8/11/2012

hüzün

1

 
cumartesi günleri de çalışanlar, merhaba.


7/22/2012

nobody knows me

3

mdna tour kapsamında, nobody knows me' nin arka planında gösterilen bu görseller, izlediğim en estetik protest görüntüler olabilir. konserdeyken hayvani basların da etkisiyle neredeyse kalbimi yerinden çıkaracak kadar beni sarsmıştı. hele ki bunca nefret söyleminin arasında çok daha bir anlamlı hale geliyor.


7/17/2012

el sıkışmaya belli bir standart getirelim

2

şantiye dolayısıyla bir çok insanla tanıştığım şu dönemde, her bir yeni kişiyle el sıkışırken ne hissediyorsam jerry seinfeld tüm hissiyatımı bir bölüm başı konuşmasıyla özetledi resmen. nevrotik ikizim seinfeld'den geliyor;


-İnsanlar olarak, bazı sosyal
konularda eğitilmemiz gerek...

...konuşma mesafesi gibi.

Bazı insanlarla konuşmak,
arabaya servisteki...

..palyaçoyla konuşmak
gibi değil mi?















Ve el sıkışmak da en kötüsüdür.

El sıkışmanın belli
standartları yok.

Çok güçlü, çok zayıf.

Bazen dörtte üç oranla...

...sadece parmaklarıyla
el sıkışırlar.

Erken bırakma, geç bırakma.

Bazıları sizin bırakmanızı
kabul etmez.

Siz bırakırsınız. Onlar devam eder.

Bazı insanlara gerçekten şöyle dedim,
"Hey, el sıkışmamız bitti."

Çok sarsıntılı,
çok yüksek...

...çok terli, çok uzaktan.

Bazen birisi sert bir şekilde
sıkar, geç bırakır...

...ve seni yakınına çeker.

Ona şöyle derdim,
"Üçüncü ıska. Dışarı."


7/13/2012

ilham, nereden geleceği bilinemez bir dışavurumdur vol.2

3

harry potter hangimizin gönül teline dokunmadı ki?

*zaha hadid, haydar aliyev kültür merkezi

7/12/2012

bakü ceyhan boru hattı artık çok daha anlamlı

5

-şimdi bakıyorum da bilöğgğgh koca bir haziranı es geçmişim, hatta o kadar es geçmişim ki sana hitabımın harf kodunu ezberden giremedim gerisini sen düşün.

-bir mimarlık kariyeri klişesi olarak bakü' deyim. teşekkürler. türki cumhuriyetleri mümkünse düşünmüyorum. türki cumhuriyetler şantiyeleri bir mimarlık kariyeri olarak fazla mainstream.

-azerbaycan çok tuhaf bir yer. türkiye'nin doğu batı arasında kalmış bir ülke olduğunu düşünenler bir de sovyet rusya ile türkiye arasında bir yerde sıkışıp kalmış azerbaycan' ı tatmalı derim.

-burada altın diş çok moda. adam gayet hoş mesela, sonra bir sırıtıyor ki aboouuvvv altın dişler.

-gelirken bir tane de ben yaptırsam diyorum, hayat zamanlı bir hatıra olur.

-gelirken yolculuğum rahat olsun diye en rahat şortumu çekip gelmiştim altıma, gelir gelmez de uyarımı aldım burada hoş karşılanmaz diye.

-şortu hoş karşılamayan bakü erkeklerinin modası ise tamamiyle skinny pantolonlar ve altına çekilmiş parmak arası terliklerden oluşuyor.

-içinizden hiç anlamamış cümlesinin geçmiş olduğunu umuyor sevgiyle gözlerinizden öpüyorum blog sakinleri.

-xalk (halk) çok keskin bir bıçakla zenginler ve sefalet içinde yaşayanlar olmak üzere ikiye ayrılmış. şehir merkezinde diorlar, bvlgariler; merkezden biraz ayrılınca kaba inşaat halinde bırakılmış binalarda yaşayan insanlar.

-bvlgari yalnız, v ile ;;;))) ;)

-apartman içleri ise gördüğüm en ilginç tasarım örneklerinden birisi. herkes kendi kapısının önünü yaptırıyor ve kalan kısmı kesinlikle ellemiyor. önceden garip şeyler için kullandığım "çok çılgın" kalıbı, çıtasını burada çok yukarılara taşıdı.

-benzinin litresi 40 qepik (1 tl) iken; biberin kilosu 2 manat (5tl).
ekmek bulamazsanız benzin için.

-bizim firmanın bir şoförü var, yıllardır da türklerle çalıştığı için türkçeyi diğerlerine göre daha iyi anlıyor. bir noktada haberleşmemiz gerekti, iyi o zaman gelince beni çaldırırsın demiştim ki başladı kızarmakla karışık kopmaya meğer çaldırmak, sakso anlamına geliyormuş. buralara yolunuz düşerse aklınızda bulunsun, çaldırmak demiyoruz ZENG EYLEMEK diyoruz.

