8/31/2010

br ba

0

-emmy' nin en mutlu eden yanı, breaking bad' in çifte ödüle layık görülmesi. birisi babam birisi kardeşim.

-bana yıllar gibi gelen bir süre önce yazdığım şükran' la meryem yazısına bir organizasyon firmasından yorum gelmiş. 'Davet organizasyon,Düğün organizasyonu,Sünnet organizasyonları,Masa süslemeleri,Sandalye kiralama," target.
şükran ile meryem' in düğünleri için organizatör aradığım için yazmıştım ben o yazıyı zaten. hepimiz de california' da yaşadığımız için elen degeneres ile karısının evlenmesi kadar normal bir durum bu.

-pazar günü bindiğim bir otobüste, tarzlar birleşimi bir çocuk vardı. sağ kolunda k. atatürk dövmesi varken sol kolunda osmanlı' yı simgeleyen turancı işaretler, sağ elinde şövalye yüzüğü ve elde bir tesbih.

-büyük boy çay istediğimde, çayı su bardağında getiren bir işletmeyi ciddiye almam söz konusu olabilemez. bir de o bardak, bulaşık makinesinde altı yüz elli iki kere yıkanmaktan çizik çizik olmuşsa. düşündükçe yaprak gibi titriyorum.

-küçük sırlar' ı değil ayşegül' ü izliyorum. sinem kobal histeri krizleri geçiriyormuş ayşegül parladıkça. sn kol' un tespitine göre biricik ayşegül' ümüzü senaristler hep dışarıdan senaryosu çalınan dizilerde oynatıyor bir de özellikle ismini ayşegül koyuyorlarmış. türk işi lost yapılır da orada da kate' i oynamasına rağmen adı yine ayşegül olursa bu tezi ispatlanır diyorum.

- son not; hayat bu ara aşırı sıkıcı.

staj

0

gün:20
hayat ne ara bu kadar sıkıcı hale geldi?

8/28/2010

biz de ayranın formülünü söylemeyelim

0

-rakkam ne allah aşkına ya?! ilkokul 2' de erasmus mu yaptınız? yabancı bir ülkede alkolün ve sevişin içinde kaybolup sayı ile rakamın farkını öğrenmeyi mi kaçırdınız. bir tutturmuşlar rakkam da rakkam. bu kelimeyi yanlış telaffuz eden insanlarda yersiz bir öz güven oluyor; bunu da çok rahat iddia ederim. hatta muhtemelen rakama rakkam diyen insan; yapmağa( yapmaağa) , etmeğe ( etmeeğe) diyen insanla aynı insan.

-cep telefonu patlama yaptığı zaman nokia 3310 kullanan insan, şu an da nokia 6300 kullanıyor. ama tüm 87-88-89 neslinin kullanmasından bahsetmiyorum burada, cep telefonu bir imitasyon deri kılıfla pantolon kemerine asılı gezen insandan bahsediyorum.

-dolmuşa bindin diyelim. birkaç kafa dengi arkadaşın varsa nasıl eğleniyorsun. muhabbet nasıl tatlı geliyor. o kadar eğleniyorsunuz ki dolmuştaki diğer insanlar sinir oluyor size. her ne kadar hayatınızı dolu dolu yaşayan, akademik kariyeri koltuk altlarından taşan bir insan olursanız olun kınıyorlar sizi ve basit bulunuyorsunuz.
sonra bir gün bu sefer sen yalnız biniyorsun ve otobüste geçende senin yaptığını yapan bir arkadaş grubu var ve sinir oluyorsun. bu çelişki insan doğasının özeti gibi bir şey.

-çocukken, yeterince uzun bir süre, 7up adlı gazozun ismini zup sandım. hatta gerçeği öğrendiğimde mutsuz oldum bile diyebilirim.

- eyvah eyvah' ı izledikten sonra bu fasulya 7.5 lira. hem kaynasın hem oynasın şarkısını kendi kendine söylemiş 1 milyon insan bulunur rahat.
ne güzel film olmuş, ata demirer iyi iş çıkarmış gerçekten de. ben film boyunca güldüm eğlendim yalnız; beraber izlediğim herkes demet akbağ' a kıl oldu ve filmi beğenme oranlarını etkiledi kadın.

