düz is more etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
düz is more etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11/15/2011

mutluluk boş bir sidik torbasıdır

4

-çok kaynamış yumurta nasıl enerjimi çekiyor tarif edemiyorum. bir de çok kaynadığı yetmezmiş gibi üstüne bekletilen yumurta var ki.. tanrım bahsederken bile fena oluyorum. izmir' de boyozun yanında yiyiyor insanlar bunu seyyar satıcılarda. yeşile çalan bir mor hayal edin.

-geçenlerde facebook' ta sevdiği müzikler alexander rybak, ayşe özyılmazel ve deftones olan biri gördüm. bir de kendime müzik konusunda tutucu değilim diyordum.

-geçenlerde erol günaydın' ın bir röportajında kıt kanaat geçindiğini söylediğine tanık oldum. şimdi benim konservatuvar okuyan bir arkadaşım var ve ondan aşina olduğum kadarıyla insanlar televizyondan deliler gibi paralar kazanıyor. en deneyimsizi bile bölüm başı bin lira gibi paralar alıyor. sonra sen kalk koskoca erol günaydın aç kal. allah allah, şeytan bunun neresinde? bu adam bugüne kadar hiçbir şey yapmamış olmasa bile, cennet mahellesinin 98 bölümünden köşeyi dönmüş olması lazım. anlayamıyorum.

-weeds' ten aynen alıntılıyorum zira bayıldım; " mutluluk boş bir sidik torbasıdır."

-eve müzik dinleyerek geliyorum diyelim ve eve yaklaşmama yakın; o ara çok taktığım bir şarkı çıktı ya da genel olarak çok sevdiğim bir şarkı. o şarkı bitmeden kapatmak zorunda kalmayayım diye yolu uzattığım olmuyor değil.

-bayramda eski komşumuz şantiyede çalıştığımı öğrenince şöyle bir cümle kurdu; "o kadar okulu tozun toprağın içine gitmek için mi okudun?" düz is more demiştik de; böylesine desteklisi bu blogda 2 yılı aşkın süredir yapılamamıştı.

-yakın düzlükte bir şey deneyeceğim. bence islamiyet ile hıristiyanlık arasındaki en keskin imaj farkı; bizde elhamdülillah olan kelimenin karşılığının onlarda hallelujah olması ve cool adamların bu kelimede şarkılar falan yapabilmesidir.

-geçenlerde rüyamda new york' a tekrar taşınmışım (önceden orada yaşıyormuşum yani, sen düşün), phoebe buffay ile hasret gideriyordum. soy adını falan yazdığıma bakma bizim fiibi işte. öyle bir sarıldık ki.. evde annesi de vardı ve içimden bu kadın intihar etmemiş miydi ya diye geçirdim. sonra annesi ile nezaket konuşması yaparken phoebe' yi çok özlemişim dedim, kadın hangi phoebe? diye komiklikler şakalar yaptı.
uyandığımda yaşadığım mutsuzluğun boyutlarını sen düşün.

7/07/2011

kekilli gücü

4



game of thrones' da sibel kekilli' yi görüp, gururla karışık saçma bir sevinç yaşıyorsam; kesin türküm demektir.

bir de sibelciğim, o burun ne de güzel olmuş. o şehla bakışlar, bir de üstüne ayar vermeler falan. öptüm canım.

7/04/2011

fur/ ya da/ öküz koca içinizdeki sanatçıyı ortaya çıkarabilir

0

ya da "dünyanın bin bir türlü derdi var."
ya da annemin tabiri ile; "sapık!"

diane arbus' un fotoğrafçı kimliğine dair daha çok şey izlemeyi beklerken tamamen yaşadığı ilginç aşk üzerine yoğunlaşan bir film fur. gerçi ucubelerin fotoğrafçısı olarak adledilen sanatçının bu kimliğinin açığa çıkmasında, aşırı kıllanma hastalığına sahip lionel ile yaşadığı aşk büyük rol oynuyor. filmde anlatılan aşkı çok sevdim. fotoğrafçı kocasının yanında asistan olan diane bir buhran içindedir ve o süreçte lionel apartmanlarına taşınır. kocasının öküz tavrı kadını o kadar bezdirmiş bir haldedir ki öteki olarak kabul edilebilecek lionel bile tamamen ilgi alanına girer. filmde kılların fetiş elemanı olarak kullanılışı çok başarılıydı,

