yine rüya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yine rüya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9/26/2011

özlem, dört yüz. tebrikler

1

rüyamda lise sondaki sınıftayım ama yüzler çok tanıdık değil. bir kaç tanıdık var daha doğrusu. orta okuldaki türkçe öğretmenim, lise matematik öğretmenimmiş ve sınav sonuçlarını açıklıyor. notlar ortalama bir şekilde ilerlerken benim notumun 89 olduğunu öğreniyorum. sonrasında yine 70' ler falan çıkarken arada birinin 119 aldığını öğreniyoruz ama kimse yadırgamıyor. bir kaç 70' li ve 60' lı nottan sonra lisede gerçekten de o sınıfta olan çok hırslı bir kızın 400 aldığını öğreniyoruz. okuma ihtimaline karşı isim vermeyeceğim ( diyelim ki adı özlem olsun) , özlem hayırdır 500 alamamışsın? diye buradaki gibi hicivli bir paylaşım içine girmek, -tam yeri gelmişken - onun hırsıyla üzmeden biraz dalga geçmek istiyorum ama; bu cümleyi kimse anlamıyor ve herkes ne alaka yani, neden dedi ki şimdi bunu kız gayet 400 almış işte falan oluyorlar. ama hani bu benim tarzımdı, siz beni bilirdiniz biraz sarkastik biraz kızıl biraz mavi değil miydim ben? gitti mi tüm emekler? diye cevap bekler bakışlar atabiliyorum yalnızca.
ama burası böyle mi mesela bilöğgğgh? dört yüz almış kız, dört yüz. değerlendirilirse iyi not sonuçta.

3/26/2011

adını issey miyake koydum

0

dün akşam yemek yerken bir süre adını feriha koydum' u izledim. sonra bir şekilde birinin facebook fotoğrafları içinde domates salçası yapan iki insan fotoğrafına denk geldim. bu ikisi nasıl bir kombo yaptıysa bilinç altımda artık, rüyamda ablamla (ablam?) birlikte temizliğe giderek geçimimizi sağlıyorduk. hem de kimin evini temizliyorken gördüm kendimi tahmin edin. şu yazımda bahsettiğim bir dönemki mimari tasarım hocam. bu kadın bir dönem nasıl tecavüz ettiyse benim ruhuma dostlarım, hala kadınla ilgili rüyalar görmeye devam ediyorum. evden de bir pislik çıkıyor bir pislik çıkıyor. diyorum ki pırlantaları takıp gelmekle, üstüne issey miyake boşaltıp gezmekle kadın olunmuyor yalnız. bir de kadının evinin her bir yerlerinden pislikler fışkırdıkça utanacağına, daha da ele alıyor arsızlığı. bir ara da kocasının terliklerini giydim diye irite oluyor. sonrasında temizliği bitirip ales'e girmek üzere evden ayrılıyorum. tam bir feriha psikolojisi..

2/24/2011

small world

2


aslan kral' ın açılış sahnesi ile ilgi çok kısa bir süre önce yazmış olduğum yazının üstüne, modern family' nin ilk bölümünde bu espri ile karşılaşınca çok uzun bir süre güldüm. bir de mitchell' in hırkası, adeta üç yıldır giydiğim hırkam.

üstüne, o taş kolombiyalı ablanın ne kadar etkisinde kaldıysam, izlediğim ilk geceki uykumda kendisinden ispanyolca dersi aldığımı gördüm. üstelik durumum kritikmiş ve sözlüye kalmışım. rüyada üniversitede olup bir de üstüne sözlüye kalmak.  phoenix'te öğrendiğim 5-6 kelimelik bilgimle  esta sol kolar bueno -cümleye gel- diye bir cümle kurdum ve kadın gülmekten altına kaçıracaktı. sonunda notuma dd vermiş sağolsun, çok güldürdüm ya ondan diye açıklamasını yaptım bir de.

