insanlar nelerle uğraşıyor bunlar nelerle uğraşıyor? alttaki dörtlüğü parayı bulup da yaşam gurusu kesilen herkese ithaf ediyorum;
sabah kahvaltıdan önce yeşil suyu
yemeklerinde himalaya tuzu
doğumunda yaşam koçu
gel gör beni havyarlar neyledi
haber için; tık
bu ara milliyet.com.tr' yi msntr ile aldattığım söylenebilir.
mutlu azınlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mutlu azınlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
12/14/2011
ben himalaya tuzunu yalnız sana yakıştığı için severim
zaman:
12/14/2011 07:23:00 ÖS
1
1
Etiketler:
mutlu azınlık
9/30/2011
evel-allah, anneyim
zaman:
9/30/2011 03:50:00 ÖS
1
1
tatilimin son üç gününe girmiş bulunduğum için evde gündüz vakti yapılabilecek eylemlerle de vedalaşıyorum bir yandan. bu kapsamda atlanmayacak eylemlerden birisi de tabi ki esra erol' u izlemekti. bir süredir takip edenler bunun yumuşak karnım olduğunu bilirler. aka ka ka.denk gelen mutlaka olmuştur fakat esra erol ne triplere girmiş öyle? annelik müessesine saygım sonsuzdur, anne dendi mi akan sular durur benim için ama; esra erol anneliği çok yanlış yorumlamış gibi. alnı her zaman olduğundan daha da dik, belli yani gerçekten doğurmuş. idris ali' yi görmesen bile hissedersin ki kadın doğurmuş. tüm duygularını ahlak kuralları çerçevesinde coşku ile yaşayan bir kadın olduğundan mütevellit, evel-allah anne ismini de gururla taşıyacak. en son bu tarz bir gururu "erkek çocuk annesi olmayı çok havalı buluyorum" diyen gülben ergen' de görmüştük.
en çok şaşırtan nokta ise, yirmi üç günlük torunu olduğunu söyleyen evlenme adayı kadına küçümseme ve tiksinti karışımı bir bakış attıktan sonra -tam hatırlamamakla birlikte - şöyle bir genelleme yapmasıydı; "insan kendi çocuğu büyüdükçe ondan sonra doğan küçük bebeleri küçümsüyor, beğenmiyor" . böyle bir kafa hiç duymamıştım, sanırsın ki beş kişiden dördünün yaşadığı bir duygudan bahsediyor.
kendisine, kendisinin de sürekli ismini ağzına almaktan hoşlandığı allahtan akıl fikir diliyorum. nasıl da biliyorsun bu halkın tüm zayıf noktalarına bir bir dokumayı. havyarlara dikkat et bir şey olmasın.
Etiketler:
mutlu azınlık
5/14/2011
4/27/2011
balo
zaman:
4/27/2011 01:28:00 ÖÖ
3
3
bir önceki yazımın üzerine mezuniyet kıyafetime de karar verdim sanırım. kesin bu üçlüden biri olacak ama soldaki ile ortadaki arasında biraz gelgit yaşıyorum. soldakinin eteğinden emin olamadım, ortadaki da papyondan kaybediyor.
Etiketler:
mutlu azınlık
4/24/2011
bu sene her erkeğin dolabına mürdüm ve fuşya girecek
zaman:
4/24/2011 11:17:00 ÖS
0
0
takip ettiğim bir-iki tane erkeklere yönelik moda blogu var. onları takip etmeye de kızların arasında çılgıncasına furya olduğu için, meraktan sardım.
şekerim, prada yakın bir zamanda 2011 koleksiyonunu görücüye çıkarmış. sonunda derin bir nefes aldık. çünkü kusura bakmayın ama elim ayağıma dolaşmaya başlamıştı ne giyeceğim diye! daha önce de ebru gündeş' ten alıntılamıştım hatırlarsanız rabbim standartlarımı korusun diye.