özellikle diane' in tamamen lionel' in kıllarından yapılmış ceketi, diane' in henüz lionel' le birlikte olmamışken kocasının kol tüylerine yaklaşımı, lionel' in son nefesi ile şişirdiği deniz yatağının içindeki havayı sonrasında diane' in müthiş bir arzu ile yüzüne boşaltması. işte bu noktada annemin yorumu çok keskin bir "sapıkk bu, manyamış" oldu.




filmle ilgili iki sıkıntım oldu. ilki; öteki aşkı ile fotoğrafı da keşfeden diane arbus' un -sonradan araştırdığım kadarıyla- ne kadar güçlü bir fotoğrafçı iken filmde çok ezik bir karakter olarak anlatılması.


ikincisi tamamen kişisel olmakla birlikte modern family' de izlediğim phil dunphy' yi, burada ciddi koca rolünde ciddiye alamamış olmam.
diane arbus' un ötekiler fotoğraflarından

6/07/2011

sevgili kızlar..nasıl olucak?

0

                                               


bir de..ölmedim ben yaşıyorum.

5/23/2011

dünyayı kim çekip çeviriyor? beyonce

9


bunu izlerken gözlerimin dolmasına kaç puan?
beyonce, aldı başını gidiyor. adeta at koşturuyor. o nasıl bir, teknoloji kullanımını sanata çevirmektir?! içim bir hoş olmaya devam ediyor. sahne şovu konusunda adeta madonna' ya şirk koşuyor.
kafa ütülüyor dediğim şarkıyı ağzım açık dinletti.

5/03/2011

seni terletmek istiyorum

1

 

seni terletmek istiyorum
sadece seni terletmek istiyorum
terletmek
terletmek

seni terletmek istiyorum
sadece,seni terletmek istiyorum


bitirme projesi kafasını snoop' cuğum ile yaşıyorum.
ona rağmen onun kafasına ulaşamıyorum.

all in all, düz is more.

4/24/2011

bu sene her erkeğin dolabına mürdüm ve fuşya girecek

0

takip ettiğim bir-iki tane erkeklere yönelik moda blogu var. onları takip etmeye de kızların arasında çılgıncasına furya olduğu için, meraktan sardım.

şekerim, prada yakın bir zamanda 2011 koleksiyonunu görücüye çıkarmış. sonunda derin bir nefes aldık. çünkü kusura bakmayın ama elim ayağıma dolaşmaya başlamıştı ne giyeceğim diye! daha önce de ebru gündeş' ten alıntılamıştım hatırlarsanız rabbim standartlarımı korusun diye.

şimdi bu sene trench-coat' ler yine moda. zaten hiçbir zaman modası geçecek bir şey değil. ama zaten bu sene moda olmasının numarası, onu öyle dümdüz giymek değil. beyler, bu sene altına seçeceğimiz - tercihen kumaş- bir kapri ile kombinleyip ( mümkünse tam diz altında kesilen ve paçası bir kere dışa kıvrılmış ) altına o hizaya kadar gelen çoraplar giyiyoruz. altını da mümkünse corcog tarzı bir ayakkabı ile tamamlıyoruz. bermuda ile ilgili aklınızda soru işaretleri kaldıysa sizi bir süre şuraya alayım. renk olarak bu yıl bizim için ölü somon ve mürdüm' ü seçmişler. bu renkler ne be diyecek kadar düzseniz, lütfen, sizi alalım.. ( widen your horizon, please)


ahahah,
moda dünyası bana çocukluğumdan beri çok ütopik gelmiştir. ara ara işte armani şu koleksiyonunu sergiledi, dolce & gabbana şunu sundu gibi bir haber çalınır kulağıma ve bakarım. özellikle bu koleksiyon açıklama zamanları hep çok alakasızdır. mesela yazın civciv sıcağını yaşıyoruzdur ama domenice ve stefano' nun kafasına eser ve bir sonraki yılın ilkbahar koleksiyonunu açıklarlar. hele bir dur önce bir yaz bitsin. hem ilkbahara iki mevsim daha var kargaşasını yaşarım. ( çok çalışkanlar,ondan zaar*)  ve bugüne kadar gördüğüm sergilerin %95' inde günlük hayatla alakası olmayan şeyler görürüm. tamam, o kadar düz bir bakış açısına sahip değilim, sonuçta o da bir sanat. ama bunun bize sunulması hep o tasarımların günlük hayatta da kullanılabilecek şeyler olduğu yönündedir.

