kavramıyla paralel, bir çok yere aynı anda, devam eden flash-back' lerden haz aldım. 2. filmle ilgili bir çok şey öğreniyoruz. amanda' nın, doktor' un oyuna dahil oluşları gibi. bu filmde devam eden ana oyun da oldukça başarılı, buram buram sosyal mesaj dolu_özellikle mimari alana da güzel giydirmeler söz konusu.
-ajan strahm' ın kalemli çözümü zeka doluydu; aynısını ben yapar mıyım bilmiyorum. orda kuzu kuzu ölmeyi bekleyebilirdim.
-ana oyundaki 3. tuzak olan olan küvet-elektrik devresi oluşturma zımbırtısı da zeka doluydu.
-sonuç olarak beğendim, olmuş 6' yı beklemeye koyuldum.12 tane çekseler de izlerim.

Tonari no Totoro / Komşum Totoro

2

aslında mika bu filmi önereli dokuz ay falan oluyor; neden hemen gidip izlemediysem. süper şaşalı hollywood animasyonlarından sonra, ki içinde benim de bayıldıklarım var, bambaşka bir dünya bu miyazaki' nin animesi. öyle ki japonya' nın bir köyüne- o pirinç tarlalarına gitme isteği bile uyandırdı bünyemde. büyükkannenin pirinç keklerinden yiyesim, mei' nin poposuna vura vura sevesim, mei-satsuki ve babası ile birlikte ağaçlara şükran sunasım, meşe palamutları filizlensin diye totoro ile dualar danslar edesim, kedibüsle yollara gidesim geldi. totoro bana da görünür mü ki acaba? beraber yağmur altında bekleriz. ben de onun sırtında uyurum..
kedibüs, adeta bir tasarım dersi (:

9/10/2009

chiggy wiggy

1

slumdog millionaire' i sevdiyseniz bayılacağınız bir şarkı geliyor. ben bayıldım.
-dinlemek için;
chiggy wiggy
-kylie minogue ayağımıza kadar gelmişken konserine gitmemek, hatanın tanımı olsa gerek.

yarı-depresif

4

-facebook'a dizüstü bilgisayardan sonra, masaüstü bilgisayarda girince resmen dengem kaydı. enine geniş ekrandan sonra daha iri bir ekranda o ekrana yayılış falan, resmen yabancılaştım.

-hidayet türkoğlu, sürekli ' nuri ' desin. ipod' uma koyup repeat one' ı işaretlerim.

-hani bilgisayardan harici bir elektonik cihazı güvenli olarak uzaklaştırsan bile sökünce bir ses çıkıyor ya 'dı-dın' tarzı. işte o her seferinde bende bir suçluluk duygusu yaratıyor. halbuki biliyorum o ses nerden kapatılır. ama kaldırmıyorum da, çelişkim burda.

-dün futbol milli takımı tüm hayat sevincimi sömürdü. resmen bi gece önce _afedersiniz_ kerhaneye gitmiş gibiydiler. bu heriflerin başındaki adam ayda 110 milyar maaş alıyor. hayat hiçbir zaman adil olmadı.

-2007 kasımdan beri facebook hesabım var. şu anda o heycanı ve samimiyeti tamamen kaybetmiş durumdayım. o zaman kapat ne kasıcan diyebilirsiniz. bilmiyorum onu bile yapasım yok. her şeyi sildim. ilgi alanı falan gözdeler fotolar hepsini yok ettim. gerekli gereksiz birsürü insan listemde. tek tek onları silip, milletin tribini çekeceğime kendimce bunu uygun gördüm. kız olmasam da aydönümü yaşamanın ne olduğunu bazen cidden yaşayarak anlıyorum. bi doyumsuzluk, bi tüketme, bi yabancılaşma. geride bıraktığın her şeyin hızla tükenmesi, geleceğin süper umutlarla dolu olmaması, gitgide hayatında daha az birileri olması, olanların kendi hayat çabalarında yorgun düşüşlerini görmek. her umutla şevkle başladığın şeyin tükenmesi..maymun iştah değilim; insanların bu tavırları beni yıpratıyor hep. insanlar diyip de kendimi aklamak da değil amacım, bu özensiz insanlar olmasa mı hiç..bilmiyorum.

