10/17/2013

türkiye karışık mix

0



mayıstan beri bıkmadan dinliyorum. uzun süre de bıkacakmışım gibi görünmüyor.


10/16/2013

.

0

hayatın adalet algısını hiçbir zaman anlayamadım. o kadar anlayamadım ki arkadaşlarım arasında alay konusu bile oldu bu durum. her zaman bir nedensellik beklentisi içinde oldum, aslında hiçbir şeyin belli bir nedene dayanması gerekmediği gerçeğini hiç öğrenemedim. sürekli neden şimdi bu oldu ki? bunu yaşamamız neden gerekti ki? bunu hak edecek bir şey mi yaptım ki? gibi mantıksız sorular sormaya devam ettim. en azından şimdi bakınca bu sorularla yaşamanın mantıksız olduğunu görebiliyorum, sormayı bıraktın mı derseniz cevabım hala aynı.

kalbim kırılıyor. hiçbir şey yapamıyorum, hiçbir şey yapamıyoruz. sanki ölüme alışmak mümkünmüş gibi kendimizi ölüme hazırlıyoruz. ben hala, neden? soruları içinde boğuluyorum. bir nedeni olması gerekmediğini kabullenmeyi reddediyorum. neden bu kadar erken olmak zorundaydı? neden bir teyzemi kaybetmişken diğeri de böyle şeyler yaşamak zorundaydı? 
neden iyi insanlar böyle şeyler yaşarken kötüler domuz gibi, onlara hiçbir şey olmuyor? bir çok soru gibi bunun da cevabı yok, sadece bunu biliyorum.


9/07/2013

türk erkeği için basitleştirilmiş giyinme klavuzu -kesin bilgi-

2

hepinizin bildiği gibi ülkemizde artık türk erkekleri için de moda blogları mevcut, ne güzel. yalnız karıştırdıkları bir nokta var ki; tutumları fazla tepeden inme. benim erkek kardeşlerim yıllardır mağdur. ama bugün evelallah çok güzel bir temel atıp, geleceğe umutla bakacağız.

günlük hayat içinde o kadar çok, kötü giyinmiş adam görünüyorum ki, çok basit bir şekilde çirkin giyinmiş bir erkek olmamak için nelere dikkat etmek lazım bahsetmek istedim. zira şık olma önerilerini vermeden önce çirkin giyinmiş olma aşamasından kurtulmak şimdilik nacizane beklentim. sevgili hem cinslerim bu kıyağımı unutmayınız diyor ve neler yapmamalıyız konulu fikirlerimi yazıyorum;