şimdi bu sene trench-coat' ler yine moda. zaten hiçbir zaman modası geçecek bir şey değil. ama zaten bu sene moda olmasının numarası, onu öyle dümdüz giymek değil. beyler, bu sene altına seçeceğimiz - tercihen kumaş- bir kapri ile kombinleyip ( mümkünse tam diz altında kesilen ve paçası bir kere dışa kıvrılmış ) altına o hizaya kadar gelen çoraplar giyiyoruz. altını da mümkünse corcog tarzı bir ayakkabı ile tamamlıyoruz. bermuda ile ilgili aklınızda soru işaretleri kaldıysa sizi bir süre şuraya alayım. renk olarak bu yıl bizim için ölü somon ve mürdüm' ü seçmişler. bu renkler ne be diyecek kadar düzseniz, lütfen, sizi alalım.. ( widen your horizon, please)
ahahah,
moda dünyası bana çocukluğumdan beri çok ütopik gelmiştir. ara ara işte armani şu koleksiyonunu sergiledi, dolce & gabbana şunu sundu gibi bir haber çalınır kulağıma ve bakarım. özellikle bu koleksiyon açıklama zamanları hep çok alakasızdır. mesela yazın civciv sıcağını yaşıyoruzdur ama domenice ve stefano' nun kafasına eser ve bir sonraki yılın ilkbahar koleksiyonunu açıklarlar. hele bir dur önce bir yaz bitsin. hem ilkbahara iki mevsim daha var kargaşasını yaşarım. ( çok çalışkanlar,ondan zaar*) ve bugüne kadar gördüğüm sergilerin %95' inde günlük hayatla alakası olmayan şeyler görürüm. tamam, o kadar düz bir bakış açısına sahip değilim, sonuçta o da bir sanat. ama bunun bize sunulması hep o tasarımların günlük hayatta da kullanılabilecek şeyler olduğu yönündedir.
öte yandan bence bir erkeğin şık olması, bir bayanın şık olması kadar gerekli bir şey. şık olmayan bayanlar, beni üzmeyin ve hepiniz şık olun. yani insanın içi güzel olacak o çok net ama sonuçta ruhlar dünyasında yaşamadığımız da bir gerçek. bu noktada giyim olayı çok çok büyük önem kazanıyor. ben dikkat ediyorsam, karşımdan da beklerim.
ama gelelim şimdi. bir düşünüyorum kendimi, kumaş bir kapri giymişim. mürdüm rengi. altına çekmişim çorapları. baklava dilim desenli. bu husus da farklı bir boyut. baklava desenli çorabı normal biri giyince ıyy kıro diyenler armani ön plana çıkarınca bayılıyorlar. neyse konumuz bu değil. evet üstüne de çekmişim trench-coat' umu, sonra çıkıyorum evimden. vay efendim çok güzel oldu ( doğan,11) . yürü bakalım sokakta 1 km. ne yemediğin bakış kalır, ne de laf. sonuçta hayat sürekli milano moda haftasında geçmiyor ki. wayfarer gözlük takınca bile ibne mi lan bu? bakışı atıyor adam. ondan sonra giriyorum bakkala, yarım kilo peynir alacağım. yemin ediyorum o kapri o anda üstümden bırakır kendini dımdızlak kalırım. altın kafese konmuş bülbüle döner tüm fuşyeliğiyle.
gerçi bu durum tamamen modayı takip etmekle alakalı da değil. farklı olmakla alakalı sanırım. çünkü ben hayko cepkin' in de bakkaldan yarım kilo peyniri nasıl aldığını çok merak ediyorum mesela.
bu tarz bir prada kafası yaşayabilmek için böyle tamamen altın varaklı şadırvanlarda takılıyor olman lazım. yoksa olmaz o iş. çok da kafa yoracak bir şey değil işte ama merak yani. belki iyi bir insan olmayı başarırsanız bu sene kapri-çorap-ceket kombini yapmış hoş adamlar size de görünebilir, o yüzden siz yine de incelikli davranın.
son söz olarak, giyim kuşam çok önemli. aksini iddia etmiyorum. benim de hobim sayılır.
*adana dili ve edebiyatı' nda "herhalde,sanırım,göründüğü kadarıyla" anlamına gelen deyiş.
şekerim, prada yakın bir zamanda 2011 koleksiyonunu görücüye çıkarmış. sonunda derin bir nefes aldık. çünkü kusura bakmayın ama elim ayağıma dolaşmaya başlamıştı ne giyeceğim diye! daha önce de ebru gündeş' ten alıntılamıştım hatırlarsanız rabbim standartlarımı korusun diye.