-697 takipçisi olan bloglar var. ben ne mi yapıyorum, bu bloglar güzel gibi görünse bile okumuyorum. evet, bu şekilde kendi çapımda dengeyi sağlamış oluyorum. ben bu blogu niye yazıyorum, bazen hiç bilmiyorum. sinsi gibi tepkisiz de olsa_ben değil anket söylüyor_ bikaç okuyanım var diye sanırım. öyle, biraz da self mastürbeyşın.

9/08/2009

Eylül eylül geziyoring

4

-Çeşme seyahat; dolmuş hesabı ödenen ücretiyle, 302 model otobüsleriyle gerçek bir skandal.
-Çeşme sınırını geçer geçmez çağla kubat ve sörf tahtasını göresim vardı. ama dizi çekmeye gitmiş, yokmuş meğersem.
-Egeli bir insan olarak bugüne kadar çeşmeye gitmemiş olmak büyük kayıptı, evet bu bir hata biliyorum. ama böyle işlerini anca yerine oturtmuş (sikecuılını yeni ayarlayabilmiş) insanlar gibi eylülde gitmek daha bi keyifli gibiydi sanki.
-Ilıca ne güzel yer, böyle bi denizi var. böyle bir deniz bi de güzelçamlı milli parkı' nın kalamaki koyunda var. fotoğraftaki amca seni bi daha hiç görmicem ama ölümsüzleştin bilmeden.
-bakın ne de keyifliyim. ama uğur sağolsun benim yerime amcaların şortlarını daha renkli çıkarmayı başarmış. aslında bence bu fotoya zorla dahil olan ben olabilirim.
-körtniy lav' ın kızı sanki. ben bunu fark ettirmeden çekmek istemiştim ama kendileri poz verdiler fark edip.allam çocuğum olursa böyle olsun işallah. onun için izlandalı bir zevce mi bulmalıyım?!
-akşam yemeğinde, buram buram izmir hanfendisi olan 4 teyzenin sataşmalarıyla başlayan harika iki saat geçirdik. hatta o kadar sevdiler ki bizi, künefe ısmarladılar, ülkenin bize ihtiyacı varmış. ben kendimden onlar kadar umutlu değilim o ayrı. teyzelerden biri bir de anektot paylaştı. ben de isterim anlatmak. bağdat caddesinde midpointte kızıyla otururken bir gün yanlarında 2 tane temiz yüzlü genç oturuomuş. ( aynen bizim gibiymiş :) sürekli herkes gelip imza istiyormuş bu genç delikanlılardan. sonra teyze dayanamamış. dönmüş, birini dürtüp;
- evladım siz kimsiniz ? demiş
- çocuk da, ben fenerbahçeli tuncay efendim. demiş.
teyze de bunun üstüne hemen, ha ben galatasaraylıyım ondan bilememişim sizi demiş. pratik zekalı aydın teyzelerdi kendileri. niye fotolarını çekmedim diye hayıflandım sonra. beş yıl sonra yine aynı yerde buluşalım bu sefer künefeler bizden olsun dedim neyse ki. (:
-45 depreminden sonra magma yüzeye yaklaşmış. burda sıcak su var. 3 saat falan kaldık. taşın ilerisi soğuk su. allahın işi dimi. yanımda sol omzu çıkan teyze, elitist jakoben bir tavır içindeydi. conolar gelsin burayı keşfetsin istememekteydi. hı hı, hı hı diye kafa sallamak zorunda kaldık. baskındı çünkü, karşı fikir sunsan hadi çıkın gidin çeşme benim diyebilirdi. ama asıl acı olan uğur' a saran ingilizce öğretmeniydi. hadi ingilizcenizi test edeyim tadında zoraki politik sohbet, think' i fink ( anladın sen) okuma çabası biraz ziyandı. şahsen ben utandım kendisi adına. kafamı sıcak suya soktum. çıkardım amca hala ordaydı.
-çeşme benim için şu kalamar tabağı olabilir. çeşme merkezde, la passione adlı restoran. başarılı. garson kardeş, üniversiteni söyledin ama biz selda bağcan üniversitesi anladık, bi daha da soramadık kopmamak için. erasmusa gitcem dedin nereye gitceğini sormamışız. (selda bağcan üniversitesi olsa ama mesela odtü kıvamında olsa gider miydin geyiği de olmadı değil tabi.) bunlar sonradan getirdiğimiz özeleştirilerdi. bi daha gelirsem tüm maceralarını dinlicem söz.