-tshirt altına atlet giymiyoruz.
-dolayısıyla ve asla beyaz tshirt altına atlet giymiyoruz.
-elimizdeki sandaletleri sakince yere bırakıyoruz. eğer ki sandalet giymezsem ölürüm hissiyatındaysak, olabildiğince az bantlı olanlardan tercih ediyoruz.
-yine de mümkünse sandalet giymiyoruz.
-az delikli, ayakkabıya yakınsayan sandaletleri iki yakamız bir araya gelmeyecek olsa bile giymiyoruz, içine aynı renk çorap giyenleri allaha havale ediyoruz.
-beyaz spor ayakkabı giyeceksek içine koyu renk çorap giymiyoruz. mümkünse beyaz kısa çorap giyiyoruz.
-crocs giyenlerin ağzına crocs'la vuruyoruz.
-kıvanç tatlıtuğ hırkası giymiyoruz, o hırkalar adete bir urba gibi iç sıkıyor.
-boynumuz çağla şikel'inki kadar uzun değilse boğazlı kazak giymiyoruz.
-mümkünse boğazlı kazak giymiyoruz.
 -k.atatürk dövmesi yaptırmıyoruz.
-aşırı şekilli sakal kullanmıyoruz. aşırı şekil sakalı, ipince bir hat boyunca iki kulağı birleştiren sakalın başını çektiği bir çete gibi düşünüyoruz.
-diz ile ayak bileği arasında bir şort giyeceksek, mümkün olduğunca dize yakın modeller tercih ediyoruz. aksi halde, 300 günübirlikçi fragmanından bir karakter gibi görünüyoruz.
-alt çok desenli, üst çok desenli giyinmiyoruz. onun başarılı uygulaması için çok ince bir çizgi olduğu için bu seviyede önermiyoruz.
-güllü dallı deniz şartı mümkün mertebe giymiyoruz, hadi bir şekilde denizde giydik aman ha şehir içinde giymiyoruz.
-hayvan gibi büyük taraklı ayakla toms giymiyoruz.
-kapşonu kürklü olan herhangi bir üst giymiyoruz.
-mümkünse keçi memesine sahip olmuyoruz. göbek yine bir nebze de keçi memesi sahibi bir erkek asla olmuyoruz.
-ekşisözlük'te de görüyorum, inanılmaz bir kısa gömlek antipatisi var. kısa gömleğin de çok başarılı kullanımları mevcut. iki kritik nokta var; aşırı bol kısa gömlek giymiyoruz (tercihen slim-fit giyiyoruz) ve kolları dirseğe kadar uzun kısa gömlek giymiyoruz. bol ve dirseğe kadar uzun kolları olan kısa gömlek kpss'den 94 almak gibi çünkü; giyersek anında devlet memurluğuna atanıyoruz.
-hiçbir koşul altında -kont bile olsak- şövalye yüzüğü takmıyoruz.
-babasının saatini takmış çocuk gibi görünmemek adına bileğimizden kalın saat takmıyoruz.
-aslında çok basit kardeşlerim. hadi bir gayret.
sevgiler.



5/03/2013

hansi taxta

3


arkadaşlar inanması güç olsa da hala bakü'deyim. zeki insanları çok özledim. zeki kadınları daha çok özledim.


1/06/2013

beis

2

-siz de her sabah ceset gibi kalkıyor musunuz?

-mesela ben ne zaman sabah evde kahvesini içip kahvaltısını edebilen bir insan olacağım? öyle bir dünya yaşanacak mı ya?

-arkadaşlar, geçende kendi şansını yaratmak ile ilgili bir cümle duydum da müsadenizle biraz midem bulandı. pozitif bakmanın da karmanın da amına koyayım.konunun çıkış noktası da, bir takım şeylerin olumsuz yanını düşünerek sürekli şansımı kötü yönde etkilemem şeklinde bir yorum almamdı. bu noktaya daha sonra geleceğiz.

- 3 bilemedin 4 aylık bir süreç olarak planlanan bakü hayatım 22 hazirandan beri devam etmekte. bir projenın uygulanması aşamasında yaşanabilecek tüm aksilikleri tahayyül edin, ettiniz mi? evet işte biz hepsini yaşadık. ondan sonra lütfen kimse karşıma çıkıp, şansını kendin yaratmak ya da kötü şansı çağırmak gibi şeylerden bahsetmesin.

-bakü'de hiç de fena olmayan bir hayatım var ama konu o değil. konu, ben ne kadar net şeyleri seviyor isem hayatın karşıma bir o kadar muğlak şeylerle gelmesi. şu geçen 6 aylık zaman diliminde iki sefer 1 aylık süreçlerle iş durdu. burada sebebini anlatmayacağım, birilerine anlatmak da yeterince sıktı zaten. ve bu, oraya alış buraya alış süreçlerinde bünyem inanılmaz saçmaladı. tam bakü'ye adapte oldum dönmem gerekti, yeniden istanbul'a alıştım yine dönmem gerekti. zaman ayırmayı istediğim bir sürü insana vakit ayıramadım misal. bunun mutsuzluğunu fazlası ile yaşıyorum.