-iyi o zaman gelince bana bir muamele çekersin aha ha ha.

-zeng eylemek diyen bir toplumun sonu ne olur onu hiç bilemiyorum.

-geçende bir polisin yanında azeri demiş bulundum, phıh şeklinde bozulma-kırılma-dalga geçme arası ( o da nasıl oluyorsa) bir ifadeyle AZERBAYCANLI diye düzeltti beni.

-bir bardak çaya 9 kesme şeker falan atıyorlar. hepsi küt diye şekerden gitmiyorsa, üç beyazı hayatımızdan çıkarma adlı sıkıcı konunun bir ayağından yırttık derim.

-bugüne kadar işimin düştüğü tüm azerbaycanlılardan ortak çıkarım yaparsam, en büyük ortak özellikleri dakiklik veya verilen sözde durma gibi prensipleri kesinlikle hayatlarına dahil etmedikleridir. yarım saatte geleceğini söyleyen adam en iyi ihtimalle 2 saatte geliyor ama çoğunlukla gelmiyor.

-sonradan görülen bir telefon çağrısına geri dönmek, başlarına bir şey gelmeyecekse tercihleri değil.

-öte yandan anormal bir inşaat piyasası var. adım başı ilginç ya da devasa tasarımlar yükselmekte. en enteresan olanı ise bana göre bakü' de bir zaha hadid projesi olması. istanbul' da bu ilginçlikte yapılar yok örneğin. geçenlerde bir ustamla buluşmak için telefonda birbirimize yer tarif etmeye çalışırken, ustacığım koskoca zaha hadid yapısını, "o şekilsiz binanın oradayım" diye tarifledi. GÖRDÜN MÜ ZAHA, HADİ BUNU DA AÇIKLA!!

-şimdi bahsedeceğim konu mimar gardaşlarımın daha çok ilgisini çekecektir, şimdiden ön uyarımı yapayım.
o projenin inşasını da şu an benim çalıştığım şantiyenin ana firması yürütmüş. orada çalışmış olup da şu an bizim şantiyede çalışan mimar ve mühendislerden aldığım duyumlara göre zaha hadid ofisi asla bir uygulama projesi ya da detayı yollamıyormuş. ohhh kebaba gel. sen rhino'da katya'da maya'da modelle (ki bunlar varsa yine şükür) sonra uygulamacılar didinsin dursun. HAYAT SEN BİZE NAZİK DAVRANMADIN.


I weep for humanity

7

geçen şantiyemdeki pijama takımıyla çalışan adamdan sonra bu şantiyede de göz yaşı dövmeli inşaat ustası gördüm. tanıdığım tüm ustaları düşünürsem çok derin bir dövme olmuş. mesajın nedir ustam diye yanına sokuldum, I weep for humanity dedi.
yani deseydi daha efsane olmaz mıydı?


5/12/2012

rihanna copies hande

0

madonna' dan sonra rihanna da hande yener takipçisi olduğunu bizlerden daha fazla gizleyemedi. sanatçı where have you been klibinde, hande yener' in unutulmuyor klibinden bir koreografiyi birebir aynı olacak şekilde alıntıladı.


5/08/2012

meh, tskrler ltf

2

-nasıl içim sıkışıyor tarifi yok. hiç ama hiçbir şey yapmak istemiyorum. içimdeki emo ergen ölmek bilmeyecek sanırsam. üstelik gün geçtikçe insanlara olan tahammülüm artan bir ivmeyle azalıyor.

-uykuya ihtiyacın yaş ilerledikçe azalması gibi bir şeyler duyuyordum bir ara, bende neden tersine işliyor süreç bilemiyorum.

-daha ileriye götürürsem son zamanlarda en çok uyumaktan keyif alıyorum denebilir.

-hele hele sosyalleşmek nasıl zor geliyor tarif edemiyorum, bazı arkadaşlarımın altın varaklı koltuğumda 36 kedimle birlikte öleceğim yönünde yorumladıkları geleceğime hızla koşuyorum.

-hayatıma yeni bir insan (buradaki insandan kastım kesinlikle bir sevgili) girmeyeceğinden neredeyse emin gibiyim.

-insanlar yıllardır; ben hiç aşık olmadım dediğimde; bir gün öyle bir çarpılacaksın ki.. demekten bıkmadılar.

-bir gün öyle çarpılacaksın ki, dediler insanlar ben hiç aşık olmadım dediğimde............ şeklinde kuran bir insan mı olsaydım acaba ben? iclal aydın türevi hayattan tiksindikçe mi aşka bu kadar uzaklaştım bilemedim ki hiç onu.


-sonuç olarak devrik cümlelerden ölesiye tiksiniyorum (yoda' nınkiler hariç).

-hayır bir de babam, anneme sabahlara kadar şiirler okurmuş adımı nazım koymuş falan, sonra nerede yanlış giden bir şeyler olmuş çözmesi zor gibi.