-dönüşte izmir. boyasız okul. 11c' miz olmuş 12-e. coco loco. kıbrıs şehitleri. kordon. konak.coco loco. coco loco biz gideli ne çok değişmiş. sünbül hoca hala sünbül hoca. coco locodaki uyuz garson. oooğluuum sen yokken biz vardık! (: burda linguini vardı önceden. ev eriştesinin şekilli adı hani. yok spagettiyi verdiler valla. benim de tatil anlayışım yemek üzerine mi kurulu ne. sünbülün bile yüzük parmaklarımıza bakması. allam bu kadar mı önemli bu olay. zorla komplekse sokucaklar valla. izmir bambaşka da, benim kalbimde istanbul bi adım öne geçmiş sanırım.

9/05/2009

bir rüya sahnesinde itiraflar

3

3 gün yazmayınca dilim şişmiş dimi?!
iki gün önce bir rüya gördüm. hiç bu kadar net ve ayrıntılı hatırladığım bir rüyam daha olmamıştı! efendim ben stajımı meğer corner hotel' de değil de taşyapı' nın yürüttüğü diğer bir şantiye olan trump towers' ta yapıyormuşum. ama işin garip tarafı trump towers, corner hotel' in yerinde yani denize sıfır bir yerdeymiş. trump towers' ta da böyle en üst katta, normalde projeyle alakası olmayan, konsol olarak çıkılan bi restoran kısmı varmış. ilk başta dıştan baktığımı görüyorum. ve o konsolun taşınamayacağını hissediyorum. sonrasında bir anda bu konsol olan restoran kısmın içinde buluyorum kendimi. böyle herkes şıkır şıkır, yemekler yeniyor. ( e boru mu bir dairesi 2.5 trilyon olan bir rezidans sonuçta). ben de bir yandan yemeğimi yerken içten içe yahu ben şantiye stajı yapıyordum bu iş nasıl iş diye düşünüyorum. sonrasında hafif bir sallantı ve akabinde denize doğru uçuyoruz. ama ben bu uçuşu son derece dışardan izliyorum; izlerken de ben taşımaz demiştim zaten o konsol diye hafif bir gurur yaşıyorum. neyse efendim, buna rağmen kendimi bir anda denizin içinde buluyorum. kaza bela çıkıyorum ve sonrasında ne göreyim bacaklarım tamamen yılanlarla sarılı. sonrasında yılanlardan kurtuluyorum, bahariyeye yürürken tüm billboard' larda bu çöküşün haberleri. o an aklımda olan tek şey, bu olayın üstüne taşyapı' nın kapanacağı ve benim stajımın geçersiz sayılacağı gerilimi. bahariyeye doğru yürürken bir grup turist teyze var, biri diyo ki ben san francisco' luyum. ben de dan diye dalıyorum muabbete ben gittim oraya diye_allam ne görgüsüzüm dimi_ neyse kadınlar aa maa derken gel otur diyolar ben de başlıyorum anlatmaya. ( yahu ne yapıyosun az önce konsol üstünde uçmadın mı sen denize???!! ) kadın nerelere gittin diyince işte dört eyalet gezdim diyorum, sonra say diyince üç çıkıyor ve kadın beni göt etti diye seviniyor. ordan kalktığımda da bir an istanbul' da, gelmeden önce mutfağa koyduğum son sigara aklıma geliyo bi tane içsem unuturum bunları diyorum. ve o sırada bam kuşadasında denize sıfır bi yamaçta kovuklarda sigara ararken buluyorum kendimi. en son olarak o kovuklardayken bi grup erkek insan üstüme doğru tırmanıyorlardı. orda uyandım. buna da şükür! David Lynch' e vericem bunu film yapsın. The lost highway bundan karmaşık değildi bence.