10/27/2010

ruğyanız hayrolsun annem

0

rüyamda bölümden bir arkadaşım fiona ile, lisede aynı sınıftaymışız gibi gördüm kendimi. böyle kimya sınavındayız[neden kimya], sınav test ve beraber yapıyoruz. ama daha çok tam bir klasik liseli ben tribi ile çalışmamışım ve fiona' dan geçiriyorum sınavı. neyse, sonra sonuçlar açıklanıyor kağıtlar dağıtılıyor falan. fiona 15 almış ben 4. anam ben bir atarlanıyorum. nasıl olur diye. nasıl 4 yæ falan oluyorum ve hocaya; "nasıl olur hocam, biz sınavı fiona ile beraber yaptık nasıl ben 4 alırım?" diye kendimi savunuyorum. evet kendimi sınavı beraber yapmış olmakla savunuyorum.

sonra hoca, siz geçen ders sınıfta bira içmiştiniz ondan puan kırdım diyor. ve adam bunu dediği sırada ben flashback görüntüsü şeklinde fiona ile ikimizi sınıfta böyle birer 50lik[bardakta] ellerimizde, tokuştururken görüyorum. [neden sınıfta bira içiyoruz? şimdi şekerim ben birayı bıraktım, biliyorsun sağlıklı beslenmeyi, yaşam biçimine dönüştürmüş insanım. ama görüldüğü üzere, bilinç altım tam olarak yaşam biçimine dönüştürememiş. hatta fena patlaklar vermiş.]

bu durum karşısında önce nasıl ya, sınıfta bira içmenin nesi kötü ki? diye bir kalıyorum önce. sonra da hocaya, hocam ben sizin bundan alınacağınızı hiç düşünmemiştim.ben öğretmen çocuğuyum, annem öğretmen babam öğretmen .[öğretmen çocuğuyumdan da sonra anne ve baba şeklinde de ayıran ısrarcı yaklaşım] ben öğretmenlerin içinde büyüdüm, bir öğretmene asla saygısızlık etmem. sizi kırdıysam özür dilerim diyorum. ve adam özrümü geçerli bulup, notumu 8'e yükseltiyor[bu nasıl bir not baremi allasen?]. konu da orada kapanıyor.





*görselin yazının önüne geçtiği zamanları sevmiyorum ama bu artık yine rüya etiketi için görselim oldu.

7/26/2010

içte 2 cm, dışta 3 cm

1


rüyamda, teyzemle beyonce ve rihanna'nın birlikte verecekleri konserde geri vokal yapmak üzere konser alanına yetişmeye çalışıyorduk. şovda kullanmak üzere elimizde de kocaman iki karpuz. bir yandan da nasıl yağmur nasıl yağmur. ama iş bu ki beyonce & rihanna' nın geri vokalleri olmamıza rağmen mekana man fortuna tip otobüslerle ulaşmaya çalışıyoruz. üstelik konser mekanı da bizim okulun 127 numaralı konferans salonu; ki bence bu rüyanın en tuhaf olmayan yanı.

teyzemin performansı benden biraz daha öndeymiş. biraz geriden izliyorum. böyle yıllar önce iner misin çıkar mısın diye program vardı hani, o tarz bir platform düşün ve onunla sahnenin altından teyzemin yükselişini görüyorum ve başlıyor söylemeye. inanamıyorum başta - sanki konser vermeye beraber gitmemişiz gibi- garipsiyorum, oha aksanı da vokali de baya iyiymiş diyorum. işte tam bu sırada bir anda yine otobüsün içindeyim ve karpuzu elimden otobüsün orta kapısının oradaki boşluğa düşürüyorum. işte rüyaların en sevdiğim yanları bu absürd geçişler. üstüne üslük kendi söyleyeceğim kısımları da katiyen hatırlayamıyorum. bir de şarkı çalarken kendi kısmımı nasıl hatırlayabilirim ki diye geriliyorum. benim kısmıma yaklaşırken şarkı, büyük bir sıkıntıyla uyandım.

dün geceki rüyamdı bu. şimdi de bütün gün uygulama projesi çizdiğim için, gözümün kapattığımda tüm iç duvarlara 2 cm, dış duvarlara 3 cm olmak üzere sıva çizgileri çiziyorum. bugüne kadar bu meslek yolunda çok angarya şeylerle uğraştım ama nedense bana en çok koyan sıva çizgisi çizmek.
gözümün önüne sıva yapan amcalar geliyor. özellikle de şantiyede fotoğrafını çektiğim bu amca geliyor. ne de garip karşılamıştı duvarı sıvarken birinin fotoğrafını çekmesini. sonra içten içte iki santim, dışta üç santim, evet. derken ufak ufak konuya yabancılaşıyorum.

7/03/2010

.