şimdi bu sene trench-coat' ler yine moda. zaten hiçbir zaman modası geçecek bir şey değil. ama zaten bu sene moda olmasının numarası, onu öyle dümdüz giymek değil. beyler, bu sene altına seçeceğimiz - tercihen kumaş- bir kapri ile kombinleyip ( mümkünse tam diz altında kesilen ve paçası bir kere dışa kıvrılmış ) altına o hizaya kadar gelen çoraplar giyiyoruz. altını da mümkünse corcog tarzı bir ayakkabı ile tamamlıyoruz. bermuda ile ilgili aklınızda soru işaretleri kaldıysa sizi bir süre şuraya alayım. renk olarak bu yıl bizim için ölü somon ve mürdüm' ü seçmişler. bu renkler ne be diyecek kadar düzseniz, lütfen, sizi alalım.. ( widen your horizon, please)
ahahah,
moda dünyası bana çocukluğumdan beri çok ütopik gelmiştir. ara ara işte armani şu koleksiyonunu sergiledi, dolce & gabbana şunu sundu gibi bir haber çalınır kulağıma ve bakarım. özellikle bu koleksiyon açıklama zamanları hep çok alakasızdır. mesela yazın civciv sıcağını yaşıyoruzdur ama domenice ve stefano' nun kafasına eser ve bir sonraki yılın ilkbahar koleksiyonunu açıklarlar. hele bir dur önce bir yaz bitsin. hem ilkbahara iki mevsim daha var kargaşasını yaşarım. ( çok çalışkanlar,ondan zaar*) ve bugüne kadar gördüğüm sergilerin %95' inde günlük hayatla alakası olmayan şeyler görürüm. tamam, o kadar düz bir bakış açısına sahip değilim, sonuçta o da bir sanat. ama bunun bize sunulması hep o tasarımların günlük hayatta da kullanılabilecek şeyler olduğu yönündedir.
öte yandan bence bir erkeğin şık olması, bir bayanın şık olması kadar gerekli bir şey. şık olmayan bayanlar, beni üzmeyin ve hepiniz şık olun. yani insanın içi güzel olacak o çok net ama sonuçta ruhlar dünyasında yaşamadığımız da bir gerçek. bu noktada giyim olayı çok çok büyük önem kazanıyor. ben dikkat ediyorsam, karşımdan da beklerim.
ama gelelim şimdi. bir düşünüyorum kendimi, kumaş bir kapri giymişim. mürdüm rengi. altına çekmişim çorapları. baklava dilim desenli. bu husus da farklı bir boyut. baklava desenli çorabı normal biri giyince ıyy kıro diyenler armani ön plana çıkarınca bayılıyorlar. neyse konumuz bu değil. evet üstüne de çekmişim trench-coat' umu, sonra çıkıyorum evimden. vay efendim çok güzel oldu ( doğan,11) . yürü bakalım sokakta 1 km. ne yemediğin bakış kalır, ne de laf. sonuçta hayat sürekli milano moda haftasında geçmiyor ki. wayfarer gözlük takınca bile ibne mi lan bu? bakışı atıyor adam. ondan sonra giriyorum bakkala, yarım kilo peynir alacağım. yemin ediyorum o kapri o anda üstümden bırakır kendini dımdızlak kalırım. altın kafese konmuş bülbüle döner tüm fuşyeliğiyle.
gerçi bu durum tamamen modayı takip etmekle alakalı da değil. farklı olmakla alakalı sanırım. çünkü ben hayko cepkin' in de bakkaldan yarım kilo peyniri nasıl aldığını çok merak ediyorum mesela.
bu tarz bir prada kafası yaşayabilmek için böyle tamamen altın varaklı şadırvanlarda takılıyor olman lazım. yoksa olmaz o iş. çok da kafa yoracak bir şey değil işte ama merak yani. belki iyi bir insan olmayı başarırsanız bu sene kapri-çorap-ceket kombini yapmış hoş adamlar size de görünebilir, o yüzden siz yine de incelikli davranın.
son söz olarak, giyim kuşam çok önemli. aksini iddia etmiyorum. benim de hobim sayılır.
*adana dili ve edebiyatı' nda "herhalde,sanırım,göründüğü kadarıyla" anlamına gelen deyiş.
Etiketler:
denişik,
düz is more,
mutlu azınlık
3/28/2011
rabbim,standartlarımı korusun*
zaman:
3/28/2011 01:31:00 ÖÖ
0
0
white mocha içmezsem hayattan keyif alamıyorum. ama karamel şurubu two pumps olmalı. two pumps deyince anlamayan garsonlar o an orada yok olabilir mi? starbucks ise gideceğim yer bebek' teki olmalı, orası olmazsa hiç olmasın yoksa standartlar ne olurdu? her türlü ayakkabıya bayılıyorum. özellikle mokasen olanlara. umarım istediğim herhangi bir ayakkabıyı o anda alamadığım günler yaşamam. o günleri yaşamaktansa ölürüm daha iyi. öte yandan vakko da iyice ayağa düştü ama neyse ki d&g var. akşamları mantar soslu bonfile çok iyi gidiyor. yanında da mutlak surette su buharında pişmiş sebzeler. geçende evde (ev dediysem..) kokteyl zeytin kalmamış. martini'yi öylece içmek zorunda kaldım. bir kere alışmışım, zor geldi dostlarım. neyse ki tüm hıncımı çıkarabileceğim hizmetçiler var. bir de öte yandan hala bb' si olmayan insanlar var. şoktayım. bari iphone' un eski versiyonlarından alsalar. herkesi zevk sahibi yapamıyorsun ki..halk otobüsündekileri görüp göz yaşlarına hakim olamayan esra' yı şimdi daha da iyi anlıyorum. #
*e.gündeş dileği
# aslında temennisi
-ilgili karikatür
Etiketler:
bi git,
mutlu azınlık
11/16/2010
minimal 7 fark
zaman:
11/16/2010 03:15:00 ÖÖ
4
4
pars, bence daha orijinal ve çok asil bir isim ( şallı,2010).