öte yandan bence bir erkeğin şık olması, bir bayanın şık olması kadar gerekli bir şey. şık olmayan bayanlar, beni üzmeyin ve hepiniz şık olun. yani insanın içi güzel olacak o çok net ama sonuçta ruhlar dünyasında yaşamadığımız da bir gerçek. bu noktada giyim olayı çok çok büyük önem kazanıyor. ben dikkat ediyorsam, karşımdan da beklerim.

ama gelelim şimdi. bir düşünüyorum kendimi, kumaş bir kapri giymişim. mürdüm rengi. altına çekmişim çorapları. baklava dilim desenli. bu husus da farklı bir boyut. baklava desenli çorabı normal biri giyince ıyy kıro diyenler armani ön plana çıkarınca bayılıyorlar. neyse konumuz bu değil. evet üstüne de çekmişim trench-coat' umu, sonra çıkıyorum evimden. vay efendim çok güzel oldu ( doğan,11) . yürü bakalım sokakta 1 km. ne yemediğin bakış kalır, ne de laf. sonuçta hayat sürekli milano moda haftasında geçmiyor ki. wayfarer gözlük takınca bile ibne mi lan bu? bakışı atıyor adam. ondan sonra giriyorum bakkala, yarım kilo peynir alacağım. yemin ediyorum o kapri o anda üstümden bırakır kendini dımdızlak kalırım. altın kafese konmuş bülbüle döner tüm fuşyeliğiyle.
gerçi bu durum tamamen modayı takip etmekle alakalı da değil. farklı olmakla alakalı sanırım. çünkü ben hayko cepkin' in de bakkaldan yarım kilo peyniri nasıl aldığını çok merak ediyorum mesela.

bu tarz bir prada kafası yaşayabilmek için böyle tamamen altın varaklı şadırvanlarda takılıyor olman lazım. yoksa olmaz o iş. çok da kafa yoracak bir şey değil işte ama merak yani. belki iyi bir insan olmayı başarırsanız bu sene kapri-çorap-ceket kombini yapmış hoş adamlar size de görünebilir, o yüzden siz yine de incelikli davranın.

son söz olarak, giyim kuşam çok önemli. aksini iddia etmiyorum. benim de hobim sayılır.



*adana dili ve edebiyatı' nda "herhalde,sanırım,göründüğü kadarıyla" anlamına gelen deyiş.

3/16/2011

invention of lying

2

 yalan söylenemeyen bir dünya olsaydı pepsi için en doğru slogan bu olmaz mıydı gerçekten de?
 huzur evi
 bir yabancı ile sevişmek için en yakınınızdaki ucuz mekan
 bu homeless adeta benim ruhumu taşıyor. ben de evsiz olsaydım kartonumda bu yazardı: "neden ben?"
ortalama bir hayatı varmış kadıncağızın işte,süslenesi bir şey yok
buldukları ayrıntıları düz is more felsefesine yakın bulduğum; genel senaryosu ve sonu itibari ile hayal kırıklığı yaratan film.

geç gelen itiraf

6



alan ball sonunda itiraf etti: " yapımlarımda çağan ırmak esintisi var".
vampir kanı içen gençlerin seviştiği sahnenin, ıssız adam filmindeki aşk dolu sevişme sahnesi ile benzerlikler gösterdiğinin yakalanması üzerine sorulan sorulardan bir süre kaçan yapımcı; arkadaş arası bir sohbette samimi itiraflarda bulunmuş. hala bazen, ada ile alper' in ayrılmalarını kabullenemiyorum. tamam ada' nın avam bir yapısı olduğunu kabul ediyorum ama o adama gerçek aşkı göstermişti; dokunmanın gücü ile adamı maymuna çevirmişti. o sevişme sahnesinden o kadar etkilendim ki; işin içine biraz da amerikanlığımın verdiği özgürlüğü katarak meme ve çıplaklık gösterebilmemiz sayesinde ıssız adam' a gönderme niteliği taşıyan bir sahne çekmek istedim. çok da güzel çok da iyi oldu diye ekledi.
"bence o kız alper'dendi"
filmin sonunda hepimiz ada'nın çirkin saç tıraşı yüzünden asıl noktaya odaklanamadık ama bence cüzdanında gösterdiği küçük kız fotoğrafı aslında alper'den olma çocuğuna aitti, diye ekledi.