-geçen sene 2011'e 10 üzerinden 6 vermiştim sanırım(arayıp bulmaya üşenmek), geçende bir muhabbet arasında 2012'ye de 6 verdiğimi fark ettim. buradan bir sonuç çıkarmam gerekirse hayatımın baya bir vasat/vasatın biraz üstü şeklinde seyrettiği.

-15 aydır çalışıyorum hala iş hayatına tam adapte olamadım. arada böyle her şeyi yakasım falan geliyor. bütün bir gün çalışıp akşamki 3-4 saatlik dilimlerde yaşamaya çalışmaya, değil 15 ay 150 ay geçse de alışabilecekmişim gibi hissetmiyorum. belki çalıştığım yerin de etkisi vardır, başka yer görmeden net karar da vermemek lazım.

-bir de askerlik mevzusu var tabi, arada bir çılgınlık yapıp askere mi gitsem diye de düşünmüyor değilim. zira sürekli bunun gölgesinde yaşayacak olma fikri can sıkıyor.

-2011 aralıkta başlayan süreçle birlikte koca bir 2012 boyunca hastalıklarla uğraştık, psikolojimin içine sıçılmasında bu da büyük bir etken. tüm bu hastalık süreçlerinden sonra, sürekli bir hayatı kaçırma kafası yaşamaya başladım. aileme daha yakın olmak için izmir'e taşınmayı falan düşündüm derken yine şu süreçte askerlikti boktu püsürdü derken geniş çaplı planlar yapamadığımı fark ettim.

-geniş çaplı planlar yapamamak da insanı köşeye sıkıştıran bir mevhum.

-öte yandan benimle bir mezun olup hala çalışmayan yaşıtlarım? sizi kıskansam mı ne yapsam bilemiyorum.

-2012'nin benim açımdan en güzel iki olayı madonna konserine gitmek ve dövme yaptırmaktı. ikisi için de SONUNDA kelimesini kullanabilirim.

-dövme konusunda pek duracağım gibi durmuyor, 3. ve 4. için kararımı vermiş durumdayım.

*tüm bunların yanında klasik c.o.a.d.f tarzı yazacak olursam;
-arkaaşlar sırf ana akım diye adele' e bok atanlarınızı görüyorum, yapmayın etmeyin.

-uzunca bir süre boyunca 500ES isimli otobüsü, 500S olarak yazıldığını sandığımı itiraf etmeliyim. çünkü ben doğma büyüme birmingham'lıyım.

-bir keresinde cape town demek isterken carpe diem demiştim ve çok utanmıştım. ama şimdi bakınca bu ikisi adeta karıştırılmak için varlar.

-bazen, bilgisayardan harici belleğe(ya da tam tersi) büyük boyutlu dosyalar aktarmam gerekiyor. o süreçte tabi ki bilgisayar başında beklemiyorum. çünkü  beklersem aynı pis kettle'ın(ketıl böyle mi yazılıyor) başında beklersen suyu geç kaynatması gibi bir şey yaşanacağını biliyorum. işte bu sebeple tahmini kopyalama süresi kadar bilgisayar başından ayrılıyorum. hatta biraz daha süre ekleyip kendimi garantiye aldıktan sonra döndüğümde ise genellikle, kopyalama işleminin aslında durmuş olduğunu görüyorum. böyle işte ne bileyim "bok püsür şu bu dosyayı kopyalamak konusunda emin misiniz?" bu soruyu o anda cevaplamadığım için tüm uğraşlar boşuna gidiyor.

-son olarak hala ders çalışamama üzerinden komiklikler yapan yaşıtlarımı görüyorum. please don't. 7 yaşında çocuğu olan yaşıtlarımız var bak. hayır örnek olsun diye söylemedim, ibret olsun diye.

-tıpkı sıla bacımın da söylediği gibi; çok sevdiğimden değil zor sevdiğimden..

-tek nokta çok keskin, üç nokta çok romantik. bu sebeple iki nokta kullanmakta bir beis görmüyorum.

burayı hala okuyan birileri varsa,
sevgiler.