nedense, erkek çocuk annesi olmayı çok havalı buluyorum (ergen,2009).
nedense, erkek çocuk annesi olmayı çok havalı buluyorum (ergen,2009).
Etiketler:
7fark,
mutlu azınlık
11/15/2010
mutlu azınlık vol. 5
zaman:
11/15/2010 12:22:00 ÖÖ
0
0
mesela ben deprem olursa nereye gideceğimi, nerede toplanacağımızı bilmiyorum. siz biliyor musunuz? eveeet, siz de bilmiyorsunuz. biliyorum. ama bu apartmanda oturan mutlu azınlık erhan gedikpaşa lisesi karşısındaki boş alana damlayıvericek allah korusun bir şey olsa. lakin mesela onlar, emin adım o boş alana doğru ilerlerken biz sudan çıkmış balıklara döneceğiz. allahım bizim neden toplanacak bir boş alanımız yok diye kakalak gibi kalacağız.o değil de, geçenlerde insanların 2010 yılına dair evrim yolundaki hayal kırıklıklarının uçan arabanın hala icat edilememiş olmamasının yanında, benim en büyük hayal kırıklığımın hala saç yağına bir çözüm bulunamamış olması olduğundan bahsetmiştim. deprem karşısındaki çaresiz halimiz de bununla kapışır nitelikte. deprem bilimcileri çok kınıyorum.
*aslında görseli salı akşamı arkadaşımın apartmanından çektim ama birtakım çetrefiller yüzünden yazıyı yazamamıştım. o süreçte memleketimin beşik gibi sallanması da ayrı bir mesaj gibi oldu.
Etiketler:
mutlu azınlık
10/11/2010
yaşam biçimine dönüştürün hı hı
zaman:
10/11/2010 03:40:00 ÖS
5
5
" de ki; müsli, yalnızca insanlığa hakaret için gönderilmedi mi? onlar ki zayıflamak uğruna bunu da yerlerse, onların hali pel - perişandır. "
daha önce burada bir zaman dilimine kadar az yese de kilolu bir insan olan benin, bir anda çok yese de kilo almayan birine dönüşmesinden bahsetmiştim. halbuki bu tip tehlikeli cümlelerden kaçınmam gerektiğini çok daha önceki hayat deneyimlerimden biliyordum. ben bu sene hiç hasta olmadım diyen birinin çok geçmeden hapşırmaya başlaması gibi bir lanetti bu aslında. ve tohumları çok önceki ankara ziyaretimde atılmıştı. sevgili uğur bircan, hakkımda ileri geri bu çocuk yese de kilo almıyor diye pis pis atıp tutmuştu.bunun üstüne ben de hiçbir şey olmamış gibi ortalık yerde benzer cümleler kurunca en sonunda lanetlendim. [lucy tespiti]
bunda kötü alışkanlıkların ve yeme bozukluklarının etkisi büyük olmakla birlikte, insan bir yerden sonra ciddi anlamda salmaya başlıyor. hani göz göre göre vücudun patatese doğru evriliyor, fark ediyorsun ama; amaaan sikerler bilinciyle devam ediyorsun.
ama ne oluyor bir an geliyor, evet gerçekten de bir an geliyor, bu iş böyle olmaz hacı diyorsun. gerçekten kendine hacı diyecek boyuta geliyorsun.
işte benim 2010 yılındaki kısa şişmanlama öykümün girizgahını dinlediniz. kolayı, su yerine tüketirken; proje sabahlamalarında hoşbeşleri lümbür lümbür götürürken bir anda müsli ile başbaşa kalışın kısa ve keskin öyküsü.
bu döneme girerken dedim ki; bu iş böyle olmaz hacı. derhal spora başlanacak ve derhal diyete girilecek. kararımı önceden almıştım. okulun ilk günleri ne duysam beğenirsin. ne o göbek önden gidiyor diyenlerini mi ararsın, erkek adam ele gelir zaten iyi olmuş diye taciz edenini mi ararsın, semirmişsin diye rencide edenini mi?