1

rüyamda kemal kılıçdaroğlu' nın öldüğünü gördüm. o kadar yırtındı adamcağız bir seçimlere giremeden öldü diye hayıflandım.

bir de bu ikisi aynı rüyada mıydı hatırlamıyorum ama atatürk'ü gördüm. avatar gibi kocamandı ve bronzdandı. ama canlıydı da. üstelik benimle sohbet de ediyordu ve sürekli şen kahkahalar atıyordu. rüyadan kendimi uyandırmaya çalıştıysam da bir türlü beceremedim. ama bir yandan da oha atatürk ile sohbet edebiliyorum gerilmemem lazım diyorum içimden ama yine de garipti. yine de garipti demek garip aslında. bronzdan ve 2.5 metre olan ve benimle sohbet eden biri aynı zamanda atatürk' se elbette gariptir.

4/14/2010

döngü

1

bilinç altım bir süredir enteresan rüyalar görmemi durdurmuştu ama dün gece efsane bir dönüş yaptı. böyle tanıyıp tanımadığımı çok da hatırlamamakla beraber bir grup insanla yemyeşil bir ova üzerindeydik. bir kıyamet günü havası hakimdi. çimler olabildiğince yeşil olmakla birlikte gökyüzü nuri bilge ceylan filmleri tadında gri tonlarındaydı. herkes bir şeyler bekliyordu ve hırçın bir rüzgar hepimizi savunuyordu. (adeta heroes kafası). derken devasa bir karaltı oldu ve koca bir göktaşı üzerimize düştü. o anda gözlerimin kapandığını ve her şeyin bittiğini hatırlıyorum. gazman misali şehirlerin üzerinde uçtum bir süre. yanımda az önceki tepede gördüğümü bildiğim insanlar da vardı, ama herkes birer birer hedeflerine doğru yanımdan ayrılıyordu. sonrasında gözlerimi açtığımda, bebekliğimdeydim. gözlerimin net seçemeyişini bile hissettim. annemin kucağındayım ama çılgın bir bilinç durumu söz konusu. geçmişi tamamen hatırlıyordum. duvarda veya evin diğer kısımlarında, yeni çekilmiş fotoğraflarımı görüyorum. annemse gencecik. annemle aramızda 22 yaş var. 22 yaşında anne olduğunu düşünürsem, bir yıl sonra evlat sahibi olma fikri çok uzaklarda şimdilerde.. gencecik görünmesi normal yani. kafamın içinde ise geçmişe dair, geçmiş yaşamımdan getirdiğimi ve kendimi ifade edebilmeye yavaş yavaş başlayacağım sıralarda bu birikimi kaydedeceğim bilgisi var.

lan sabah kalktım, dedim ya gerçekten böyleyse. hayat gerçekten de bir loop/ döngü ise? ( bu da lost' a dair okuduğum bir teorinin bilinç altıma yansıması. çok bariz.) deja-vu da böyle açıklanabilir sanki.

ama senaryoda şöyle bir açık var. ben öldüm ve yeniden yaşamıma başladım. ama annem bu döngüde kaldığı yerden devam etmemiş oluyor. aynı anda kıyamet kopmuş olsa bile, ikimiz de aynı anda sıfırdan başlayamayız.

yoksa herkesin döngüsü kendi içinde mi yeniden başlıyor?! bilemedim.

1/18/2010

üzgünüm hafize ana

0

geçen gece yine uyuyorum( inanır mısın ), bir de baktım hababam sınıfının içindeyim. ama bir yandan da lise yatakhanesi kadrosu arkadaşlarımla de beraberim falan. ben hababam sınıfı izlerken hafize ana karakterine çok takılırım. dünyada derdim var diye gezen o kadar insanız, hafize ana otursa bir yetmişlik içer bence yani. hakkı var. şimdi bir düşünün, bu kadıncağız sürekli koca koca lise adamlarına bakıyor, o yetmiyor hocalara falan da bakıyor. sürekli o okulun içinde hapis vaziyette. tamam çok seviliyor herkesin anası da bir yere kadar yani. o kaşlar niye yay gibi, incecik alınmış?! ben bilemem. kafanızdaki hafize ana imajını sarsmak istemem, daha önce sarstıklarım oldu çünkü. bu konuda en çok güldüğüm sahnelerden biri 'külyutmaz' lakaplı hocalarının pantolunu yırtılıyor sonrasında dersin ortasında hafize ana çağırılıyor. neden, yırtılan pantolon dikilsin diye. pantolon da bacağın arkasından yırtılmış çok da absürd bir görüntü yok ortada. hafize ana geliyor; külyutmaz, yırtık pantolonla durmamak için boxerla kalmak pahasına pantolonunu toptan çıkarıyor ve dersin ortasında pantolon dikiliyor. sanki en azından ders sonuna kadar beklenemez. bu ön bilgiler ışığında sanırım bilinç altım bir karışım yapmış olacak ki; rüyamda hafize ana, o delirttikleri müfettiş adam ile aşk yaşıyordu. valla gözlerimle gördüm ben. rüyamda ikisinin aşklarına dair, ben filmleri izlerken anlamıştım aslında şu şu şu sebeplerden diye çok mantıklı açıklamalar yapıyordum ama; uyandığımda onları hatırlayamadım.