-ben ayran seven insanım. böyle büyük boy ayran söylüyorum mesela, nasıl kana kana içiyorum. yoğurdu suyla birleştiren, içine de bir tutam tuz atan zekaya şükrediyorum her seferinde. yalnız ayranımın büyük boy olmasına güvenip de hızlı hızlı içiyorum ve daha içinde çok ayranım olduğunu düşünürken bir anda pipetin içinden boş hava gelmeye başlıyor ya; işte o anda kallavi bir pişmanlığa bırakıyor mutluluk yerini.

- son olarak haşlanmış yumurtayı tek başına lümbür lümbür yiyen insan. çok mutlu bir insan gibi. hayatta sıkıntı yaratabilecek her şeyden sıyrılmış gibi. ya da hiç aç kalmaz gibi. bu insandan daha çok korktuğum bir insan varsa, seyyar satıcıda tüm gün beklemiş özensiz ve aşırı kaynatmanın üstüne o beklemişlikle moraran haşlanmış yumurtayı boyozla birlikte götüren insandır.

8/25/2010

0

8/24/2010

.

2

-internet explorer kullanan insan, ne bileyim, beni biraz tedirgin ediyor. daha fonksiyonlu olanları varken yani.

-geçen metroda bir grup dışarı eğlenmeye çıkmış gencin muhabbetine kulak misafiri oldum. normalde hiç huyum değildir muhabbet dinlemek falan. hım hım. mekan seçmeye çalışıyorlardı. dört kişilik bir grup iki kız iki erkek. bir kız bir erkek sevgili, diğerlerini de muhtemelen yapmaya çalışıyorlar. hani şöyle onlar da bir sevgili oluverse rahata erecekler diyeyim size. sevgilisi olmayan kız, sunulan tüm mekanlara bahaneler bulmakta, sigara içilebilen bir yer olması hususunda ısrarla direnmektedir. bu sırada çiftimin erkek olanı, beatles kafe' yi önerdi. sevgilisi sevinçle karşılarken diğer kız bombayı patlattı. 'ne kafe anlamadım.' beatles cevabını alınca tekrar, 'orası neresi yæ' oldu kız. bunun üzerine bu sefer çiftin dişisi devreye girdi ve 'ya böyle bir mekan işte beatles pink floyd falan çalan bir konseptleri var' diye açıkladı ki, esas kız bombayı patlattı. 'beatles ne yæ?' çocuk da hayatımda duyduğum en sağlam açıklamayı yaptı akabinde. 'hani böyle bir adam var yuvarlak gözlükleri var, ona benzer dört adam daha var. onlar işte.'

o sırada devreye ben girdim; 'pardon, marstan ne zaman indiniz?'
içimden tabi.

-yurdum bir bilemedin iki kez spora gitmiş kaslısı çekiyor üstüne atleti, çekiyor üstüne atleti. gözlerimiz şenleniyor tabi doğal olarak.

serra yılmaz olmasa mı hiç

1


geçen gün mükemmel bir gün( un giorno perfetto)' ü izliyorum. tam ferzan özpetek' in bir filminde, serra yılmaz yok diye seviniyordum ki son dakika golüyle dondurmacı olarak çıktı karşıma. bana bu kadının her yerden çıkıp sürekli aynı insanı oynamasını izlemekten gına geldi. kendisi tüm konsept olarak sanatçı tribini fazla abarttığı için zaten hiç şansı yok gözümde. bir de kendisine yüklenen anlamın sezen aksu'ya yüklenenle aynı olması problemi var. sanki entelektüel tayfa anlaşmış ve serra yılmaz ne yapsa gideri vardır gibi bir karar almış.
sürekli hayattan ve herkesten tiksinir; ben buralara zaten çok fazlayım diyen bir ifade. harem' de bir görevliyi oynasa da aynı kadın, eşcinsel dostları olan bir kadında aynı kadın, hapse giren kadında da aynı.

ama iticiliğinde doruk noktasına ulaştığı yer, vavien' dir. çok net. git ümüğünü sık, o derece. gerçi orada ölümden dönmüş binnur kaya' ya yalnız o dolmalar akşama hazır olacak mı? diye soran replik çok çok iyi ama serracığıma hiç gerek yok. fransızca-italyanca anında çeviri yapsın, bu dillerde twit' lesin.oyunculuk yapmasın. ya da dur. o sinop'ta oynadıkları dizideki kullanılmayan hapishanede yaşasın bundan sonra. evet, en mantıklı çözüm bu gibi.

başıma bir şey gelmeyecekse serra yılmaz' dan nefret ediyorum.