ben de men's health alan her insanın, harika vücuda sahip olacağı bilinci ile koştum hemen bir men's health aldım. bu spor ve sağlık dergilerinin çok sevdiği sloganı hepiniz çok iyi biliyorsunuz. önemli olan bunları belirli zaman dilimlerinde yapmak değil; yaşam biçimine dönüştürmek. onun üstüne batu ile şu tip konuşmalarımız oldu.( bu arada batu'nun blogu çok güzel benden söylemesi) diyelim en bariz ve gözler önünde olan örnek madonna. madonna ne ile besleniyor, özel diyet programlarıyla. kadın böyle bok gibi paranın içinde yüzüyor, her şeye sahip ama sadece pirinç lapası yiyebiliyor. sonra sen gidip tereyağlı pilav yiyip, madonna olmayı bekliyorsun çok ayıp.
sonra gittim bir spor salonuna yazıldım. bu tempo içinde hayatımı nasıl zorlaştıracağım diye düşünüp bulduğum bir şey olsa gerek. spor salonu ile ilgili ise sayfalarca yazabilirim de okur musunuz bilmem. zaten bir giriyorsun içeri. balon olmuş insanlar karşılıyor sizi. balon olmuş insanlar oranızı buranızı ölçüp, evet şunu yap bunu yap diyorlar. adam mesela bütün gün orada duruyor, spordan ekmek parası kazanıyor ve sen onlardan bolca olan bir ortamda sağlıklı ve fit olma çabasına giriyorsun. baştan mağlubiyet gibi. o 60 metrekarelik alan içindeki insanların aynı şeyleri başka yerde yaptığını düşünürsen 1 dk bile olsa, kafayı yersin. içeride 3 tip insan var;
1-çok şişman olup gelenler
işte bu grup 2. grup için en büyük motivasyon kaynağı. öyle olduklarını bilseler biraz kırılırlar bence. bunların yanında bir de 3. gruptan arkadaşları oluyor. mesela onlar koşu bandındayken, arkadaşları gelip hadi oğlum süpersin aslansın danasın şeklinde gaz veriyor.
2-(benim gibi) hareketsizlikten illallah gelmiş azıcık fit olayım diye gelenler
evet. okul da sağ olsun her birimiz birer tosbağaya dönüştük. yalnızca bilgisayar karşısında oturabilen ucubeler. 40 yaşımızdaki hallerimizi hayal bile edemiyorum. mesela bu grup da salonda 3 numaralı grup tarafından asla anlaşılamayan gruptur. adamlar, spor salonunun amacının sağlık için olabileceği ihtimaline yanaşmıyorlar. yalnızca balon olmaya gidilebilirmiş oraya gibi takılıyorlar.
3-(genellikle) komünler halinde takılan, balon olmaya gelenler
işte bu grup çok leş.sürekli aynadan kendilerini kesiyorlar. ben de onların bu halini kesiyorum. ve kesinlikle antrenörlerle çok kanka oluyorlar. bu baklavalarla çok karı-kız götürdüm muhabbeti yaparken bir yandan da hangi protein tozlarını kullandıklarını tartışıyorlar. ağızlarındaki kaşar tekerleğini hayal edebiliyorum.
bir de soyunma odasında yalın ayak gezen insanlar kesinlikle bunların arasında. yani aslında en çok çekindiğim insan modelleri içinde rahat bir şekilde 9 numarayı hak ediyorlar. böyle ben rahatım, her an soyunabilirim ayakları falan.
tekrar gelelim men's health tarzı yaşam stiline. spora zaten gidiyorsunuz. o cepte. ben ne yemeliyim ne yapmalıyım az buz biliyorum aslında da, bu tip yaşam stili dergilerin üslubunu çok saçma derecede eğlenceli bulduğum için açtım başladım incelemeye. derginin, yaşamın her alanında başarı gibi bir mottosu olduğu için; her konuya değinelim çabaları mevcut. tatile çıkarken suçluluk duymamak için ne yapmalıyım? aa soruya gel. adam bir nevi ben nasıl yaşamalıyım basitliğinde bir soruya bile kendisi cevap veremiyor. kadınlar kavga sırasında neden ağlar? evet tüm erkekler duygusal zekası olmayan birer öküzdür. ilk randevu sırasında ayakkabı bağının açıldığını gördüm ve eğilip bağladım bu çok mu ezik bir davranış? aa olur mu hiç, cHoOOhk ttAtLısııAann! yemin ediyorum ben kız olsam ve bana böyle bir şey yapsalar gülmekten altıma işerim. insanı bir yerden sonra hipnoz etkisi altına alan dergi sayesinde kendinizi göz kapaklarınız kırışmasın diye gözünü yüzük parmağınızla kaşır halde buluyosunuz.(en güçsüz parmak yüzük parmağı olduğu için minimum basınç yapıyormuş, hı hı)
daha önce de dediğim gibi bir de ne yemeliyim kısmı var.sizin için birkaç tane seçtim.
