5/29/2010

bu mahalle beni deli sürüyor


birazdan çok alakasız bir konuyu bambaşka yerlere taşıdığıma hep beraber şahit olacağız canlarım. oturduğum evin mahallesi beni delirtmek üzere. evin yanından ana caddeye doğru çıkan ve insan sağlığını zorlayan, benim bile dışarı çıkarken iki kere düşündüğüm yokuşta, tüm mahallenin çocukları inat edercesine civelekleşiyorlar. adeta aralarında oynayalım ama hiç susmadan oynayalım anlaşması yapmış gibiler. onlar sustuğu anda odamın tam karşısındaki apartman katında yaşayan ve kendilerini çok farklı kademelerin insanları olarak gören gençler başlıyorlar.gece gündüz fark yok. onlar susunca da ya çılgın kediler başlıyor civelekleşmeye ya da istanbul'un tüm martıları fulya'da sabahlamaya geliyorlar. belki de onlar martı bile değiller, hatta bence hepsi birer ebabil.

neyse gece yattım. bu mahalle beni delirtmeye başladı diyorum ama bir yandan da, "this neighbour's driving me crazy " cümlesi yankılanıp duruyor. dedim manyak mısın? adeta yeni ingilizce öğrenen ve öğretmeni tarafından " rüyanızda ingilizce konuşursanız, olmuştur bu iş " denilen bir öğrenci edasında. bunda 4. sezonunu bir solukta izlediğim dexter ve geçenlerde şu yarışmada yaptığım ingilizce sunum ve hazırlanan ingilizce paftaların etkisi büyük.

aslında buradan şu noktaya gelmek istiyorum. dostlarım bize gerekli ingilizce öğretilmiyor. aa o da nereden çıktı şimdi demeyin bana. grammer olarak demiyorum, ama bir yabancı ülkeye gittiğimizde rahat etmemizi sağlayacak şeylerin daha öncelikli öğretilmesi lazım. o okulunda öğretilen ingilizce, akademik amaçlı ama daha çok dediğinizi duyar gibiyim. tamam haklısınız ama bunun yanında gündelik ingilizce desteği şart.

şimdi bu gündelik ingilizce olayı da bu adamlar bu dili nasıl kullanıyorlar? şunu nasıl diyorlar, kızdıklarında ne diyorlar? fuck kullanmadan nasıl "hay aksi" diyorlar. bankaya gidince oradaki konuştuğun, fatura yatırdığın insanlara ne diyorlar? gerçi ben türkçe'sini de bilmiyorum sanırım?! banka kartına ne diyorlar? hacı ben bu çeki nasıl bozdururum? yumurtam kırılmış olsun, yok kırmayın löp sarısı ortada olsun! nasıl diyorlar gibi, daha hayatın içinde olan şeylerden bahsediyorum.

şahsen ben bunun zorluğunu yaşadım. bankaya gidince, anam oldum bir kere. bunda sadece dilin etkisi olmadığı da aşikar gerçi, tamamen kültürel veya sistem olarak farklılık da gösteriyor. adamlar patates kızartmasına french fries diyorlar diyelim ve fried potatoe falan dersen de katiyen anlamıyorlar. o da apayrı vahim bir nokta. çünkü 10 yaşından itibaren yabancı bir dil öğrenmeye zorlanmamışlar ve başka bir dil mantığında düşünmek diye bir şey yok.

bir zaman sonra bunun "mirror translation" mantığında direkt çeviri yapılması süper eğlencelere de dönüşüyor o ayrı. "I didn't fire him, he resigned" = "onu ben ateşlemedim, o yeniden imzaladı" bu ne lannn?!

yaşasın düz düşüncenin sonsuz mutluluğu

1 confession:

lucy | 30 Mayıs 2010 03:01

düz is more.