3/06/2012

beyaz insanın problemleri


-parfüm almak dünya üzerindeki en zor serüvenlerden biri bence. ben ne zaman kafamda belli bir parfümle gitsem mesela, aklımdaki parfüm haricindeki tüm parfümler üstüme başıma sıkılmış bir vaziyette ayrılıyorum ortamdan. bu konuda çalışanların beni almam için en çok darladıkları parfümler ise calvin klein oluyor genelde. sanki tüm çalışanlar bu yolda tek bilek tek yürek olmuşlar. işte efendim dünyada son 3 yılın en iyi parfümü bu parfümmüş de neler neler.
bir kere dünyanın en iyi parfümünün seçildiği bir platform mu var bizden habersiz?
hadi mesela belki satış stratejisi icabı bana bir parfüm öneriyorsun hatta önermiyorsun darlıyorsun da benim düşündüğüm almayı istediğim parfümü kötülemeye kadar neden vardıyorsun olayı?
bu parfüm dükkanlarında en acı an ise vücudunun açıktaki kısımlarda parfüm sıkılabilecek tüm noktaların tükendiği an. ama bugünkü yaşadığım tecrübeye göre satış elemanı parfümü ceketine sıkarak almak gerekliliği konusunda çok kendinden emindi. nitekim ben daha fazla darlanmamak adına yine ve yine kafamdaki parfümle yeterince vakit geçiremeyerek ortamdan ayrıldım.

-bir gün yine bir parfümcüde bir sürü koku denemekten burnumun hiçbir şey ayırt edemediği bir noktada çalışana kahveniz var mı diye sormuştum. adam sanki küfür etmişimcesine tiksinti dolu bir yüz ifadesi ile BİZİM KAHVE UYGULAMAMIZ YOK demişti. evet bence o duygu kesinlikle caps lock bir ifadeydi.

-böyle deyince de her günümü ayrı bir parfümcüde, parfüm deneyerek gününü gün eden bir manyak imajı çizdim kendime ama bence sen beni anladın.

-kadıköy'deki tüm alışveriş merkezlerinin konumu ne saçma. bana en uygun olanı natülüs' ken belki de en çirkininin natülüs olması ise kaderin bir cilvesi. bir kere o yapının çevresi ne allasen, insan giderken bile iki kere düşünüyor. iç mimari tasarımına değinmek bile istemiyorum.

-bana mı öyle geliyor bilmiyorum ama alışveriş merkezlerinin içinde ciddi anlamda işe yarar bir kaç dükkan oluyor gerisi ise ölümüne boş oluyor. natülüs' ü kurtaran ise kesinlikle ve kesinlikle arby's.

-arby's hala eve servis yapmıyor ya, akıllı bir strateji mi cool bir duruş mu bilemedim. yapsa ben her gün yerim çünkü. bir de peynir çubukları yapmışlar şimdi o curly fries ve klasik hamburgerleri yeterince bebiş değilmiş gibi.

-öte yandan 2012 yılında hala tepsi üzerindeki kağıt üzerine ketçap mayonez döküp yememizi beklemelerine çok içerliyorum. o kağıdın sosu emdikçe yaşattığı hissiyat, evlerden ırak.

-gün geçtikçe izlemek istediğim filmlerin listesi çığ gibi büyüyor ve ben hepsinin altında eziliyorum. şöyle bir hafta evden dışarı çıkmadan film izleyebileceğim bir tatil istiyorum allam yok mu bunun bir yolu?

-yalnız işin şakası bir yana bugün parfümerideki adamın üzerime sıktığı ck euphoria çok fenaymış, eve döndüm, hala kohlaya kohlaya oturuyorum. bravo.

4 confession:

Wicked_Stardust | 15 Mart 2012 12:58

christian homme sport da güzel bir parfüm olup tavsiye ederim.

arbys ve curly fries. uuuu beybi beybi beybiiii ama led zeppelin gibi söyledim justin biber gibi degil. lütfen yanlıs anlasılma olmasın.

uuuuu

Wicked_Stardust | 15 Mart 2012 12:58

ha bu arada capitol daha kötü iç tasarım. peki ya optimum.

uuuuuu

yaşasın palladium.

nk | 15 Mart 2012 22:21

aylar sonra blogdan biriyle iletişime geçmek ne kadar güzel geldi anlatamam :) uuuu beybi beybi beybiiii' yi okurken robert plant söyledi ki en baştan justin de kimmiş!?
christian homme sport' u ilk parfümeri maceramda kokluyorum çok merak ettim. paladium'a gitmedim bak onu da merak ettim.

Frankie | 27 Mart 2012 06:41

Neredeyse 15 gün önce yazılmış bu yazıya 15 gün sonra yorum yapan manyak benim merhaba! Keşke daha çok burnum olsa diye dilemişliğim bile vardır.Parfümün şişesini beğenip almak delice bir çare olabilir bence.