2/14/2011

1 pascal kaç nouma eder?

5

-dün bir kelime oyununda adeta bir şehir efsanesi gerçekleşti. bir kadın "memeliler takımının havadaki temsilcisine verilen ad nedir ?" sorusuna "hostes" cevabını verdi.ve bu potu kırdığı anda, yaptığı hatanın farkına vararak utancından yerin dibine girdi. spikerle, bu kısmın montajda atılması konusunda pazarlık bile yapsa da; izlediğimize göre kesmediklerini anlamış oluyoruz. yarışmacı kadının aklına, yarışmanın kalan kısmında sürekli o an geldiği için suratında mütamadi bir gülüş yer aldı. ekran karşısında bu kadar eğlendiğim nadirdir.

-şu yaşıma geldim; hala anlayamadığım ve anlayabileceğime inanmadığım 3 şey var.
1- kumdan cam yapılması
2- eski yağlardan, temizlik amaçlı bir malzeme olan sabunun yapılması
3- alkenden alkol eldesi

üçüncüsü şaka tabi. daha doğrusu başta üç tane vardı ama üçüncü olarak neyi anlayamadığımı hatırlayamadım.

-nouma beşiktaş'a transfer olduğu ilk zamanda, biz de fen bilgisi dersinde ilk kez basınç konusunu işliyorduk. bu birbirinden çok alakasız iki durumu, çok talihsiz bir şaka içinde kesiştiren genç dimağlar vardı. 1 pascal kaç nouma eder ? şeklinde. o psikolojiyi çözmek çok zor.

-ülkemize gelen insanları, geldiklerinde karizmanın allahı olsalar bile bir şekilde maymuna dönüştürmeyi başarıyoruz. bu da bizim milletçe özel gücümüz.

-kanalların ölen birinin üzerine onun içinde yer aldığı yapımları yeniden yayın akışına koymaları, nasıl da yılansı bir hesap. hepsinin altında tuğçe san' ın parmağı var.

-daha önce bir dizi, kanal d'de veya atv' de patlayıp da daha sonrasına star' a düşmüşse o dizi için çok üzüldüğümü belirtmiştim ama daha beteri de varmış. fox tv' ye düşmek.

-ama bir dizi düşün ki, bundan sonra haftada 2 kez yayınlanacak. isim vermiyorum zira yaprak gibi titriyorum.

hani herhangi bir insana grafik tasarım anlamında bir şeyler anlatacak olsam ve konulardan da minimalizm konusuna gelmişse sıra; bu davetiye bana bu hususta çok yardımcı olurdu. bak derdim, bu davetiyeyi tasarlanmış bir nesne olarak incele, bu tasarım ne ise; bunun tam tersine minimalizm deniyor.
insanlarda biraz merak duygusu uyandırmak lazım diye düşünüyorum ben. hele o sol attaki yazıya su dalgası verip bir yeşillik katalım çabası.. aman aman

-son olarak, şu ara ciddi ciddi deniz seki'nin albümünü bekliyorum bilöğgğgh. bu kadın hepimize bilek kestirtecek bak görürsün. o katran karası gecelerde neler yazdı kim bilir. deniz olarak girip okyanus olarak çıktığı serüvenine çok inanıyorum ben. albüm adıyla geliyor zaten; söz yaşları. evet.

2/03/2011

bir ciddi karnabahar

3

e boğulmuş tabi kabe orada.

-geçenlerde babamın dayısı ailesi ile birlikte misafirliğe geldi. dayı önceden koministken, şu anda hacı. benim için bu durum olayı çok ilgi çekici hala getirdi tabi. bir de bizim ailedekilerle bir araya geldiğimizde benimle mesleğim üzerine sohbet etme eğiliminde oluyorlar. yalnız konunun açılış konuşması, senin iç mimarlık mıydı dış mı? diye başlayınca benim bir omuzlarım çöküyor. ve bir yerden sonra muhabbet öyle bir tıkanıyor ki, o an orada azalarak bitmek istiyorum. şimdi bu dayı, yakın zamanda hacıya gidip geldiği için; mesleki konuşmanın içine kabe'ye yapılmış ve kabe'nin ruhani özelliğine turp sıktığını düşündükleri hoteller oldu.
benim için de ilginç bir deneyimdi. bir dış mimar olarak, kabe' nin masterplanı üzerine sohbet etmek.