-aileden gelen kız yok mu sorusu yerini yavaş yavaş, aile çevresinden gelen evlenmiyor mu o daha o.O sorusuna bırakıyor. duyuyorum ve artırıyorum. bir anda pat diye çocuğumla çıkıp karşılarına ömürlerinin şokunu yaşatacağım.

-aile büyüklerinden alakasız birisi parayı ne yapıyorsun? kumar oynamıyorsun değil mi? diye sordu. ömrü hayatımın en büyük erörünü vermiş olabilirim.

-kumar oynamak ne be?

-maaşımı elime geçtiği gibi kredi kartına yatıyorum. yani benim için maaş sadece ekranda yazan sayılardan ibaret. ondan, arada, olaya daha fazla yabancılaşıyorum.

-kuzenimin 1 yaşındaki kızı ile telefonda konuşurken, nazım amcana alo de diyen birisi oldu. öhöm, nazım dede pls diye düzeltmemek için kendimi zor tuttum.

-bazı insanlar kendilerini benim gözümden görseler kendilerine aşık olurlar.

-bazı insanlar kendilerini benim gözümden görseler en yakın kezzapçıya gidip kezzap shot üstüne bir dilim limon yerler.

-kezzapçı.

-ev işlerinden hiç ama hiç anlamayan insanı sevebilme gibi bir ihtimalim hiç yok sanırım.

-bir de eline ev işi hiç yakışmayan insan var ki aman aman.

-derken, yemek yapamadığını gururla söyleyen kadın nerelere gitsin hiç bilemiyorum.

-arada bir stres atmak için bulaşık yıkayıp banko silmişliğim olduğu doğrudur.

-temizlikte kullanılan malzemenin adı benim için kılorak' tır. istersen izmir milliyetçisi diyebilirsin. çünkü çamaşır suyu dersem yanlış bir şey yapmışım gibi hissediyorum.

-toplu taşımada telefonla uzun uzadıya sohbet eden insana o kadar sinir oluyorum ki, sinirimi tarif edemiyorum. gevrek gevrek böyle. ben senin teomanjııın ile akşam bir drink alsan mı muhabbetini dinlemek ZORUNDA MIYIM.

-zorunda mıyımı söyleyen teyze geçen yine bir programdaydı ve benden daha maskulendi.

-uçak iner inmez bir hışımla yerinden fırlayan ve koridordaki ideolojik halaya derhal katılması gerekiyormuş gibi davranan insana inat, herkes çıkana kadar yerimden oynamıyorum.

-nasıl bir memur hayatına bağladıysam artık, televizyonda survivor olmayan gün ne yapacağım diye panik oluyorum ve içimdeki kenar mahalle dilberini bir kez daha gizlemeyip nihat' ı desteklediğimi söylemek istiyorum.

-uçak iner inmez kendini atatürk hava limanında etiketleyen insana da giydirmeden olmaz diye düşündüm ne dersin? ;)) ;;;)) (;

-şampuan reklamlarına göre hacimlendirici saç uzmanlığı diye bir meslek var. ondan sonra sen de mesleğinle debelen dur. bir arkadaşımın söylediğine göre de, j.lopez' in konserlerden önce meme uçları dik görünsün diye özel bir teknikle ona masaj yapan bir masörü varmış. j.lo' nun meme uçlarını mıncıklayarak idame ettirilen bir hayat düşünüp, ertesi gün işlerinize öyle gidin canlarım.

-ders çalışamama geyikleri anormal derecede sıkıcı olmaya başladı. oturun dizinizi kırın çalışın. allah allah, herkes geçiyor o yoldan. hayır biz yaşarken komik gibiydi bir de bu durum.

-özene bezene yazdığım iş meyılına "tskrler nazım, çizimin pdfsi varsa onuda yolla ltf " yazan patrona ne diyeyim nerelere gideyim.

-teşekkürler' deki ve lütfen' deki sesli harfleri yazmamayla kazandığın zamanla insanlık adına bir çığır açmışsındır inşallah canım.

-içimdeki aksi apartman amcasına merhaba deyin bilöğgğgh severler.

sevgiler.

4/28/2012

aman diyeyim

2

kilo alıp verme konusunda sibel can ile kapışan bünyemi bugünlerde ronaldo' nun bu fotoğrafı ile terbiye etmeye çalışıyorum. aynı mayaladığı yoğurt tutmayınca, seni köpeğin önüne dökerim diye korkutan annem gibi.


4/11/2012

mdna

0

öncelikle kendime, artık madonna' dan yeni bir confessions on a dance floor beklemekten vazgeçmem gerektiği hatırlatarak mdna albümüne dair görüşlerimi paylaşmak istiyorum.
bunu özellikle dedim keza 20 marttan beri dinlediğim albümü yeni yeni sevmeye başladım. hele hele ilk dinleyişlerimde tam bir skandal olduğunu düşünmüştüm.
ilk kez bir albümün turnesini canlı canlı izleme imkanına sahip olacağım için bu albümü çok uzun süre beklemiştim, tüm bunlarla birlikte mdna benim açımdan baya zorlu başladı yola aslında.