1/04/2010

şeyma 75

1

-nerden taktım ki ben bu baba mevzusuna?! sevgi gösterme muabbeti üzerine çıkmıştı evet buldum. yok ya ne öyle olacağım, yerim ben yavrumu yerim. oha bu yaşta nereye gidiyorum ben. aslında şöyle düşünmek lazım benim babam, üniversite son sınıftayken ben doğmuşum. facebook' u olan babamın üniversite mezuniyetini görünce derin yaşadığım duygular. babamın facebook' u olması bambaşka bir tat ama orada gazi üniversitesi '89 belirtecini görmek daha bir hoştu. öyle düşününce fazla yavaş bile sayılırım. hatta ona yetişme imkanım kalmadı. aman ne büyük dert.
-rüyamda şeyma 75'i gördüm. şeyma 75 de kimmiş diyenler için ıssız adam' ın başlangıç sahnesinde kocası ile birlikte ıssız ile sevişmek isteyen kadın. hani kocasının tek şartı gözlük ve şapka takmak olan. işte rüyamda benim bu kadınla yasak aşkım varmış. rüyaya gel! neyse rüyamda bana sevgilin varmış diye trip attı falan. yahu sen şeyma 75' sin. şeyma 75' liğini bileceksin. o, ıssız ile ada' yı el ele gördüğünde güneş gözlüğünü takıp nezih bir şekilde oradan uzaklaşmıştı.
-geçen gece de rüyamda deniz aslanları gördüm. böyle denizin içindeyim, aslında sevimliler falan diyorum ama birisi bir saldırıyor sonra hepsi saldırıyor. ben de atar yapıyorum bunlar sevimli hayvanlardı hani falan diye. uzun süre kurtulamadım ama. karada olsa yenerdim de deniz olduğundan kelli yapış yapış sardılar her bir yanımı. bunların hepsi pier 39' dan kalma bilinç altları.

-sonunda yağmur' a atar yapan şarkıcımız da oldu ya, daha ne diyeyim. ceynur adlı hanım kızımız. yağmur diyor, sen de vurup durma şu cama diyor. bak bak bak sen. haspam.

-bir dizinin bitmeye doğru attığı en büyük adım star tv' ye geçmektir. bunu bilir bunu söylerim. özellikle de atv veya kanal d' de başlamış ve çok tutulunca star' a geçmişse..

-star tv' nin mavi renk logosu olduğu günleri görmüş bir nesiliz a dostlar, hayat..

-hayatı pi' ye alın ne ya?! çok çok çok başarısız. kötü ötesi. kelime oyunları, komiklikler falan. olamamış.

-bir kızcağız vardı. dj falan öyle çılgın bir tipti. berna mıydı neydi adı. gerçekten öğrenmek istesem gagıl yaparım ama hiçbir önemi yok çünkü o tarkan' ın baldızı. bizim için o hanım kız tarkan' ın baldızı olmaktan öteye asla gidemeyecek. ablası ile tarkan ayrıldı ama o hala tarkan' ın baldızı. ulusal baldız adeta.

-efendim. buralarda bir bozacı furyası var bugünlerde. ne oluyoruz yahu?! böyle bir adet hala devam ediyor muydu. baya booozaaaa diye bağıra bağıra geziyor. her an bir grup çıkıp, biz heybelide heeerr geceee mehtaba çıkardıkk diye ramazan eğlencesine başlayacakmış gibi hissediyorum sürekli.