8/23/2010

bugün sana mavi açmayı çok istiyorum.

3

-üstünden o kadar zaman geçti ona rağmen hala o, kutunun üstündeki ipi kopardıktan sonra ufalanan bal mumlarını elle süpürme kafasına anlam veremiyorum var mısın yok musun' daki.

dün akşam kafam biraz güzelken tv'ye kitlendim. baya oturmuş kendimi var mısın yok musun izliyor halde buldum. hem de öyle kitlenmişim ki böyle bir gereksiz stres bir gereksiz sıkıntı. 500 bin açıldıkça bir hayıflanma. hayattaki tek sıkıntım oymuş gibi takılmışım bir süre. dedim sonra ne oluyorsun, ne iş. sana giren çıkan ne.

tam programa kitleniyorum pat reklam. ordan geçiyorum çghb'a. güzel kafayla pek bir üç boyutlu geliyor o program. tam ona kitleniyorum pat reklam. ondan ona seke seke izlerken dedim neden bir yandan da yemek yemiyorum. bir güzel hazırlıklarımı yaptım bir şeyler tam oturdum ki, bu sefer ikisi de reklama girdi.

tv'de izleyeceğin aptalca şeye tam kitlenmişken, bir yandan da yemeğimi yiyeyim keyfime keyif katayım dediğimde kanal reklama giriyor ya, işte tam bir mutsuzluk tanımı.

var mısın yok musun' a bir takılsan sayfalar dolusu yazı çıkar. ekranlarda sürrealizmin tarihi yeniden yazılıyor. farkında değiliz. oradaki insanlar çok farklı bir boyuta geçmişler. şimdi dün bir tane kız vardı, amerika'da yaşıyorlarmış. acun, tam bir klasik türk insanı gibi davranarak kızdan ingilizce konuşmasını istedi. sonra türkçe' sini de dinledikten sonra, kız en son babasının off-günü olduğundan bahsetti ki o anda, iki dili de ayrı ayrı güzel konuştuğuna ikna olduğumuz kız iki dili karıştırarak hepimiz hayal kırıklığına uğrattı. evet. bu yarışmanın formatı bu. tam anlamıyla bir bizlik duygusu oluşturuyor. yoksa mal gibi oturup izlemezsin. sonra kızın bugün gitmesi gerekiyormuş, bir güzel öptü uğurladı acun. kanal bir 10 dakika boyunca bu anlamsız muhabbete kilitlendi. zeynep casalini' den amacım yok yaşamak buysa sözünü alıp programa format yapmışlar.

insanlar bu yarışmada kutu açmak olayına kutsal bir şeymiş gibi yaklaşıyorlar. muhtemelen format gereği olan bir şey ama; o kadar moda girmiş olmaları hepsinin içinde de var olduğu gerçeğini gizlemiyor.

bugün sana mavi açmayı çok istiyorum. lan. kendinize gelin. cannım kızım, çok istiyorum sana mavi açayım. sonra teklifler bir şeyler geliyor. önce telefon, arkasından yavan ötesi bir hamdi bey muhabbeti. acun bize bildiriyor ki, acun bey hesap kitap yapıyormuş. allah aşkına nasıl bir hesap çok merak ediyorum. üç katlı integral mi çözüyorsun orada. sonra hamdi bey' e çok teşekkür ediyorum ama yokum.

bu sırada yarışmacılar iyice kendinden geçmiş vaziyette beş yüz bin beş yüz bin sloganı yapıyorlar. böyle işte gaz verme amaçlı öyle saçma sloganlar yapıyorlar ki, beş yüz bin beş yüz bin narası sevimli gelmeye başlıyor diğerlerinin yanında.

ama ben en çok yarışmacıların, bilimsel verilere dayanan çıkarımlarından hoşlanıyorum.
hmmm, dün ben kırmızı açmıştım ama ondan önceki üç gün sarıydı, ayten hanım da hep mavi açıyor bu yüzden ben onun arkasında olduğum için bugün kırmızı hissediyorum. cümlenin sonunda başını çoktan unutmuş oluyorum o kadar saçma çıkarımlara inanıyorlar.