öncelikle albüm görselleri her zaman olduğu gibi çok ama çok başarılı. hele hele albüm kapağı überalles olmuş. katlanma efektiyle ismin kısaltılmış halinin uyumu aşmış gitmiş.

her bir şarkıya kısa kısa değinirsem;


girl gone wild
bu şarkı hakkında kafam çok karışık bilöğgğgh (ah yazık). çok patlayacak gibi gümbür gümbür gelmişti ama sonra ben ikinci dinleyişimde sıkıldım bu şarkıdan sonra yine sevdim derken çok fazla şekilde celebration' ın devam versiyonuymuş gibi hissettiriyor bana. sonra bazen diyorum sadece baştaki "oh my god I am hardly sorry.." deyişindeki tonlama bile yeter diyorum, eninde sonunda çok çok iyi bir dans şarkısı ve bence harika bir şovu olacak.

gang bang
ilk dinleyişimde beni çarpan tek şarkı bu oldu. madonna' nın her albümde farklı bir şey deneme iddiası için geçerli tek şarkı bu bence. çok kışkırtıcı ve madonna' nın vokal konusundaki zirvesi olabilir. bu şarkıda sahnede gang bang yapılsa şaşırmam. öte yandan tarantino bu şarkıya klip çeksin, çocuğumu keserim. o derece güzel bir şey olur.

I'm addicted
şimdi bu şarkı için söyleyeceğim şeyi bir kaç kişiyle konuşup onların da aynı görüşte olduklarını bildiğim için söylemekte beis görmüyorum. bu şarkı resmen hande yener' in hipnoz albümü gibi tınlıyor. tam olarak tarif etmek gerekirse şarkının sound' undan bahsediyorum. hayat ne garip değil mi vapurlar falan? hande eminim dinledi bu albümü ve ne hissetti acaba çok meraktayım.
şarkıya dönecek olursak oldukça gaz, albümün en iyilerinden bunun yanı sıra insana mdma' yi merak ettirmiyor da değil.

turn up the radio
bu şarkı da beni ikilemde bırakanlardan. bir diyorum heh olmuş tam bir dans hiti daha ne olsun. sonra birden çok ses kalabalığı gibi hissediyorum. sonra diyorum ki başkası yapsa eminim bu kadar bile düşünmezdim bayılırdım ama madonna' nın önceki işlerine çok benzetiyorum orijinallikten mahrumluğu biraz kekremsi geliyor.
yok lan yok mis gibi şarkı işte. albümün en büyük dans hiti nokta.

give me all your luvin
ben bu şarkıdan ilk çıktığında zerre haz etmedim.albüm böyle olacaksa yandık diye bile düşündüm. ama sonra amacına uygun eğlencelik çerez olarak kabul edip eğlenmeme baktım. yine de bu, madonna' nın en vasat çıkış single' ı olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

some girls 
kulaklarınızda ingiliz aksanı ile çınlamasını istediğim yorumumu yapıyorum; rubbish!

superstar
bu şarkıyı da başkası yapmış olsa he tamam diyeceğim de madonna için fazla vasat geliyor maalesef. albümün kötülerinden.

I don't give a
nicki minaj' ın evine gitmesini istediğimden olsa gerek bu şarkıyı da başlangıçta zerre sevemedim. şimdi ise 90lar havasında eğlencelik bir çerez olduğunu düşünüyorum hatta nicki minaj kısmına bile sempati duymaya başladım.

I'm a sinner
sonunda coadf çizgisinde bir şarkı diye can simidi şeklinde sarılmak istediğim şarkı. madonna' nın günahlar konusundaki ısrarlı çizgisini de devam ettiriyor.

love spent (tık)
işte geldik albümdeki en sevdiğim şarkıya. ben bu şarkıya resmen bayıldım. başındaki country öğelerden tut, sonrasındaki auto tune vokalden kemanlara, sonrasındaki naif vokallere ve müziğine her şeyiyle on numara.

masterpiece
altın küreli şarkı albümün en güzel sakini. öte yandan bir frozen olmadığı kesin (bir alex değil).

fallin free
masterpiece' den sonra bu şarkı bana nedense gereksiz geldi. sonuçta sıla albümü dinlemiyoruz. başlıyor bitiyor ve iki kişiden biri vazgeçiyor ve biri hep daha çok çok seviyor ve.. yapmayalım burada.

beautiful killer
bu şarkı albümün bir diğer gizli güzelliği aynı zamanda love spent ve I'm a sinner 'ın kankası. coadf' dan fırlama gibi olması bile sevmem için yeterli zaten.