11/22/2009

I wanna play a game

3

-her bir rüyamda kendimi aşmaya devam ediyorum. cuma gecesi rüyamda jigsaw' u gördüm. bilmeyenler için jigsaw; testere filminin başrol kahramanı ve hayatlarının değerlerini bilmeyen insanlara pek de hoş olmayan tuzaklar hazırlayarak hayatlarının kıymetlerini falan anlamalarını sağlıyor. ( filmleri bir cümlede özetleyen insan). neyse efendim. rüyamda jigsaw' u gördüm. ama çok net bir rüyaydı. jigsaw' un o bembeyaz ifadesi çok yakındı, rüyadan öte bir gerçeklikti. bir de amerikada olduğumun çok bilincindeydim rüyada. orda olduğum yaz iletişim bizim için büyük problem olmuştu. o kadar mesafede telefon ücretii hep sıkıntı olmuştu. rüyamın bir kısmına monte olmuş olan gerçeklik, jigsaw' un kurduğu oyun içindeyken ailemle iletişim kurma konusunda sıkıntı yaşamama falan sebep oldu. adamı kucağımda hastaneye götürüyorum böyle. ( yine bilmeyenler için jigsaw ölümcül bir hastalığın pençesinde) hastaneye götürüyorum ama götürürken bir yandan amerikanın hastane sistemini bilmiyorum nasıl halledeceğim, hastane prosedürü bizde bile çok karışık gibi sıkıntılı anlar yaşıyorum. neyse efendim götürüyorum hastaneye bir bakıyorum ki devlet hastanesi tadında bir yer, ucuzmuş diyorum. ama bir yandan içimden kuntisçe, 'ee o kadar hastaneye taşıdım kucağımda bana tuzak kurmaz artık' diye düşünüyorum. fakat rüyanın sonunda benim oyunumun ayakkabımın içinde olduğunu öğreniyorum. (burdan sonrası +18) ve çıkardığımda ayağımın jülyen usülü yere paralel bir şekilde kesildiğini görüyorum. ayağımı kaldırdığımda tabanım yerde kalıyor. kanlar içinde. ama acı hissetmiyorum. o anda tek düşündüğüm şey bana oyun şansı bile tanımadın adi jigsaw, üstelik hastaneye bile götürmüştüm seni oluyor. sonra da uyandım. bu nasıl rüya yareppim. neyse ki büyüklerimiz kan gördün mü rüya bozulur derler.

-metro hattını uzattılar güzel oldu ama şişhane için inmek, 4 leventten sonra inmek metro değiştirmek falan bunlar biz türkleri bozan işler dostum. tek metro dümdüz gitmeli. artık metro eteklerini kaldırıp kendisi mi geçer karşıya bilemem. açıklama olarak da sinyal uyuşmazlığı deniyor. yahu sen yerin altını kaz, tüm şehri üstünde taşıt. altından bir tren geçir. ama iki trenin sinyalini uyuşturama. olacak iş değil.

-ozan tügen' in twitter' da yazdığına göre şebnem ferah' ın albümünü tamamlamışlar ve aralık ayında albüm, raflardaki yerini alacakmış. zamanı çoktan gelmişti de geçiyor idi.

-dışarda okuyan bir türk öğrencinin erasmusla türkiye' ye gelmesi. değişik bir tat. bambaşka bir tat.

-sabah uyanmaları konusunda, telefonu yanımda değil de masanın üstünde bırakmak bile çözüm olamadı. alarm çalar çalmaz kalkıp masanın üstündeki telefonu alıp alarmı kapatıp hop tekrar yatağın içine giriverme eğilimindeyim. çünkü alarm çalınca ilk tepkim, yok artık; şu an olamaz. şu an o saat gelmiş olamaz oluyor.

11/16/2009

herkes kendi çukurunu doldurur

0

sevgili okur. biliyorum şu an yine eğlenceli bir şeyler okurum diye girdin. disko n' ye bakacaksan, yapmadım hiç bekleme. belki de hiç yapmayacağım bundan sonra, belli olmaz. aslında bu yazıdan eğlence de beklemiyorsun biliyorum. başlığa bak bir kere. allah belanı vermesin. fantastik atasözlerimizden hoşlanıyorum. dün yine bir rüya gördüm. ( ben ve rüyalarım). bu rüyayı kronik bir şekilde görüyorum. ölüler görüyorum. kazılmış çukurlar görüyorum. dışarı çıkan toprağı da görüyorum ama aslında kırılmış parkeler görüyorum üstte. ya da kaldırımlar, ya da asfalt gibi şeylerin kırık, kalkık olduğunu görüyorum. sonra her seferinde annaannemin evinin yanındaki caminin avlusunda görüyorum kendimi. o avlunun da taş zemini kaldırılmış, içinde kefenler görüyorum. o anda bakmak istiyorum içeri doğru kimmiş bu ölüler diye merak ediyorum. kimmiş bu ölülerden ziyade ölü nasıl bir şeymiş diyorum. ben hiç ölü görmedim. rüyamı yorumlayan rezzan dedi ki senin üzerinde ölü toprağı var yüreğin kabarmış dedi. sen de bil istedim, üzerimde ölü toprağı serpili.

bu da şarkı.