-özellikle hafta sonları, kahvaltıda özenli bir şeyler hazırlayan insana puanım 10 kanka. böyle bir sevgi akışı daha olamaz içimden. evet benim kalbime giden yol midemden geçiyor. çok net. güzel ve özenli yemek yapan insanın çekiciliği çok başka. bonuslar adeta gözümün önünde uçuşuyor.

-yemekteyiz' den öğrendiğim bir şey varsa; o da türkiye'de her mahallede yemekten anlayan bir eş cinsel erkeğin yaşadığı gerçeğidir.

-şu an var ya çok pis inzivaya çekilmiş durumdayım. ilk haftayı da ekiyorum. itü'nün benden çaldığı yarı yıl tatillerinin acısını son yılda çıkarmaya karar verdim. gelsin filmler, gitsin diziler.

- coen brothers, wachowski brothers, mario bros çok sevdiğim kardeşler.

-öte yandan mario bros' daki, bros' un brothers' ın kısaltması olduğu gerçeğini öğrendiğim an yaşadığım aydınlanmayı mimari tasarımda düşünsel boyuta geçtiğimde bile yaşamadım.

-coen brothers son dönemde en sevdiğim kardeşler olsa da, a serious man' i sevemedim. tuz gibi bir şeyi eksikti filmin. bu adamların filmleri zaten karnabahar gibi. ya çok seversin ya da ağzına bile koymazsın. karnabaharı nasıl sıfır tuzla yemeyi hayal edemiyorsam, bu film de aynı şeyi hissettirdi. coen brothers, filmlerini yarıda bırakır - bir sona bağlamaz - çok da güzel bırakır ama bu sefer o yarım bırakış bile bir eksikti. baştaki efsane ile filmin ilişkisini hele hiç çözemedim.

-uzuuun uzuun film açıklamaları, dizi yorumlamaları,kitap açıklayışları yapan bloglara çok saygı duysam da, o enerjiyi nereden bulduklarını çok merak ediyorum. zira çok sevdiğim bir film hakkında bir yazı yazarken bile afakanlar basarken beni, papua yeni-gine' de çekilmiş, makedon bir yönetmenin buhranlarını anlatan 1.5 saatinde bir ineğin otlamasını izlediğimiz 8 saatlik film hakkında bile sayfalarca kritik yazan tüm bloggerların gözlerinden öpüyorum.

-bir de benim ucuzluğuma bakın, a serious man' i beğenmeyişimi ciddi ciddi tuzsuz karnabahar ile açıkladım. evet.

-karnabahara neden bu kadar takıldın dersen, akşam yemeğinde yoğurtlu mayonezli ilginçli bir salatasını yaptım. üstüne akşam yemeğine dedem de gelince, sofrada bir gerilim oluştu. zira benim yaptığım cins şeylere annem babam alışkınken, dedemin de bu olaya dahil olması ve kendisinin dangalaklığı ile meşhur olduğu gerçeği ile her an bir laf edebilir diye yürek erintisine sebep oldu. bu durumlarda babamın ara buluculuğu beni benden alıyor. normalde ben de yemem bunların yaptığı bu tür şeyleri ama bu güzel olmuş. diye diye yedi sağ olsun. buruk bir sevincin cümle tanımı olsa gerek.

-gerçekten gerilmek istiyorsanız, dedenizle birlikte laptop karşısına geçin. geçen gün antichrist izlerken bu denli gerilmedim. david lynch filmleri yanında chick flick kaldı.
uzunca bir süre arkamda ses çıkarmadan oturduktan sonra, burada insanlar birilerini buluyorlarmış nasıl oluyor o? o_O  diye sordu. ağlayarak içeri kaçtım.

-o değil de antichrist çok sağlam film olmamış mı. adamın içinden gelmiş. bir film çekeyim, bir kadının buhranlarını, şunların ağzına ağzına sıçarak anlatayım demiş. kadın kocasının bacağını çivi ile delsin sonra da klitorisini kessin hacı, arada bir de vajinasından yavrusu sarkan bir ceylan görünsün. gerilsin pezevenkler demiş. ve çok ama çok iyi başarmış. kalktığımda bacaklarım tutmuyordu resmen.