I fucked up
ne kadar dinlesem de bu şarkıyı madonna klasında göremiyorum; zaten madonna' nın da şarkıda dediği gibi kimse kimseye kendisinin ettiği kötülüğü etmiyor.

b-day song 
batukan' ın da dediği gibi madonna adeta selena gomez ve justin bieber hayranlarına hitaben şarkı yapmış, üzücü.

sonuç olarak toparlamak gerekirse bir müzisyen için en naif talihsizlik herhalde kendi yükselttiği çıta yüzünden bu tarz eleştiriler alması olsa gerek keza her yeni albümde bir şeyler deneme iddiasında olan biri için yenilikten uzak ama normal şartlarda başarısız denemeyecek bir albüm olmuş mdna, diyerek puanlamaya geçiyorum;
madonna standartlarında değerlendirirsem 6.5 / 10
genel bir pop albümü olarak 7.5 / 10

dip not: gel 7 haziran gel.


3/28/2012

bir süredir

1

 burası daha kolay geliyor.

3/06/2012

beyaz insanın problemleri

4

-parfüm almak dünya üzerindeki en zor serüvenlerden biri bence. ben ne zaman kafamda belli bir parfümle gitsem mesela, aklımdaki parfüm haricindeki tüm parfümler üstüme başıma sıkılmış bir vaziyette ayrılıyorum ortamdan. bu konuda çalışanların beni almam için en çok darladıkları parfümler ise calvin klein oluyor genelde. sanki tüm çalışanlar bu yolda tek bilek tek yürek olmuşlar. işte efendim dünyada son 3 yılın en iyi parfümü bu parfümmüş de neler neler.
bir kere dünyanın en iyi parfümünün seçildiği bir platform mu var bizden habersiz?
hadi mesela belki satış stratejisi icabı bana bir parfüm öneriyorsun hatta önermiyorsun darlıyorsun da benim düşündüğüm almayı istediğim parfümü kötülemeye kadar neden vardıyorsun olayı?
bu parfüm dükkanlarında en acı an ise vücudunun açıktaki kısımlarda parfüm sıkılabilecek tüm noktaların tükendiği an. ama bugünkü yaşadığım tecrübeye göre satış elemanı parfümü ceketine sıkarak almak gerekliliği konusunda çok kendinden emindi. nitekim ben daha fazla darlanmamak adına yine ve yine kafamdaki parfümle yeterince vakit geçiremeyerek ortamdan ayrıldım.

-bir gün yine bir parfümcüde bir sürü koku denemekten burnumun hiçbir şey ayırt edemediği bir noktada çalışana kahveniz var mı diye sormuştum. adam sanki küfür etmişimcesine tiksinti dolu bir yüz ifadesi ile BİZİM KAHVE UYGULAMAMIZ YOK demişti. evet bence o duygu kesinlikle caps lock bir ifadeydi.

-böyle deyince de her günümü ayrı bir parfümcüde, parfüm deneyerek gününü gün eden bir manyak imajı çizdim kendime ama bence sen beni anladın.

-kadıköy'deki tüm alışveriş merkezlerinin konumu ne saçma. bana en uygun olanı natülüs' ken belki de en çirkininin natülüs olması ise kaderin bir cilvesi. bir kere o yapının çevresi ne allasen, insan giderken bile iki kere düşünüyor. iç mimari tasarımına değinmek bile istemiyorum.

-bana mı öyle geliyor bilmiyorum ama alışveriş merkezlerinin içinde ciddi anlamda işe yarar bir kaç dükkan oluyor gerisi ise ölümüne boş oluyor. natülüs' ü kurtaran ise kesinlikle ve kesinlikle arby's.

-arby's hala eve servis yapmıyor ya, akıllı bir strateji mi cool bir duruş mu bilemedim. yapsa ben her gün yerim çünkü. bir de peynir çubukları yapmışlar şimdi o curly fries ve klasik hamburgerleri yeterince bebiş değilmiş gibi.

-öte yandan 2012 yılında hala tepsi üzerindeki kağıt üzerine ketçap mayonez döküp yememizi beklemelerine çok içerliyorum. o kağıdın sosu emdikçe yaşattığı hissiyat, evlerden ırak.

-gün geçtikçe izlemek istediğim filmlerin listesi çığ gibi büyüyor ve ben hepsinin altında eziliyorum. şöyle bir hafta evden dışarı çıkmadan film izleyebileceğim bir tatil istiyorum allam yok mu bunun bir yolu?

-yalnız işin şakası bir yana bugün parfümerideki adamın üzerime sıktığı ck euphoria çok fenaymış, eve döndüm, hala kohlaya kohlaya oturuyorum. bravo.

damn pigeons

0

güvercinlerden korkan tek insan olmadığımı öğrendiğim için bile çok seviyorum modern family' i. mitchell abicim, adamlar yolda üstlerine yürüsen bile kaçmıyor sakince yürümeyi tercih ediyorlar; yapacak bir şey yok.


2/29/2012

FATMA >> 2950

0

-sabah dolmuşta atv' ye tam okunması gereken şekilde a-te-ve dememize şaşırdım. çünkü aslında bir sürü şeye yabancı dildeki okunuşu ile sesleniyoruz. başta ey-ti-vi denmiş olsaydı ateve ne kaba gelecekti şimdi.

