11/02/2010

böyle evin ortasında, dökümden


-bak günlerdir yazamadım, sinsi gibi kabuğumdayım orada. kimse de demiyor ki bu çocuğun bir sıkıntısı mı var? neden yazmıyor. neden ota boka bok atıp rahatsız ruhunu deşifre etmiyor. bu kez anladım bilöğghh. kuru yapraklardan bi köprüden geçiriyorum.


-2 dakika duygusal anlar yaşayayım istedim. aklıma emre aydın geldi ve duygusallıktan soğudum bak.

-geçen hafta mütemadiyen karnım ağrıdı. artık öyle bir an geldi ki, vücudumun ufak bir rahim oluşturduğundan emin gibiydim. ne yaptıysam geçmeyen ağrı, sizleri çok iyi anlamamı sağladı karşı cinslerim. acımız büyük. artık daha da yanınızdayım. çünkü çektiğinize çok yakın olduğuna yürekten inandığım ağrılar çektim. bu hususta özellikle en çok kıllandığım şey karnımın sürekli sıcak olmak isteğinde olmasıydı. karnıma koyacak soba üzerine ısıtılmış bir tuğla aradım. tanıdığım bir teyze yapardı. çok iyi geldiğini söylerdi. aynı teyze, soba dışındaki tüm ısınma aletlerine karşı çok katı bir tutum da içerisindeydi. bu konuda annemden sonra tanıdığım en katı kadındı belki de. annem yıllar yılı soba dışındaki ısıtıcıların hep karşısındaydı. diğerlerinin hiçbirinin ısısının, sobanınkini tutmadığına dair net cümleler kurardı. ama ben soba bulamadım tabi. bir pet şişenin içine kaynar su doldurup karnıma koydum. oyyş diye mutluluğa yelken açtım. o gün çok emindim, gerçekten vücudumun imkanı olsaydı küçük bir rahme sahip olmaya hayır demezdi o gün.
bir dahaki sevgilimin pms kölesi olacağım. söz.

-sene 2002. çocuklar duymasın nasıl patlamış, nasıl sükse yapmış. heh işte tam o zamanlar. bir bölümde soba muhabbeti geçmişti. şimdi soba deyince aklıma geldi. istanbul' da kaloriferli evde büyüyen çocukların soba bilmezliği - evde yangın çıkmıyor mu? O_o  şeklindeki yaklaşımları-, meltem'in çok bilinçli bir anne edasıyla böyle evin ortasında, dökümden..  diye sobayı tarif edişi.işte bir başka "götüm" vakası, mutlu azınlık hikayesiydi.

-sizce de kemal kılıçdaroğlu, gerçek değil de; olacak o kadar'dan fırlamış bir levent kırca tiplemesi gibi değil mi? ben çok pis kıllanıyorum. her an öyle olduğunu açıklayabilirler.

-kral çıplak' da cemil ipekçi'yi izledim. daha doğrusu ağzım açık dinledim desem yeridir. adamın o böyle buram buram kültür fışkıran konuşmaları beni benden aldı. tüm bunlar bir yana. artık ön yargılar mı yoksa kendisinin oluşturduğu birtakım imajlar mı nedir, hep aklıma başka şeyler geliyor onu dinlerken/izlerken. mesela kendisi modacı değilmiş ve modacılardan nefret edermiş. hayda. verebileceğim tek tepki bu. bir başka zaman da başka bir yerde izlediğimde, cildinin tazeliği ile ilgili sırlar paylaşıyordu misal. diyellim cemil, meyve yiyor. meyveyi sadece yemezmiş. kayısıyı şeftaliyi bir yandan yer, bir yandan yüzüne gözüne siler/yapıştırırmış. bir de kendisinin "erkek sabun kokar" şeklinde bir iddiası olmuştu ki, o günden beri parfüm ve koku sevgimi sorguluyorum. güya bir gün cemil, bir mankenle görüşme yapacakmış. manken de etkilemek için olsa gerek, kokular sıkınıp gelmiş. fakat; erkeğin yalnızca sabun kokması gerektiğine sonsuz inancı olan cemil, adamı duş alıp gelmesi için evine yollamış.
bu yazı içindeki "götüm" vol. 2 vakası diyorum.