-son olarak, paylaştığı görseli kaydettirmeyen tüm internet siteleri evlerine gidebilir mi? teşekkürler.

1/26/2011

render ne ola ki dediğinizi duyar gibiyim

1

kettle suyu kaynatırken başında beklersen resmen daha uzun sürede kaynatıyor. adeta şakacı. aynı şey, bilgisayar için de geçerli. bir şey kopyalarken, ya da bir modelin render'ını alırken ekrana bakarsan inadına yavaş yapıyor, tadını çıkarıyor. bence.

1/18/2011

aydınlanma 2

2


daha önce ugg' ın erkeklik tarihindeki aydınlanma olduğunu yazmıştım (istersen şurda) . ugg' dan bu yanaki en büyük moda faciası da dedemin tarla sularken giydiği çizmelerin moda olmasıdır. yapmayın etmeyin. üstüne leopar deseni gelse de markası burberrys olsa da sırıtıyor, özüne kavuşmak tarlalara dönmek istiyor. altın kafese konmuş bülbüller dolanıyor ortalıkta.

1/15/2011

bildiğim her şeyi unuttum

4

yılbaşında pelinim sağolsun beni bu video ile tanıştırdı. azis, bulgaristan' da çok sevilen bir pop yıldızıymış. bulgaristan avrupa birliği' ne girerken biz niye giremiyoruz diyenler bence bu videodan sonra cevaplarını bulacaklar. pink flamingos' un absürdlük seviyesi ile kapışacak derecede sürreal bir çalışma.

tüm kliplerini şiddetle tavsiye ediyorum.

1/12/2011

the inside of english is filthy

4

big
huge
enormous
gigantic
abnormal
giant
humongous
massive

ingilizcenin biraz fesat ve dirty bir dil olduğunu düşünüyorum yoksa bir dilde çok büyüğü tanımlamak için bu kadar çok sözcük olur muydu? benim içimin fesatlığı ile olayın ilgisi bile yok.

12/24/2010

o balerini gerçekten sağa dönüyor olarak gören var mı

14

bu kolpa ya da tunnel sitelerde saçma sapan sitelere yönlendiren çeldirici, flash oyunlar ya da gifler var ya hani. ben onlara çok takığım. şurdan şuraya nasıl gidilir kalemle yol çiziyorsun mesela, ama kolay ötesi yani. ben o yolu illa ki çiziyorum her seferinde. bir de yol tam tamamlanamadan o asıl amaçlanan siteye yönlendiriyor ve oyun kayboluyor ya, işte o zaman çok bozuluyorum dostlar. işte silahla bir şeyleri vurmalar olsun, dartlar olsun.

ama yine bu balerine gelirsek, anam ne yorumlar dönmüş işte matematik fizik düşünürsen sağa dönüyormuş da müzik düşünürsen sola dönüyormuş. ben bakıyorum dümdüz sola dönüyor. gitti tüm beyin kıvrımlarım yazıklar olsun.

12/08/2010

"bakireyim, şahitlerim var"

6

hüner coşkuner(47) -- parantez içinde 47 yani kadın kaç yıldır sabrediyor bakın mesajı--, üç buçuk saat kaldığı sahnede yıllardır iddia ettiği gibi hala bakire olduğunu söyledikten sonra, meydan okumayı da ihmal etmemiş; "bakireyim,şahitlerim var"

bu farafıreyz şiirimi hüner abla'ya ithaf ediyorum..


virjin gibi

bakire gibi
ilk kez dokunulmuş gibi
bakire gibi
kalp atışların benimkilerin yanında olduğunda

sana her şeyimi vereceğim,oğlan
ama çok da korkuyorum
her şeyimi sana sakladım
yalnız, aşk sonsuzdur diyorlar
ama yeter artık
47 yıl bu
sinirim sıkıştı




isteyene; orijinal haber.

12/05/2010

küçük hesap

4


bilgisayarda herhangi bir şey hata verirse, hata raporu gönder ibaresi çıkıyor ya hani. eğer o anda mutluysam, ya da sevimli bir şeylerle uğraşıyorsam ve bununla karşılaşırsam, tüm iyi niyetimle o hata raporunu gönderirim. o an sanarım ki karşımda direkt bir insan var ve o raporu alır almaz bu eksikliği düzeltmeye çalışıyor. adeta kanatlarımın rahatsız ettiği anlar yaşarım. lakin; mutsuzsam, gıcık olduysam, o hata raporunu asla göndermem. hatta bir nevi o raporu göndermeyerek intikam aldığıma, o programa belki de deva olacak şeyi göndermediğime inandırırım kendimi. yaparım bunu. böyle de küçük hesapların peşindeyim.