11/04/2009

tanımsız

1

-öğrenci evindeki tanımsız nesnenin süprizlerle dolu hali beni şaşırtıyor. oraya nerden gelmiş, daha önce neyin parçasıymış hiç belli değil. umrunda da değil. biliyorum ki kaldırmadığım sürece duracak orda. aslında bizim evimiz çok da bahsedilen erkek öğrenci standartlarında değil. bulaşık dağları oluşmuyor, günlük yemek pişiyor ama tanımsız nesne bunları dinlemiyor. bir işe yarar ki bu sonra mantığı olabilir gibi.

-arka sokaklar dizisinden ölesiye tiksiniyorum. kanal değiştirirken görmeye bile tahammül edemiyorum amma ve lakin bu dizi yıllardır gösteriliyor. gerek haberlerden önce gerek akşam saatinde gerek yazın gerek kışın. gerek.

-amma ve lakin cümbür cemaatin pek hoşuna gittin,sen. ( peker, 93) sürreal bir eser.

-soğana olan sempatim bambaşka. soğanı yağda hafif kavurup sade bile yiyebilirim.

-cumartesi akşamı oray eğin insanının, bu tanımdan başka bir şey gelmiyor aklıma değişik bir tür çünkü, programında sevda demirel konuktu. o nasıl bir özgüven, o nasıl bir huzur bulmuşluk halidir. böyle piti piti haller, bir şirinlik muskalığı. dedim ne oluyoruz?! sonra arkadaş şarkısını söylemez mi hem de insanlar canlı söylemekten kaçıyor ben kaçmıyorum edasıyla. arkadaş gibi, çok klasik gibi olmuş şarkılardan özellikle haz etmiyorum ama en çok arkadaştan haz etmiyorum o bir yana, o günden itibaren tanrıdan en büyük dileğim sevda demirel özgüveni.

-bence yemekteyiz yarışmasının en fena yarışmacısı, sessiz yarışmacı. böyle bir kuntislik, aman ben konuşmayayım da puanıma bir zeval gelmesin tavrı. ben olsam yemeklerimi yemezlerse kesin trip atardım. yaparım yani biliyorum.

-bugün, erdil yaşaroğlu twitter' ına mail gelmeyen günden kıllanıyorum yazmış. bunun birkaç dakika öncesinde bugün mail gelmediği için şaşkınlık yaşamıştım. yoksa illa bir yapı firmasından olsun, yok efendim ece seni çok beğenmiş ve seninle tanışmak istiyor tadında olsun mailim olurdu. hayır nerden ulaşıyorlar maillere anlasam. gereksiz olarak işaretlesem de kabul görmüyor, illa geliyor.

-facebook arayüzünü değiştirdikten sonra bana değişik tavsiyeler vermeye başladı. mesela sağ üst bir arkadaşımın adı çıkıyor. diyelim cenk olsun. poke cenk diyor. sonra send cenk a message diyor. facebook niye cenk' le aramı yapmaya çalışıyor. sade bana mı yapıyor?!

-haberlerde bir hacı adayı vardı. domuz aşısı olmak istemiyormuş. evet yanlış okumadınız, domuz aşısı. içerisinde domuzla ilgili madde var mıdır diye tedirginlermiş. bu zihniyete yalnızca gülüyorum. ben inançla uğraşmam saygı duyarım da, elma- armut?

-geçenlerde, nasıl içlendiysem artık, rüyamda böyle blogun izleyici sayısının patır patır arttığını gördüm. böyle o kısma bakıyorum, sürekli artıyor ama sayaç gibi, sonra bir an duraksadım ve rüya gördüğümün farkına vardım ve sevinmeyi kestim nasıl olsa uyanacağım diye. rüyayı kesmek.

-yine mi bamya?!

10/13/2009

çağrışım serbest

0

-yeri gelse de kuntis kelimesini kullansam diye bekliyorum. can atıyorum. öyle bekliyorum ama. bana kuntis dedirtecek cümleler kurun.