~evinize bir keçi alın. keçi en sağlıklısı. arada sevişin arada peynirinden sütünden faydalanın.
~antremanlardan 2 saat önce müsli yiyin.gerçekten bu şeyi yiyebilecek kadar gaza gelmişseniz, sizden her türlü olur zaten.
~avokado yiyin. [ sakın bana avokado yemeyen bir aileden geldiğinizi söylemeyin kuzum]
~pilav yerine arada karnabahar tüketin. mesela karnabahar üstü kuru. mis.
~su yerine oolong çayı için. önce ne olduğunu çözmeniz gerekecek tabi.
~sabahları iki adet yumurta beyazını çırpın ve içine pastırma atarak pişirin. yumurtanın sarılarını da koltuk altlarınıza sürün.
~her fırsatta gülün. aka aka ka ka
~uykunuzdan ödün vermeyin. mesela mimarlık mı okuyorsunuz. that's ok. dilediğiniz kadar uyuyun.
~güneşin altında antrenman yapın.beyniniz pişsin. sonra onu yiyin.
~daha fazla seks yapın. vallahi de sadece sağlıklı yaşam için.
~sabah ilk iş olarak antrenman yapın. önce kalkabilin tabi. sonra antrenman yapın, yapış yapış terleyin sonra hemen yıkanıp çıkın ki; sinüzitinizle tango edebilin.
~bir saat boyunca squash oynayın. ama dikkat edin ağzınızdan burnunuzdan havyarlar gelmesin.
~kola mı bırakın onu. valla fayanslara dökünce derzleri eritiyor benden söylemesi.
ve son olarak bu yazıyı buraya kadar okuduysanız unutmayın;
güzellik dünyanın lanetidir.( carver,nip/tuck)
daha önce burada bir zaman dilimine kadar az yese de kilolu bir insan olan benin, bir anda çok yese de kilo almayan birine dönüşmesinden bahsetmiştim. halbuki bu tip tehlikeli cümlelerden kaçınmam gerektiğini çok daha önceki hayat deneyimlerimden biliyordum. ben bu sene hiç hasta olmadım diyen birinin çok geçmeden hapşırmaya başlaması gibi bir lanetti bu aslında. ve tohumları çok önceki ankara ziyaretimde atılmıştı. sevgili uğur bircan, hakkımda ileri geri bu çocuk yese de kilo almıyor diye pis pis atıp tutmuştu.bunun üstüne ben de hiçbir şey olmamış gibi ortalık yerde benzer cümleler kurunca en sonunda lanetlendim. [lucy tespiti]
bunda kötü alışkanlıkların ve yeme bozukluklarının etkisi büyük olmakla birlikte, insan bir yerden sonra ciddi anlamda salmaya başlıyor. hani göz göre göre vücudun patatese doğru evriliyor, fark ediyorsun ama; amaaan sikerler bilinciyle devam ediyorsun.
ama ne oluyor bir an geliyor, evet gerçekten de bir an geliyor, bu iş böyle olmaz hacı diyorsun. gerçekten kendine hacı diyecek boyuta geliyorsun.
işte benim 2010 yılındaki kısa şişmanlama öykümün girizgahını dinlediniz. kolayı, su yerine tüketirken; proje sabahlamalarında hoşbeşleri lümbür lümbür götürürken bir anda müsli ile başbaşa kalışın kısa ve keskin öyküsü.
bu döneme girerken dedim ki; bu iş böyle olmaz hacı. derhal spora başlanacak ve derhal diyete girilecek. kararımı önceden almıştım. okulun ilk günleri ne duysam beğenirsin. ne o göbek önden gidiyor diyenlerini mi ararsın, erkek adam ele gelir zaten iyi olmuş diye taciz edenini mi ararsın, semirmişsin diye rencide edenini mi?
ben de men's health alan her insanın, harika vücuda sahip olacağı bilinci ile koştum hemen bir men's health aldım. bu spor ve sağlık dergilerinin çok sevdiği sloganı hepiniz çok iyi biliyorsunuz. önemli olan bunları belirli zaman dilimlerinde yapmak değil; yaşam biçimine dönüştürmek. onun üstüne batu ile şu tip konuşmalarımız oldu.( bu arada batu'nun blogu çok güzel benden söylemesi) diyelim en bariz ve gözler önünde olan örnek madonna. madonna ne ile besleniyor, özel diyet programlarıyla. kadın böyle bok gibi paranın içinde yüzüyor, her şeye sahip ama sadece pirinç lapası yiyebiliyor. sonra sen gidip tereyağlı pilav yiyip, madonna olmayı bekliyorsun çok ayıp.