-balkondan aşağı düşmüş telefonu almak için iple alt kata çocuk sallayan kadının hayat yolundaki aceleci tavrı, bazen benim de yakamı bırakmıyor. neyse ki, onun aksine kendimi dizginleyebiliyorum.

-hayatım bilgisayarla geçiyor ama bilgisayarım beni kırmaktan hiç gocunmuyor.
"bu bilgisayarda insanlar oturum açtılar" . bunu nasıl bir atar arkadaşım? resmen bir insan gibi ayar veriyor. yalnız sen bunu kapatmaya çalışıyorsun ama; pardon da....[orada bilgisayarın es verişini hissediyoruz]... bu bilgisayarda insanlar oturum açtılar.

- öte yandan, caps lock açık olduğu anda tarifsiz bir huzursuzluk yaşıyorum. onun ışığı sönmediği müddet de huzura eremiyorum.

-geri dönüşüm kutumun boş olması gerekliliğinden uzun uzadıya bahsetmeye gerek bile yok zaten.

-tüm program firmaları, kendi programlarının kullanılması konusunda ısrarcı oluyorlar ama apple' ın baskıcı tavrı daha bir başka. müzik çalarıma şarkı atabilmem için i-tunes yüklememi beklemesi yetmiyormuş gibi, onunla birlikte bir de quick time media player' ı yolluyor. o da yetmiyor safari yolluyor. ve asla ama asla vazgeçmiyor. başka bir şey olsa böyle ısrar etmezsiniz. pisler.

- o hani alışveriş merkezlerinde tuvaletlerde falan olan kurutucular var ya. onlar aslında huzurla el kurutmanın haram olduğu şeyler. asla yeterince süre üfürmez. kendi kafasına göre üfürür. canı isterse ara verir, sonra canı istemezse hiç üfürmez. yapacak hiçbir şey yok.

-çaycı diye bir alet var ya. nasıl can. böyle devamlı sıcak duran çaydanlık. şimdi onun altındaki su, kaynama noktasına ulaştıktan sonra muhafaza olması için pıt diye sabit dereceye alıyor kendisini. ama sen kapatmazsan da o sabiti korumak için, sonsuza kadar da uğraşmayı bir görev biliyor. işte eğer sen unutmayıp da kapamazsan mekanizmayı yanıverir o alet. işte bu yüzden kendisi benim için, ya çaycının altını tümden kapamadıysam ya suyu biter yangın çıkarırsa diye uzayan listeler şeklinde kafamda sıkıntılar yaratıyor. ben de oluşan bu tik üzerine, kafam rahat olsun diye alet hiç çalışmasa da içine biraz su koyuyorum mutlaka. asla boş bırakmıyorum.nasıl küçük bir hesaptır bu? güya, en azından o suyla meşgul olan alet bir yaramazlık yapmayacak. bence hiç yoktan iyi gibi. bence öyle. bence bilöğğghhh.

5 confession:

lucy | 2 Kasım 2010 20:48

oha bi an ben yazdım sandım :)

black | 4 Kasım 2010 13:33

böyle üşenmiyorsun ya yazmaya biz de üşenmiyoruz ya mutlu mutlu okumaya bu beni hayata bağlıyor resmen.

black | 4 Kasım 2010 13:36

geçen gün kendi kendime nazım'a uykusuz'da falan köşe verseler bitti o iş olur yani dedim. sonra 3. yıl uykusuz'undaki soru cevaplardan biri geldi aklıma. '-blog yazılarımızı göndersek yayınlar mısınız? -hayır, blog dalında güzeldir.' halbuki bi okusalar çok sevcekler hepsi. öylesine güzel.

nk | 4 Kasım 2010 18:38

dünyanın en mutlu insanı oldum. öylesine güzel mutlu oldum. <3

Adsız | 8 Kasım 2010 00:52

yine günlerdir yazılmıyor...bu çocuğun bir sıkıntısı mı var demeden geçemedim. adeta rölöve ve restorasyon stüdyosu alan bir mimarlık öğrencisi gibi kabuğuna çekildin yine, adına endişheleniyorum.