9/19/2010

türk dizilerindeki sıkıntı açılımı

0


stephanie jeong angelina germanica (aynı zamanda lady gaga olarak da bilinen) artık öyle bir fenomen haline geldi ki dün alakasız bir türk televizyon kanalında, kendisinin yayınladığı bir aktivist videoya denk geldim. orijinal adı makbule hande özyener kadar gizlenesiymiş gerçekten. kendisi eş cinsel haklar konusunda ciddi anlamda efor sarf etmeye devam ediyor. videodaki hüzünlü halini gördükçe insanlar arasındaki adaletsizliğin, ırka bağlı olarak sanatçılar arasında bile bu kadar bariz göze çarpması insanı biraz yıldırıyor. kadın şu an dünyadaki en büyük problemi buymuş gibi bir tutum içinde, yüzünden düşen bin parça. telefonda senatörleri arıyor falan. isteyenler için link.
bizim dizilerimiz de halkın bu yanını yadsımaktan yavaş yavaş vazgeçiyor. bu tip bir açılımın osman sınav' dan gelmiş olması şaşırtıcı olsa da.. genco bu rol için 1 ay eş cinsellerle birlikte takılmış mıdır acaba?*

bu noktaya gelene kadar asıl halledilmesi gereken nokta dizilerimizdeki sıkıntı atmosferi. yeni gösterime giren iki dizi fatmagül'ün suçu ne ve öyle bir geçer zaman ki' nin ilk bölümlerini izledim. izlememek ne mümkün; farklı günlerde tekrar gösterimi geçtim, dizileri arka arkaya 2 kez göstermeye kadar ileri götürdüler işi. ikisinin sonunda da bu dizileri izlememesi yönünde anneme baskı yaptım, ama biliyorum ki izleyecek. ne yapsın akasya durağı' nı mı izlesin?

allahım ikisinde de bir kasvet bir kasvet. buralarda sıkıntıdan başka işlenecek konu yok mu arkadaşım? tv karşısında beni kanser etmeye ne hakkınız var. zaten yaprak dökümü ve küçük kadınlar ile yeterince yürek sökülmüştü. sıkıntı ekolünü yiyen yaralı halkın yumuşak karnından vurmak. hayınsınız.

*üstteki soru tamamıyle piyasadaki oyuncu klişésine bir gönderme amaçlıydı. kim bir role bürünmesi gerekse bir triplere giriyor ki sormayın. özellikle bu, rol için izlenimlere sahip olmak o insanların hayatlarına daha rahat bakabilmek için onlarla bir süre geçirmek gerekliliği klişesi. beren saat de bu rol için psikolojik destek almış. işte ben o desteği, o seanslarda ne konuşulduğunu ölümüne merak ediyorum. mesela çeşitli tecavüz ritüelleri üzerine mi konuşuluyor? genelde ağzını bağlarlar, elbiseni yırtarlar - ama zengin çocuğuysalar memelerinin üzerine tekila dökerler- gibisinden. ya da ne bileyim işte üzerine bir hayvan(tecavüz edene insan demek fazla iddialı olurdu) çıkmışken o anda içini rahatlatabilmek için çiftleşen kaplumbağalar görüntüsü aklına getirmek gerekliliği üzerine mi konuşuluyor?!
bundan sonra ben de proje dönemleri gelmeden önce hocalar veya işverenler ruh sağlığıma tecavüz etmesin diye psikolojik destek alacağım.

ya da olmadı en azından 1 ay ustalarla işçilerle falan bir arada yaşarım.

9/12/2010

canınız ne istiyorsa onu yiyin

0

mehmet öz' ün kansere çevirebilecek bir tümöre sahip olması haberi ile birlikte tüm gastronomi, beslenme ve diyetetik dalları ve her sabah mutlaka bir avuç taze bademi koltuk altlarınıza sürtüp yanında bir bardak yeşil su içinci insanların tüm inandıkları şeyler çöktü.

artık herkes rahat olabilir.