sonra gittim bir spor salonuna yazıldım. bu tempo içinde hayatımı nasıl zorlaştıracağım diye düşünüp bulduğum bir şey olsa gerek. spor salonu ile ilgili ise sayfalarca yazabilirim de okur musunuz bilmem. zaten bir giriyorsun içeri. balon olmuş insanlar karşılıyor sizi. balon olmuş insanlar oranızı buranızı ölçüp, evet şunu yap bunu yap diyorlar. adam mesela bütün gün orada duruyor, spordan ekmek parası kazanıyor ve sen onlardan bolca olan bir ortamda sağlıklı ve fit olma çabasına giriyorsun. baştan mağlubiyet gibi. o 60 metrekarelik alan içindeki insanların aynı şeyleri başka yerde yaptığını düşünürsen 1 dk bile olsa, kafayı yersin. içeride 3 tip insan var;
1-çok şişman olup gelenler
işte bu grup 2. grup için en büyük motivasyon kaynağı. öyle olduklarını bilseler biraz kırılırlar bence. bunların yanında bir de 3. gruptan arkadaşları oluyor. mesela onlar koşu bandındayken, arkadaşları gelip hadi oğlum süpersin aslansın danasın şeklinde gaz veriyor.
2-(benim gibi) hareketsizlikten illallah gelmiş azıcık fit olayım diye gelenler
evet. okul da sağ olsun her birimiz birer tosbağaya dönüştük. yalnızca bilgisayar karşısında oturabilen ucubeler. 40 yaşımızdaki hallerimizi hayal bile edemiyorum. mesela bu grup da salonda 3 numaralı grup tarafından asla anlaşılamayan gruptur. adamlar, spor salonunun amacının sağlık için olabileceği ihtimaline yanaşmıyorlar. yalnızca balon olmaya gidilebilirmiş oraya gibi takılıyorlar.
3-(genellikle) komünler halinde takılan, balon olmaya gelenler
işte bu grup çok leş.sürekli aynadan kendilerini kesiyorlar. ben de onların bu halini kesiyorum. ve kesinlikle antrenörlerle çok kanka oluyorlar. bu baklavalarla çok karı-kız götürdüm muhabbeti yaparken bir yandan da hangi protein tozlarını kullandıklarını tartışıyorlar. ağızlarındaki kaşar tekerleğini hayal edebiliyorum.
bir de soyunma odasında yalın ayak gezen insanlar kesinlikle bunların arasında. yani aslında en çok çekindiğim insan modelleri içinde rahat bir şekilde 9 numarayı hak ediyorlar. böyle ben rahatım, her an soyunabilirim ayakları falan.
tekrar gelelim men's health tarzı yaşam stiline. spora zaten gidiyorsunuz. o cepte. ben ne yemeliyim ne yapmalıyım az buz biliyorum aslında da, bu tip yaşam stili dergilerin üslubunu çok saçma derecede eğlenceli bulduğum için açtım başladım incelemeye. derginin, yaşamın her alanında başarı gibi bir mottosu olduğu için; her konuya değinelim çabaları mevcut. tatile çıkarken suçluluk duymamak için ne yapmalıyım? aa soruya gel. adam bir nevi ben nasıl yaşamalıyım basitliğinde bir soruya bile kendisi cevap veremiyor. kadınlar kavga sırasında neden ağlar? evet tüm erkekler duygusal zekası olmayan birer öküzdür. ilk randevu sırasında ayakkabı bağının açıldığını gördüm ve eğilip bağladım bu çok mu ezik bir davranış? aa olur mu hiç, cHoOOhk ttAtLısııAann! yemin ediyorum ben kız olsam ve bana böyle bir şey yapsalar gülmekten altıma işerim. insanı bir yerden sonra hipnoz etkisi altına alan dergi sayesinde kendinizi göz kapaklarınız kırışmasın diye gözünü yüzük parmağınızla kaşır halde buluyosunuz.(en güçsüz parmak yüzük parmağı olduğu için minimum basınç yapıyormuş, hı hı)
daha önce de dediğim gibi bir de ne yemeliyim kısmı var.sizin için birkaç tane seçtim.
~evinize bir keçi alın. keçi en sağlıklısı. arada sevişin arada peynirinden sütünden faydalanın.
~antremanlardan 2 saat önce müsli yiyin.gerçekten bu şeyi yiyebilecek kadar gaza gelmişseniz, sizden her türlü olur zaten.