hepsinin kutusu kutsal. bu işin şakası yok.
-kutunu açar mısın canım?
-seve seve.

haydaa. seve seve? o ipi bal mumundan kurtaracaksın sonra pislikleri pıst pıst diye masanın üstüne dökeceksin ve açacaksın bu kadar basit. sevgiyi falan ne karıştırdın şimdi canım.

yarışma bir yandan tam gaz devam ediyor, ekspresyonizm' in dibine vurmuşuz derken altın vuruş şu diyalogla yaşandı.

-arzucum ne hissediyosun?
-valla canım benim, seni çok seviyorum. biliyorsun. zaten bir alt odamda kalıyorsun. paylaşımlarımız çok büyük.. ama ben bugün kırmızı hissediyorum. --- paylaşım ne alaka burada şimdi?
-kutunda mavi hissediyorum desem kırılır mısın?

aa. kırılmak ne alaka . böyle yapış yapış bir muhabbet, herkes bir hisler içinde. birbirleri için pazara kadar değil mezara giderler ama sonra gidip survivor' da birbirlerini boğazlarlar. bu işler böyle.

son sözüm de acun'a. paranın içinde yüzmekte olan bu arkadaşımız giyinmeyi asla ama asla öğrenemedi. yapacak hiçbir şey yok.

-tüm firmalar topluca anlaşmışlar ve güzel t-shirt üretimini durdurmuşlar. yok anacım. ben bulamıyorum.

-dışarıda bir yerlerde kuru fasülye - pilav yiyeceğim diyelim. bayılırım. ama ben ikisini ayrı ayrı birbirine karışmamış vaziyette ve yanyana yemeyi seviyorum. türkçe'de çatı kuralı. işteş çatıda birlikte mi karşılıklı mı muamması.
ama ben müdahale edene kadar, usta hop koyuyor pilavın üstüne bir kepçe kuru fasülyeyi. sonra o pilav kırmızı sulu sulu bir hal alıyor ve ben tüm konseptten soğuyorum. bir şey de diyemiyorum tabi. yiyiyorum kuzu kuzu. yalnız bunu değiştirir misiniz? buranın sorumlusu kim diyebilecek acarlıkta bir insan olamadım hiç.

-barlarda, yarım bardak limon suyu içinde gelen, dikine kesilmiş havuç ve salatalık çubukları. nasıl desem. biraz özensiz geliyor bana hep. dolaplarda kalan saçma alakasız şeylerden yemek çıkarmak gibi. ya da evde bulunan artık malzemelerden maket yapmak gibi. onun olduğu bar karizmatik bir yer olamıyor asla gözümde.

- ekranlarda koca yanak diye bir çocuk figürü yarattılar ya. maret reklamında kadir çöpdemir ile baba oğul bir sucuk serisi hikayesi vardı. hepimiz inanmıştık onların baba oğul olduğuna. sonra ne oldu. o çocuğun babası farklı bir adam olacak şekilde yeni bir reklam çekmişler. e noldu şimdi böyle. nerede kaldı bizim inandığımız baba oğul. duygularımızla oynamadınız mı.

-inception filmindeki mimar hikayesini anlamadım. ya ben anlamadım ya da havada kalmış. o kız ne yaptı bir mimar olarak o filmde. bir de neden daha usta bir mimar değil de bir öğrenci. bu mimar kafası üzerine gittim matrix' leri yeniden izledim. oradaki mimar hikayesi çok iyi bir şekilde açıklanıyor iken, inception' da fazla zayıf kalmış. gerçi adam nasıl bir hikaye yazmış dil uzatmak haksızlık olur. ama nasıl ki, türk filmlerini izlerken buram buram türk filmi olduğunu hissettiren bir şeyler varsa, aynı şey hollywood filmlerinde de var. olayı hemen aksiyona bağlamak. biz teknolojinin kitabını yazdık mesajı. aslında hiç gerek yok. yalnızca o nehre yuvarlanan araç ile hotel odasındaki yer çekimi olayı arasında ilişkinin kurulmuş-kurulabilmiş olması bile bu filmi çok başarılı kılıyor.
yine de bana göre christopher nolan' ın en iyi filmi hala the dark knight. ondaki o yoğun his başka.
bir de yaratılan dört katmanlı hikaye ustaca kotarılmış iken o karlı kısım fazla gereksiz geldi bana.