9/04/2009

yeni gelin

3

bence bi sorun yok. nişanlısıymış sonuçta.

ben rus gelini sinemada izlemiş insanım

1

bu filmi sinemada izleyen diğer iki insan da annemle, teyzem sanırım. yok yok o gün salon nerdeyse doluydu yahu. herkes mi sıyırmış. beni bundan daha çok şaşırtan bir şey varsa o da 8 mile' ı sinemada izlemiş olmamdır. ama bunun mantıklı bi açıklaması var; yüzüklerin efendisi-iki kule' yi izlemek için tatil dönüşü izmir'e dönmeyi beklemek zorunda kalmıştık. gittiğimizde de malesef izmir'i terketmiş kendileri. sinemaya gitmişken de dönmeyelim bari bi film izleyelim diye bu zıbıtık filme girmiştik. sinemada niye izlememişim ben bunu yaa diye düşündüğüm onlarca film var iken rus gelin ve 8 mile' ı sinemada izlemiş bir insan olmanın gururunu yaşıyorum.

3+1

0

blog naber hacı? ben hiç arkadaşına hacı diyen bi insan olmadım. aga diyenleri ise hiç anlayamadım.
-efendim, insan bilgisayar başında oturmayınca kendine ne kadar çok zamanı kalıyor imiş. deneyimledim geldim. çok çok yüzdüm, deniz bomboş eylülde denizin en güzel yanı sanırım. böyle bi yüzüp çıkıosun, sonra eline kitabını alıosun ya uzanırken.böbeğim.
-işte ben de böyle tam da şezlongun üzerine uzanmışken okunabilecek bi kitap okudum efendim. 'kiralık adam'.öncelikle bu kitap şezlongtan başka yerde okunmaz, gerçekten. edebi değeri sıfır. yazar böyle pilavın suyunu çekmesini beklerken yazmış gibi. ilgincimsi bir konu, türk filmi gibi bir son. anlatılan, karakterler bazen uç gelebilir ama nip/tuck seven bi insansanız zaten bunlar fazla normal.
-tamamen bertolucci adına güvenerek aldığım bu film beni kesinlikle yanıltmadı. çin' in tahtına 3 yaşında geçen son imparator pu-yi' nin gerçek hikayesini görüyoruz. aslında dünya ne kadar çeşitli ve fantastik bir yer. çocuğun dışkısına bakılarak düzgün beslenip- beslenmediğini anlamaya çalışmaları baya komikti. filmde fetiş öğeler harika kullanılmış: pu-yi' nin süt annesi ar-mo ve onunla ilişkisi; imparatoriçenin kırmızı ruju, ayakları; çarşaftan takip ettiğimiz sevişme sahnesi ve yasak şehir. film görsel ve anlatım olarak çok doyurucu, fakat süre iki saati aştıktan sonra bi döngüye girmiş gibi geldi ve epey sıkıldım. dvd extrası da bertolucci' nin anlatımıyla filmi takip edebiliyoruz. dip not; filmin 87 yılında almadığı ödül kalmamış.
-aslında adı, daha çok türkçe ismi 'yedi yaşam' film hakkında baya bir ipucu veriyor. 80. dk' ya kadar filmde bişeyler olamıyor. her şey son anlara tıkıştırılmış gibi. olacak veya olan bir çok şey tahmin edilesi (misal; beast ya da canavar' ı tamir etmesi). en çok hotel sahibiyle will smith' in dialoglarını sevdim.
-hotelimde daha ne kadar kalacaksın?
-burası motel.
bi ara muse, bi ara da key sera' yı duymak şaşırtıcıydı. son olarak sevdiğin insanı kurtarmak için kendi canından vazgeçtin diyelim, o senden sonra ne kadar normal bir yaşam sürebilecek?!
-sanırım son zamanlarda izlediğim en kötü film. neresinden baksam olmamış sapır sapır dökülüyor. nicole kidman veya hugh jackman için bile katlanması zor. film 100. dk gibi bitmiş, üstüne bir film daha çekmişler adeta. aşk klişe, savaş klişe, propanga klişe. -klişe parantezine alasım geldi-. filmdeki tek güzel şey sanırım 'creamy' idi.


9/01/2009

alın-verin

3

ökönömüye cön vörün.
bir oyuncak alın, bir simitle kardeş olun, bir gülün dikenine katlanın! ekonomiden zerre anlamayan bi insan olarak, ben bile bu işin böyle olmayacağını hissediyorum yahu. nedir bu zorla tüketime itilme çabası. böyle bi fikrin çıktığı adamların düzlük katsayısını hayal edemiyorum.

-sevgili günlük ben bir kuşadası molası veriyorum. bilgisayar başında popom tabak gibi düzleşti. tabak gibi düz popo sevmiyorum.