-dolmuşta inmeme çok yakın bir mesafede biri inmeye kalkarsa var ya için için eriyorum. eski ben olsa kesin o noktada iner kalan mesafeyi yürürdü. yeni ben ise, yine aynı iç sıkıntısını yaşamak pahasına gerekirse 50 metre ilerletip öyle iniyorum.

-uzun süredir kafama küçük tatlı şeyler gelmiyordu teşekkürler atv.

-hayatımda ilk kez televizyonda bir yarışma programında bir yarışmacıya oy kullandım. evet yaptım bunu. FATMA yazıp 2950' ye yolladım. karşıma çıkıp da kel mahmut edasıyla ne yaptın oğlum sen derseniz "sevdim hocam" derim.

-evde bir tane fatma olsa hayır demem valla. hiç mutsuz da olmam. o naiflik o efendilik. onun yerine gidip o kazulet çocuğu birinci yapanlar onu dinleyebilirler.

-bu sene sinemaya ne kadar uzak kaldığımı oskar adayı filmlerden yalnızca midnight in paris izlemiş olmam ile bir kez daha görmüş oldum.

-geçende işten çıktım. terziye fermuarı değişsin diye verdiğim ceketimi almaya gideceğim. üstümde de beş kuruş yok. bir bankamatiğe uğradım, sağolsun kartımı sebepsiz yere yutmayı tercih etti. bir de üstüne kartınızı bir hafta içine bankadan gelip alın yoksa kırarız iptal ederiz tadında bir cümle kurdu. neyse dedim sakin. ama hava da nasıl tatlı böyle karla karışık yağmur o güzel istanbul rüzgarı ile ağzıma burnuma doluyor. kredi kartımdan para çektim, terziye gittim. bu sefer de ne göreyim. terzi koyu gri kaşe montumun fermuarını orijinaline yakın bir tonla değil de altın sarısı ile değiştirmeyi tercih etmiş. dedim iyi, iyi, iyi güzel hoş. bir tane dişimi de altın kaplama yaptırdım mı takım takım gezerim artık.

- geçenlerde madonna konseri için bilet alma arefesindeyken; o tarihlerde iş dolayısı ile yurt dışında olacağımdan kelli bu konser ile kuzenimin çocuğunun sünneti arasında bir seçim yapmam gerekti. düşünün bir kez, hayatta o kadar alakasız kombinasyonlar ve ihtimaller bir araya geliyor ki; madonna konseri ile kuzen çocuğu sünneti arasında seçim yapmanız gerekiyor.

-biletimi almak itü ders seçimi şenlikleri gibi bir heyecana sahipti. saat 9.58'den itibaren siteye abandım falan. öte yandan 1. kategoriden almam ofiste büyük ses getirdi, muhtemelen hak ettiğimden çok daha fazlasını kazandığımı düşünmeye başladılar. ama alakasız yani, kaç yıldır beklediğin bir şey olunca çok sallamıyor insan.

-berlin kaplanı ve fetih 1453 arasından hangisi daha çok canımı sıktı karar veremiyorum. hayır o kadar merak ettiğim filmlerden hiçbirine gidememişken bu ikisini sinemada izlemiş olmam ne saçma. izlediğim bir çok yerli film çıkışında bön bür doho sünemodo türk fülmü izlemücöm diyip diyip yine gitmemse daha da saçma.

-başıma bir şey gelmeyecekse yalan dünya' ya da zırnık kadar bile gülemedim. futbol bilen bu konu ile ilgili düşüncemi daha iyi anlar. gülse birsel resmen real madrid' in futbolda yaptığı şeyi yapmaya çalışmış gibi geldi bana. tüm yıldızları toplayayım sonra da onlar bir şeyler yapıversinler artık. resmen benim izlediğim kısımda dizinin bir senaryosu yoktu.

-çok biliyorsan sen yap diyenler merhaba ^.^  aramızda da mı konuşmayalım canım?

-çalışma hayatı ile ilgili büyük sorunlarım var bilöğgğhh. 5. ayın sonunda geldiğim nokta; her gün her gün çalışmanın çok saçma gelmesi. keşke arada bir bugünün parasını kesin benden gelmeyeyim ben işe hadi be hacı hadi be olmaz mı deme lüksümüz olabilse.

-çok uzun süredir bir şey yazmayıp şubatı boş geçtikten sonra 29 şubatta yazmak şu an hayatımdaki tek heyecan oldu misal. gel var gerisini sen düşün.

-son olarak bugün gugılın hatırlatması üzerine hep beraber nostalji yapalım;


1/25/2012

zuma

2

-şantiyede pijama takımı ile gezen bir adam var. yemin ediyorum gerçeklik eksenimi kaydırdı. baya böyle bildiğin penye, küçükken tüm orta direk aile çocuklarının giydiği el ve ayak kısımlarında daralan ve çok büyük ihtimalle kahverengi olan pijama takımlarından. demek ki onun gözünde iş kıyafeti de böyle bir şey.