~avokado yiyin. [ sakın bana avokado yemeyen bir aileden geldiğinizi söylemeyin kuzum]
~pilav yerine arada karnabahar tüketin. mesela karnabahar üstü kuru. mis.
~su yerine oolong çayı için. önce ne olduğunu çözmeniz gerekecek tabi.
~sabahları iki adet yumurta beyazını çırpın ve içine pastırma atarak pişirin. yumurtanın sarılarını da koltuk altlarınıza sürün.
~her fırsatta gülün. aka aka ka ka
~uykunuzdan ödün vermeyin. mesela mimarlık mı okuyorsunuz. that's ok. dilediğiniz kadar uyuyun.
~güneşin altında antrenman yapın.beyniniz pişsin. sonra onu yiyin.
~daha fazla seks yapın. vallahi de sadece sağlıklı yaşam için.
~sabah ilk iş olarak antrenman yapın. önce kalkabilin tabi. sonra antrenman yapın, yapış yapış terleyin sonra hemen yıkanıp çıkın ki; sinüzitinizle tango edebilin.
~bir saat boyunca squash oynayın. ama dikkat edin ağzınızdan burnunuzdan havyarlar gelmesin.
~kola mı bırakın onu. valla fayanslara dökünce derzleri eritiyor benden söylemesi.
ve son olarak bu yazıyı buraya kadar okuduysanız unutmayın;
güzellik dünyanın lanetidir.( carver,nip/tuck)
Etiketler:
mutlu azınlık,
N
7/01/2010
mutlu azınlık vol. 4
zaman:
7/01/2010 01:19:00 ÖÖ
4
4

mika konserinden sonra, bir kalabalık grup içinden bermquda takımı sayesinde mika'nın onu seçtiğini; şıklığın bir şekilde her zaman işe yaradığını söylemişti. ben fotoğrafı sonradan gördüm, o zamana kadar bermuda takım diye bir şey olabileceğine ihtimal vermediğim için bermquda diye bir marka olduğunu düşünmüştüm. adı çok duyulmayan, yalnızca ağzında gümüş kaşıkla doğanların giydiği ya da vintage markalardan. sonra da malum fotoğrafı yayınladı. bildiğin bermuda takımmış anacım.
bunu giyen insanın şıklık kazandı diyebilmesi için yalnızca mutlu azınlıktan biri olması lazım; hele ki ayağında o baklava dilim desenli çoraplarla.
ilahi oben. ağzımdan burnumdan havyarlar geldi vallahi.
Etiketler:
mutlu azınlık
5/29/2010
mutlu azınlık vol. 3
zaman:
5/29/2010 01:07:00 ÖS
0
0
"ben bu işe gönlümü verdim, amerika'da eğitimini aldım. onu yaparsam ne kadar havalı olurum ya da kolayca zayıflarım diye hiç düşünmedim. zayıflamak falan bunlar benim için çocuk işi. lütfen beni bu düşünce yapısındaki insanlarla kıyaslamayın. geçen hamileliğimde 7 kilo almıştım, belki bu sefer 10 olur; bu tip sınırlarım yok."
meali:
"kocamın o kadar çok parası var ki, aklımı yitirmek üzereyim. her gece yatarken allahıma bin şükür ediyorum kapağı iyi bir yere atmamı sağladığı için. şimdi de o kadar çok zamanım var ki, anca bir araç olabilecek bir spor aktivitesini hayat gayesi edinmiş bir alim gibi görünmek bile bana fazla normal gelmeye başladı."
[pilates ve hamilelik üzerine samimi açıklamalar
yapan ebru şallı'ya ithafen yazılmıştır]
[meali: götüm!]
Etiketler:
denişik,
mutlu azınlık
5/23/2010
mutlu azınlık vol.2
zaman:
5/23/2010 05:54:00 ÖS
2
2
hayatı adaletsiz mi buluyorsunuz? buyrun bir de buradan yakın. david beckham'ın oğullarından biri. 3 yaşında tarz' dan ölmek üzere.
Etiketler:
denişik,
mutlu azınlık
11/22/2009
mutlu azınlık
zaman:
11/22/2009 10:01:00 ÖS
3
3

-onları tanıdınız mı? evet the marmara hotel' de taksime karşı jogging yapıyorlar. hayır hayır; koşmuyorlar, jogging yapıyorlar. lütfen.
cuma akşamı metro çıkışında beklerken takıldılar gözüme. fotoğraf kalitesi de cep telefonumdan çektiğim için çok kötü. dslr' lerin her zaman taşınabilir olmamalarından nefret ediyorum.
Etiketler:
denişik,
mutlu azınlık
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