-yemek masasında çok eğleniyorum. ev arkadaşımın annesi, oğlum okumaya gidiyor modunda anne dolu, sevgi dolu bir tencere sarma yapmış. 15 gündür sarma yiyoruz. Yemek masasındayken, televizyonda haberleri izlioruz. türkiye- ermenistan maçının tanıtımı yapılıyor. haber yapılırken ekranda böyle türk taraftarlar toplaşmış, tezahurat yapıyor. seyircilerin arasında bir çocuk gördüm, böyle sağ elinin bir kısmı kınalı. böyle baya bildiğinz kına ve yarıya kadar. çok eğleniyorum ya da kafam güzel. blog yazmaya geldiğimde en son ben sarma yemiştim. bilgisayar başındayken inan(ev arkadaşım), bu sarmayı içiyor musun diye sorunca yok yemeyeceğim dedim. bir sessizlik, meğer sarma derken yemeyi kastetmiyormuş. belirli bir süre koptum. yalnız yukarde 15 günü yazarken, on beş şeklinde yazma isteği geldi içimden. staj defteri yazmanın yan etkisi. çok görünsün diye her şeyi ayrı ayrı yazdım, bol bol noktalama işaretleriyle donattım. ayrıca her noktadan sonra da carp lock' a basma eğilimindeyim.bir de yanlış bir şeymiş gibi tersine çeviriyorum. olsun, bütünlük bozulmasın. türk seyircileri de maç berabere bitsin istiyormuş. hımını hımını hımını böyle de yapmacık habercilik görmedim.
yine masadayız, az önce kına olayında yeterince duramadım gibi yazmam lazım. ama hafif unutkanlıklar yaşıyorum çünkü kafam güzel. inan dedi, anası doğumda koyun dalağı yutmuş dedi. evet, onlar öyle dermiş, denirmiş. kocaman yara lekesi olunca öyle olurmuş. anası dalak yediği için doğumda öyle olmuş. buna da belli bir süre koptum. sürreal bir inanç veya laf neyse. burda yazarken de yanlış bir şeyi ctrl+ z ile geri almak isteyince, bir önceye değil de kafasına göre bir önceye alıyor ya işte ona kılım. bir geriye alması lazım. şu an çağrışımım çok serbest.
hey gidi ilahi kına. nerden nereye. inan da göre göre onu mu gördün diye bir sürü koptu. benimki de nasıl bir haber izleme yaklaşımıysa artık.

-olmuyor. ntv' nin açılımının nergis tv olduğunu öğrendiğimden beri kanal gözümde tüm karizmasını yitirdi. ilişkimize ara verdik.

-şu an çağrışım fazla serbest.

-çocukken başka bir kanalda, sevdiğim çizgi filme farklı dublajlı haliyle denk gelsem kafam bozulurdu. dublaj gidince ne bugs'ın anlamı kaldı, ne ördeğin.

-benzer sorunu da ice age 3' ü sinemada dublajsız izleyince yaşadım. çizgi filme doblaj şart. alışınca da udblaj yapanı değiştirmek çok yanlış. normalde filmleri dublajlı izlemeyi sevmem ama çizgi film başka. ha ben ice age 3' ü sevmedim mi? bayıldım.

-bugün giderken otobüste, mağazanın birinde çok şekilli satış elemanı gördüm. hani böyle haline bakınca, sanki markanın tasarımcısıymış gibi takılıyor ya. işte ondan. niye buraya yazdığımı unuttum yazarken. (hani umut sarıkaya' nın bir kere çizgidiği şekilli garson karikatürü vardı. böyle garson rastalı falan. kafe nin adı da çok salata yenen kafe.) ordaki garsonu hatırladım ondan yazdım. karikatürde yan taraftaki börekçiden gelmiş tipsiz garsonla dialogları. yalnız sizin için buldum. koydum.
-beyonce şarkıda somebody pinch me diyor ya içim bir hoş oluyor. sanki çimdiklemek sadece bize özgüymüş gibi elin beyonce' sini kimse çimdikleyemez gibi geliyor.

-bu sarmayı içmeyecek misin =)

-bu blogu yazmayı çok sevdiğim, bu böyledir şu şöyledir diye her şeye yorum yapmaya bayıldığım için yazıyorum. da bunu neden yazdım şu an hiç bilmiyorum.

-geçen gece rüyamda hande yener ile şebnem ferah' ın kavga ettiğini gördüm. hem de esra ceyhanla a'dan z' ye adlı programda. şebnem böyle hanım hanım yine, ama esra arkada kaygılı arayı yumuşatmaya çalışıyor. ama hande' nin de bir taşkınlığı olmuyor, ben tam kavgayı çözemezken uyandım.