-yetmezmiş gibi bir de türkiye' nin damadı caner' in bir kopyası var. hem de tam olarak, gülben ergen' in programında tısslayarak kafasında bardak kırdığı yerdeki haline benziyor.

-bence penguen çok kan kaybetti. hatta o kadar ki penguen-uykusuz ilişkisini, pepsi-coca cola ( pepsi-when you don't have coca cola) ilişkisine benzetiyorum. penguen benim için anca uykusuz almaya girdiğim bayide uykusuz bulamazsam tercih edebileceğim bir dergiye dönüştü.

-böyle de diyorum ama önceden hiçbir sayısını kaçırmadığım uykusuzu da sekiz haftada bir falan belki okuyorum.

-bilgisayarın bir yerlerinden notlar çıktı, zamanında model' in pembe mezarlık şarkısı ile geldiği emoluk eşiği diye bir şey yazmışım. ondan sonra o kadar dalga geçildi ki bu şarkıyla, sadece tarafımı belli edip çekileceğim. pembe mezarlık, tokio hotel elemanlarından başka bir şey canlandırmıyor kafamda.

-büyük ev ablukada ne güzel grupmuş. konserdeki konuşmalarından, kafamda canlanan mizah duygularını kendime çok yakın hissettim.

-geçende adamın biri 23 yaşında olduğuma inanmadı. kaderde yaşlı göstermek de varmış dostlar. bir gün bunu yaşayacağımı hiç düşünmezdim. beni bırakın, siz kendinizi kurtarın. psikolojimi bozdu pis herif.

-bir kez daha mutluluk tanımı yapacağım. meğer mutluluk, lord of the rings' in extended blu-ray versiyonuymuş. kıymetlimissss

-insanlar world of warcraft falan oynuyorlar bense hala zuma' nın esiriyim. saatlerce ama saatlerce oynuyorum bıkmıyorum, bıkmıyorum. kafayı boşaltıyo biliyon mu?

-geçende ciddi ciddi bütün bir gün boyunca kafamın içinde tuğba ekinci - o şimdi asker çaldı. belki tarkan okul yaptırsaydı böyle bir şey yaşanmazdı bilemiyorum.

-beyoncé' nin, kızına 1.5 milyon dolarlık hediye aldığını duyduğumdan beri her gün işe daha mutlu gidiyorum. yaşasın çalışmak.

sevgiler.

1/10/2012

dahili ve harici

0

bakkaldan diyorum..yarım kilo peynir almak diyorum..kime diyorum.. orijinallikten çok uzak bu numaralar yahu. daha yeni alejandro' nun klibinde izlemedik mi topuklu ayakkabılı erkekleri? -ki o bile yeni değildi- topuklu ayakkabı müziğinin cinsiyetsizliğini vurguluyormuş. en az karşıyım her şeye karşıyım var mı serzenişi ile rabbin adaletini sorgulayan harun kolçak başarısızlığında buldum.
kendisine yemekteyiz yarışmacılarından birinin kurumuş bulduğu pilava yaptığı yorum ile veda etmek istiyorum; sen bu bilavı dabancaya goy dıgıdı dıgıdı sıkhhh!!

1/05/2012

tam da derin dondurucuyu doldurma arefesinde

4

ofisteki yılbaşı çekilişinde insanlara filtre kahve makinesi falan çıkarken, bana 17 parça saklama kabı çıktığından bahsetmiş miydim?
yahu ben evimde bile kalmıyorum ki dalga mı geçiliyor ama benimle? işin en acı yanı ise; hediyemi açmamın üstünden bir süre geçip de ortam sakinleşince el altından, yemeklerimizi yapan teyzeye 17 parça saklama kabımı teklif etmem ve karşılığında kibarca(baya baya kahkaha attı) reddedilmemdi. how much longer till I hit the ground demek istiyorum.


1/03/2012

giden günlerim oldu nım nım

3

"acısıyla..tatlısıyla ön-cü ön-cü öncüü biber salçasığğğ"