-çarşafları değiştirince beni en çok geren şey, yastık kılıfını doğru şekilde takmak. şimdi yastık genelde yatmaya alıştığım bir tarafında belli girintiler çıkıntılar oluşturuyor ve ben onlara alışıyorum. bir yandan da yastık kılıflarında yüzüme doğru denk gelmesini sevdiğim taraflar var. yastık kılıfını yastığa geçirirken en kilit unsur bu; farklı iki girdiyi doğru şekilde kesiştirmek. yatağın yatmaya alışık olduğum yüzüyle, kılıfın sevdiğim yüzü üst üste binmelidir. yoksa katiyen yatamıyorum.

-merhaba. benim ruhum hasta.

8/17/2010

hastalık yapar: kelis-acapella

3

bu gerçekten kelis mi. milkshake' den buraya çıkan bir kariyer hayal etmesi bile güçken kelis başarmış. adeta bir lady gaga-rihanna arası görsellik, roisın murphy şarkıları tadında alt yapı. olmuş olmuş olmuş.




8/16/2010

dilli kaşarlı

3

bugün stajın en tuhaf gününü yaşıyoruz. patronlar iş sebebi ile şehir dışındalar ve bu durum fazladan bir rahatlık getiriyor çalışanlara. siz siz olun patron olursanız işinizin başından gitmeyin, vallahi iş yavaşlatıyorlar.
pazartesi sendromu denen şeyi de bugün çok net yaşayarak öğrendim. büroda herkes birbirinden tiksiniyordu. yavaş yavaş muhabbet açıldıkça, eski dost olduklarını hatırlayan çalışanlar birbiri ile yeniden kaynaşmaya başladı. ofisin mimarlar kısmında üç bayan mimar ve ben çalışıyorum. hayat kaderim gibi bir şey oldu artık bu durum kabullendim. bir zamandan sonra bu grup bayanlar size tamamen alışmaya başlıyorlar ve muhabbetler güzelleştiği kadar da çirkinleşiyor. bayanlardan bir tanesi hafta sonu birisi ile buluşmuş. iş bu ki muhabbeti biraz daha kontrollü kılmaya çalışıyorlar fakat beni henüz az tanıyorlar. eve mi gittiniz? sorusunun ardından sürpriz olmayan soru geldi tabi hemen akabinde.
naptınız kız?
yemek yedik işte falan.
ne yediniz? dilli kaşarlı mı?
o-hoo dilli kaşarlı sosisli sucuklu ne varsa yedik.


[abaaouuvv!] içime attım hep, içime.


pardon da..

8/15/2010

insanlar aşksız sevişiyor

2

-düğünlerde slow müzik eşliğinde dans eden 10-13 yaşında kızlardan daha çok korktuğum bir görüntü varsa, o da 14-16 yaşındaki kızların dans etmesi görüntüsüdür. gelin başı ekibiyle birlikte kuaföre giden küçük kızlar, saçları kadınlığa alışmaları açısından yaptırılmış ki muhtemelen topuz ve yanlardan iki bukle, ya çok abartılı kıyafetler giymişler ya da son derece pespaye şeyler ve elleri birbirlerinin omuzlarında. evet genelde elleri sağ köşegen hizasında birleştirme dansını(genel karşıt cinsler düğün dansı) da etmezler, eller omuzlarda olur ve yalnızca sağa sola salınırlar. bir de ellleri bellere koyma dansı var ki o daha sürreal.

-bazen facebook'ta güzel güzel duygular içinde özene bezene bir mesaj yazıyorum. cevap gelmiyor. sonra diyorum ki tüm iyi niyetimle, internete girmemiş olabilir. ama sonra görüyorum ki sitede aktif bir şekilde bir şeyler yapıyor işte o zaman mimliyorum gözümde. yapacak bir şey yok. hatta biri bu tip bir olaydan sonra yani mesajıma cevap vermedikten sonra gelip fotoğrafıma yorum yapmıştı. çok değişik duygular yaşamıştım.