-bir şeyin önüne tasarım kelimesini getirince daha havalı oluyor. özellikle ülkemizde. ev yolunun üzerinde birsürü saç tasarım merkezi var. bildiğin berber, öyle merkezler falan kullanınca harika bir şeye dönüşmüyor. erkek berberi çirkin bir şeydir. özellikle anadolu' da. arabesk çalar. berber asla istediğin gibi kesmez. ayrıca yol üzerindeki berberde böyle collin farrell fotoğrafları falan var. ya da uç saç kesimli, efemine erkek resimleri. berberin kullanıcıya önerisi. kaç kişi öyle saçla çıkabiliyor. sıfır.

-bence sarma küflenmez. öyle gelirdi bana. ta ki az önce yerken dipteki küflenmiş sarmayı görene kadar.

-bir şeyin ilk yapılma fikri hep çılgınca gelir bana. böyle önce yağı kızdıracaksın, sonra soğan diye bir şey var. ben buldum. ufakça kesip içine atacaksın, sonra biraz salça ve de domates. tüm zeytinyağlılar böyle pişer diye tahmin ediyorum. en iyisi bundan sonra böyle pişirilsin. böyle yoğurdun içine suyu döküyorsun ve eziyorsun içinde salatalığı rendeliyorsun, bir de sarmısak diye bir şey mi bulsak ki ezer içine atarız ne de güzel modunda denemeler mi yapıyorlarmış. o kadar bulunan şeyin yanında bunlar nedir ki. benim ilgi noktam burası. bununla ilgili arog' ta çok güzel değinmeler vardı.

-nazımdan denemeler..

9/05/2009

bir rüya sahnesinde itiraflar

3

3 gün yazmayınca dilim şişmiş dimi?!
iki gün önce bir rüya gördüm. hiç bu kadar net ve ayrıntılı hatırladığım bir rüyam daha olmamıştı! efendim ben stajımı meğer corner hotel' de değil de taşyapı' nın yürüttüğü diğer bir şantiye olan trump towers' ta yapıyormuşum. ama işin garip tarafı trump towers, corner hotel' in yerinde yani denize sıfır bir yerdeymiş. trump towers' ta da böyle en üst katta, normalde projeyle alakası olmayan, konsol olarak çıkılan bi restoran kısmı varmış. ilk başta dıştan baktığımı görüyorum. ve o konsolun taşınamayacağını hissediyorum. sonrasında bir anda bu konsol olan restoran kısmın içinde buluyorum kendimi. böyle herkes şıkır şıkır, yemekler yeniyor. ( e boru mu bir dairesi 2.5 trilyon olan bir rezidans sonuçta). ben de bir yandan yemeğimi yerken içten içe yahu ben şantiye stajı yapıyordum bu iş nasıl iş diye düşünüyorum. sonrasında hafif bir sallantı ve akabinde denize doğru uçuyoruz. ama ben bu uçuşu son derece dışardan izliyorum; izlerken de ben taşımaz demiştim zaten o konsol diye hafif bir gurur yaşıyorum. neyse efendim, buna rağmen kendimi bir anda denizin içinde buluyorum. kaza bela çıkıyorum ve sonrasında ne göreyim bacaklarım tamamen yılanlarla sarılı. sonrasında yılanlardan kurtuluyorum, bahariyeye yürürken tüm billboard' larda bu çöküşün haberleri. o an aklımda olan tek şey, bu olayın üstüne taşyapı' nın kapanacağı ve benim stajımın geçersiz sayılacağı gerilimi. bahariyeye doğru yürürken bir grup turist teyze var, biri diyo ki ben san francisco' luyum. ben de dan diye dalıyorum muabbete ben gittim oraya diye_allam ne görgüsüzüm dimi_ neyse kadınlar aa maa derken gel otur diyolar ben de başlıyorum anlatmaya. ( yahu ne yapıyosun az önce konsol üstünde uçmadın mı sen denize???!! ) kadın nerelere gittin diyince işte dört eyalet gezdim diyorum, sonra say diyince üç çıkıyor ve kadın beni göt etti diye seviniyor. ordan kalktığımda da bir an istanbul' da, gelmeden önce mutfağa koyduğum son sigara aklıma geliyo bi tane içsem unuturum bunları diyorum. ve o sırada bam kuşadasında denize sıfır bi yamaçta kovuklarda sigara ararken buluyorum kendimi. en son olarak o kovuklardayken bi grup erkek insan üstüme doğru tırmanıyorlardı. orda uyandım. buna da şükür! David Lynch' e vericem bunu film yapsın. The lost highway bundan karmaşık değildi bence.