yıl başında çevremdekilere 2011'e 10 üzerinden kaç verdiklerini sordum. siz kaç verirsiniz?
benim sana notum fazla düşünmeden 6 kanka.
  2011 bana,
-yılın değerlendirmesini 3 ocakta yazabildiğim bir hayat verdi. eskilerde 31 aralıkta falan yazardım.
-blog girdilerinin sayısına bakıyorum da ayda 45 yazılara çıktığım zamanlar olmuş, şimdisi ise malum.
-bazen yorgunluktan öleceğimi düşündüğüm akşamlar verdi. kısıtlı akşamlarda hiçbir şey yapamamayı bir de.
-önceden tiksindiğim outlook düzenli olarak kullandığım bir program oldu. üstelik sevdim de keratayı.
-panik atak neymiş tam olarak yaşayarak gördüm. bitirme projesi zamanından bahsediyorum tabi. ne hayallerle geldiğim bitirme projesi aşamasına, asla çalışamayarak kendimi geliştirdim de geliştirdim. bitirme hariç kolay iki seçmeli dersimin olduğunu dönemde bitirme projemi final teslimine bile yetiştiremeyerek kişisel bir rekora imza attım. bunun bana dönüşü ise tüm okul hayatımdaki en düşük proje notu ile mezun olmam oldu. bir süre kahrolur gibi olayazdım ama sonra hiçbir önemi olmadığına net bir karar verdim. bitmesi başlı başına kafiydi.
-şimdi iş hayatı içinde bakıyorum da, bizim meslekte mezun olduğun okul bile benim düşündüğüm kadar önemli değil.
-lisedeyken iyi bir okula giremezsem öleceğim hayatımın sonu gelecek tarzı bir düşünce yapım vardı, şimdi düşününce çocukluk ve körpelikten başka bir şey değilmiş diyorum.
-yıl tamamen başka iki kısıma ayrıldı benim için üstelik aralarında da ince değil oldukça net ve kalın bir çizgi vardı.
-bomboş olduğum son dönem boyunca varacağımı/ erişeceğimi düşündüğüm sosyal hayata tabi ki sahip olamadım. uyudum allah uyudum.
-üniversitenin bitişiyle yola devam edeceğimiz çekirdek kadro daha fazla netleşti.
-film izlemeyi neredeyse bıraktım. koskoca yılda sadece iki kez sinemaya gitmiş bile olabilirim. onlar da harry potter' ın son filmi ve midnight in paris
-klasik rock gruplarını çok daha fazla dinledim.
-tüm hayatımdan ve hayatımdaki bütün süpersonik insanlardan ayrı geçirdiğim bir 2 ay yaşadım. böyle bir hayatı çok uzun süre sürdüremeyeceğimin kararını vermem ise çok sürmedi.
-istanbul' da iken çok mu sosyaldim tartışılır ama sadece istanbul' da olmak bile başlı başına bir lüks bence, içindeki herkesin kıymetini  bilmesi gereken.
-ilk kez rock'n coke' a gittim ve neden yıllardır gitmediğimi sorguladım. moby geçirdiğim en güzel konseri yaşattı.
-konserden sonra ise hiç moby dinlemedim, neyin yansımasıydı bilmiyorum. zirvede bırakmak gibi bir şey olabilir.
-son bir umutla atıldığım fitness maceram da net bir şekilde gösterdi ki; 58 kilo iken de var olan göbeğim ne kadar sıkalaşsam da beni bırakmamaya çok kararlı. doğururken çok acı veren bebeğini sahiplenmeyen devenin sonradan durumu kabullenmesi gibi bir hissiyat yaşıyorum kendisine karşı.
-sushi fanı oldum. gelsin california roll oh.
-klasik kola' dan asla ödün vermeyen bir insanken, diet koladan başka bir şey içemez oldum. her seferinde "pardon da, o da kilo yapıyor yalnız" tepkisine, tadını seviyorum açıklamasını yapmak durumunda kaldım.
-hayatıma usta diye bir kavram girdi, muhtemelen de çıkmamak üzere.
-benim gibi telefonla konuşma fobisi olan biri için çok fazla yabancı insanla telefon konuşması yapmam gereken bir iş hayatına sahip oldum. birden fazla kez aradığın halde numaranı kaydetme zahmetine girmeyen insanlara karşı sürekli, ben şuradan falan filan şu girizgahını yapmak durumunda kaldım.
-ego denen şeyin kallavisinin iş hayatında olduğunu görmem de pek sürpriz olmadı aslında. akabinde de insan denen şeyden biraz daha soğumam.
-normalde evde bile haşlanmış yumurtaya mesafeli bir insanken, 4 yıllık yatılı hayatı boyunca yemekhanede ağzına yumurta koymamış bir insan olarak şantiyede yumurta yiyebilmemin benim için büyük bir adım olduğunu düşündüm.
-barış bıçakçı' nın veciz sözler' i ve c.palahniuk' ın ölüm pornosu okuğum en güzel iki kitap oldu.
-sayısız sigara bırakma girişimim ise şantiyede yerini köfür köfür içmeye bıraktı.
-askeri muayene diye bir şey var dostlar. tarifi zor. hani böyle uçak kalkarkenki o iç çekilmesi hissiyatını tam anlatamayız ya; o da aynı şey işte. yaşayın, yaşatın.
-son olarak aşk hayatıma gelmeyi çok isterdim ama; olmayan şeye nasıl geleceğiz onu bilemedim.
-2011'in en çok tıklanan girdisi ise volkan' ın sakalı oldu. blog açısından acı bir durum aslında. ikinci ise süper mario' nun ek iş olarak tenis hakemliği yaptığını söylemem(esra'ya özel teşekkür).

*baştaki reklamı bilen herkese diğerlerinden daha güzel bir yıl dilerim, çünkü onlar için hayat biraz daha fazla zor :]

melankoli

0

son zamanlarda izlediğim en güzel, en hüzünlü, en naif video / en güzel, en iç parçalayıcı ağıt.

sanki, baraka filminden bir sahne