-bir de az samimi olduğun insanın, fotoğrafına yaptığı yoruma ne tip bir cevap vermen gerektiğini bilememe tedirginliği. küçük küçük kemirgen bunlar.

-bir de iletisine sürekli kitsch derecede arabesk şeyler yazanlar benden direkt gizle'yi yiyorlar. geçende gördüğüm bir tanesi iyice yok artık dedirtti. "Doguştan Çaresi Olmayan Bir Hastalığım VAR !!! Her Gördüğümü İNSAN SANIYORUM.."
noldu onu oraya yazdın da. kendin gibileri etkiledin sadece. muhtemelen sana kazık atanın da umurunda bile olmamıştır.

-geçen gün ada zombilerin düğünü filmini izledik. başta inanılmaz ön yargılarım vardı. türk işi korku filmi deyince çok sıcak yaklaşmıyorum tabi ki ama bu film aslında komediymiş. hatta itiraf etmek gerekirse çok iyi kotarılmış diyaloglar barındırıyor. gelgelim, hala sebebini çözemediğim bir gerçek var. birçok türk filmini izlerken, film buram buram ben türk filmiyim diye bağırıyor.
görüntü yönetmenliğinin çok büyük etkisi var ama yine de tam sebebi çözemiyorum. çok iyi metinler yazılıyor, çok iyi fikirler var ama çoğu zaman görüntüleme belki de oynanma kısmında heba oluyor. aynı şeyler şüphesiz ki dizilerde de var. yalnız bir de bunun çok bariz aşıldığı filmler de var. mesela polis. hatta beni çok şaşırtan bir film söylemem gerekirse, halit ergenç ve cansu dere'nin oynadığı acı aşk' ı sayabilirim. bu film kesinlikle gizli kalmış, hakkı yenmiş bir cevher. bir göz atın.

-play station'ı belli bir süre oynamadıktan sonra, sol baş parmağın olaya tekrar adapte olması süreci ne menem bir şey. nasır tutana kadar rahat yok.
ama asıl söylemem gereken şey şu ki geçen ayın fhm' inde erkeklere tavsiyeler diye bir kısım vardı. oradaki maddelerden biri de konsol oyunları oynayın. götüm.
o tavsiyeleri okuyup da hayatına geçiren birileri var mı çok merak ediyorum. hayatta en çok merak ettiğim şey bu sanırım. bu dergilerin kolpa önerileri bana her zaman komik gelmiştir. hayatta hiç problem yokmuş gibi modern erkeğin günün yorgunluğunu konsol oyunu oynayarak atması, bunun önerilmesi. çok plastik. en az seda sayan' ın vegas' ta 7. evliliğini yapması kadar plastik.

-çevreyi yeni yeni tanıdığım bir yerde dolmuşa binmek, benim ömrümden çok şey alıp götürüyor. parayı ne zaman ödemeliyim. birisine uzatmasını mı rica etmeliyim yoksa kalkıp kendim mi vermeliyim. yerin adını söylesem tibaş konutları desem biliyor mudur. bilmiyorsa çevresinden neyi söylesem biliyordur. inerken durakta mı inmeliyim, müsait bir yerde de inebilir miyim. müsait mi demeliyim yoksa modern bir insanı çizgisi çizip uygun bir yerde.. mi demeliyim. ilk sefer özellikle. aman aman.

-bengü, insanlar aşksız sevişiyor demiş. güzelim, bir tanem. insanlar sevişmek için aşık olmayı beklerlerse bu dünya ne hale gelir biliyor musun?! takma kafana sen böyle şeyleri, bırak sevişsin insanlar rahat rahat. haydi canım, kocaman kocaman öpüyorum.

8/07/2010

bir

0


şantiyede bir gün sıkıntıdan açtığın bu blogubir yıldır yazıyorsun, belki de en büyük eğlencen. şu süreçte nelerle uğraşıp durdun be. işin gücün mü yok senin. bu süreçte en çok seda sayan' ın kaymağını yedin, gözümden kaçtı sanma. ama sen de haklısın, kadın bitmek bilmeyen bir maden. kazdıkça çıkıyor. fakat adeta bir güneş, balçıkla sıvayamıyorsun. bir de bu nip/ tuck neymiş arkadaşım. her şeye niptak da niptak. edepsizlikten biraz hoşlanıyor gibisin o da kaçmadı gözümden. topuklu ayakkabı giyip dans eden güzel klipler çeken kadınlara da bir ilgi söz konusu. ama bir garipsin sonra gidip de beatles falan da dinliyorsun. geçende kitaplığında gördüm hande yener ile beatles' ın albümleri yan yana duruyordu. lennon mezarında ters döndü valla. ama olsun herkesin saklı zevkleri vardır, halden anlıyor ve bunu mazur görüyorum. bir de aşağı mimarlık yukarı mimarlık, ne zor okulmuş anacım. özellikle başlarda daha çok dertleniyordun da sonradan kimseyi daha fazla sıkmayayım aman izleyici sayım azalır falan gibi kaygılarla yazmamaya başladın. yoksa jüriymiş projeymiş biz bilmiyoruz. onun yerine sevda demirel'i itin götüne sokmanı okumak istiyoruz. bir de tutturmuşsun lost in translation muhabbetini. işte neymiş ben onu ateşlemedim o yeniden imzaladı falanmış. bu tip çeviri değişiklikleri, ne biliyim. sence de lisede kalmadı mı dostum? ama şükran'la meryem' in yeri benim de kalbimde bir başka. o yüzden bunu da tolere ediyorum. bir de başta filmlere uzun uzun güzel yazılar yazmak istiyordun ama sonradan bir de baktım onları da geyiğe çevirmeye başladın. evet biliyorum ama ne olacak bu tüketici hayat tarzın senin, sıkıl sıkıl nereye kadar bilmiyorum. blogun tipiyle de oynadın durdun. ama bence bu son hali en iyi oldu, ama geçende başka birinde de gördüm bu şablonu hem de daha çok izleyicisi vardı. seni tanıyorsam buna gıcık olduğundan adım gibi eminim. bir de aşağı madonna yukarı lady gaga. geçende gaga haus t-shirt' ünü almadığın için hala pişman olduğunu da biliyorum. bir de msn'den karakter analizi yapmıştın, sonra msn' den de soğudun. ne bu bohemlik. bir de artık ıssız adam'ı izleyip, melis birkan'a avam demeni istemiyorum. ne güzel oynuyor kızcağız. 7 fark serisine daha çok yazmanı istiyorum. onu bunu ucuzluksa suçlayıp sonra gidip zuhal topal ile izdivaç izliyorsun bir de, ne ayıp. yaş takıntısı desen şimdiden başladı, işte 2000'de doğmuş insanlar var mış falan. bunların hepsi çocukluktan belliydi ama zaten. o çizdiğin resimler bir şeylerden. yoksa bir insan çocukken gelinlik çizmez ya da tarlatan kelimesini bilmeye gerek duymaz. hafızanı böyle saçma şeylerle dolduruyorsun sonra asıl lazım olan şeylere yer kalmıyor. ne geçmişmiş arkadaşım anlat anlat bitiremedin. bir de hıncal uluç iğrenç bir adam. bence yani.

hikmet karaman
beyonce'nin alt benliği sasha fierce, benim de buymuş meğerse




ayrıca bir yıl oldu yazısı ve doğumgünü fotoğrafı koyarak bu yazımı ispatlamış gibi oldun.

bir süre internetsiz bir hayatım olacak. o zaman bir ara diyorum.



istanbul fanatiği, arkadaş bulucu kullananı

2

facebook'um kendi kendini diline ingilizce'ye çevirip, istanbul'un fanı olmuş. evet istanbul'u çok ingilizce'yi de normal seviyorum ama; neyin peşindesin facebook?

ayrıca herkese de sordum, kimse arkadaş bulucuyu kullanmıyormuş. benim adıma da kullandığımı iddia eden cümleler sarf ediyormuşsun. her zaman dediğim gibi, çılgınsın.

8/05/2010

merhaba benim içime ergen kız kaçtı

1

gece gündüz dinliyorum.

8/04/2010

nadide's

2

bayılıyorum ülkem san'atçısının yaratıcı duruşuna. nadide's; gülSHEn 'in zirvedeki yalnızlığına son verecek gibi.