ingilizce sarmış dörtbir yanımı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ingilizce sarmış dörtbir yanımı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11/29/2011

öptüm by

2

geçende fizy' de bir şarkı arattım ve bana resmen yanlış yerlerinden şarkılar attı.
seni severdim ve sana rağmen yine severdim, anladım ki sana fazla. take care
oyalama beni, veda et artık. take care
bana yanlış yerlerinden atma, ben gittim. take care
aklımın odalarından çık git artık. take care
aşka inat, durma git. take care
bu ruh arsız kararsız. take care
günlerim ağlak, sen bana bakma. take care
her şey yalanmış. take care
daha ne diyeyim? take care
who wants to be alone.I dont. take care
kimi bulsan benim gibi olmayacak ama yine de take care


take care aratınca bana bunları sunan fizy' ye kendi düşünme tarzıyla cevap vermek istiyorum (candan' dan); "dont tell me take care, it' s absurd.
I sure take care myself, dont be afraid."


eheheh. I am frekin loving chicken translation!

9/21/2011

külahın dibini yemeyin

6

-ilkokulda sınıfımda but soyadlı bir kız vardı. bütün bir okul hayatı boyunca tavuk şakalarından kurtulamadı yavrum. halbuki ingilizcesini bilsek türkçesinden daha leş, haberimiz yokmuş. o zorluğu da lisede falan yaşamıştır artık. popolar kraliçesi. (tek t' si eksik, kabul ediver) büyük büyük büyük dedesi soy ad seçerken düşünmüş taşınmış, önce ileride ingilizcenin en geçerli dil olacağı gerçeğini öngörmüş sonra da; iki dilde anlamı olan bir isim seçmiş. yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal.

-yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal' ı söylerken sen de bir düşünüp tereddüt ediyorsun. itiraf et. o bıyık ile sakal karışıverecek gibi geliyor bana.

-bir dondurma aldım, nerelere gittim.

şimdi bence şöyle bir gerçek var, insanın açıkta satılan dondurmayı kapalı dondurmalara tercih etmeye başlaması resmen yaşlılık alameti. çocukken asla açık dondurma istemezdim, bana algida' mı verin ( bana lükslerimi verin) kafasındaydım. ama şimdi güzel yapan bir yer biliyorsam mutlaka açık dondurma alırım.


çocukken herkese denmiş bir şey miydi bu bilmiyorum ama; ben sübyanken bana dondurma külahının dibini yememem söylendi. pis oluyormuş. bu hususta olayı bir adım öteye taşıyıp, o külahların dibiyle kulak karıştırıyorlarmış ondan yeme diyen bile oldu.

şimdi hep beraber düşünelim. böyle bir ekmek kapısı var, bir takım insanlar o külahların dibini bir takım kulak içlerine sokmak üzere görevlendiriyorlar. maaş da en iyi ihtimalle, asgari ücret. ve iş görüşmesine gittin mi de illa ki esnek çalışma saatleri ibaresi ile karşılaşıyorsun. sonuçta bir sürü dondurma tüketilecek ve halk külah bekliyor. bir sonraki aşaması da charlie chaplin' in modern times'  ındaki gibi konveyör sistem. insanlar makineleşmiş bir şekilde bu işi yapıyorlar.

bugün dondurmamın sonunda bunları hayal ettim. bana bu uyarıyı yapan insan nasıl bir ruh hastasıysa - ya da dondurma külahının dibine nasıl bir nefret duyuyorsa- artık; çocuk aklımı nasıl zehirlemiş. hala izlerini taşıyorum.

-teşekkürler küçük yerleşim yerinde dondurmanın çok ucuz olması. istanbul' da istediğin gibi bir dondurma için bir topuna 4 lira falan vermen gerek. küçük yer öyle mi, 4 liraya dondurmaya doyarsın. ( merhaba benim içime, hayattaki tek arzusu okumaya istanbul' a gitmiş çocuğunun memlekete dönmesi olan anne kaçtı)

-dedim ki kestaneli ve karamelli olsun. karamel yok tiramisu var dedi. bir süre duraklayınca da tiramisu' yu bilmiyorum sanıp, neskafeli yani dedi. ben de PARDON DA, der gibi olup ok fine koy canıms dedim.

-bir tane PARDON DA butonu yaptırsam kendime diyorum, bu tip durumlarda çıkarı-çıkarıveririm.

-bu yazıyı okuyup da canı dondurma çekenler, merhaba.

-şimdi onun üstüne bir de su içmem lazım. ama kana kana içmem lazım. bir de bu hususta çok gıcık bir huyum var. çok susadıysam ve kocaman bir bardak su içeceksem onu parçalı bir şekilde içmek istemem. ne içtiğimin miktar olarak da farkına varmak isterim. o susama kafasını hayal et, ettin mi? o haldeyken tatmin olamayan bir insan mutsuz olur, bu konuda anlaşalım. o suyu bütüncül bir halde içmem lazım benim. o yüzden bardağın dibinde biraz su vardı, önce bunu bir iç dersen burnunu ganatmak geçer içimden.

-şimdi böyle zamanında okuduğun bilim dalları ile şakacıktan dalga geçme kafası vardır ya, diyelim suyun kaldırma kuvveti. abi sen koskoca gemi denizde yüz, bir de o kadar insan araba ile birlikte olacak şey değil falan diyende biri bana demesin mi, ya onun kanunu var canım işte kaldırma kuvveti falans. hıııı, evet ya tamam sustum. bu geyiğe ciddi cevap veren insan, ne olsun istiyorsun.. komiklikler şakalar ?

-beyaz t-shirt ya da beyaz gömleğin içine askılı atlet giyen erkek insan var. unfuckingbelievable. zaten t-shirt içine atlet giyme kafasını hiç anlayamadım da. teri alıyor diyene cevabım, atlet giydiğin için daha çok terliyorsun o ne olacak? olur.
ama dediğim durum çok fena. dedeye sahip çıkalım, özellikle beyaz t-shirt altına atlet giymeyelim.

-bizimkilerin yanına gelince sigara içmiyorum. işte tam bu döneme girince ciğerlerim ağrımaya başlıyor. vücudum yine olayı yanlış anlıyor.

-boya yaparken prizleri de umarsızca boyayan boyacının gamsızlığına sahip olursa bir insan ne gam kalır ne tasa.

- death cab for cutie = tatlişko için ölüm taksisi (denişik)

5/23/2011

dünyayı kim çekip çeviriyor? beyonce

9


bunu izlerken gözlerimin dolmasına kaç puan?
beyonce, aldı başını gidiyor. adeta at koşturuyor. o nasıl bir, teknoloji kullanımını sanata çevirmektir?! içim bir hoş olmaya devam ediyor. sahne şovu konusunda adeta madonna' ya şirk koşuyor.
kafa ütülüyor dediğim şarkıyı ağzım açık dinletti.

1/12/2011

the inside of english is filthy

4

big
huge
enormous
gigantic
abnormal
giant
humongous
massive

ingilizcenin biraz fesat ve dirty bir dil olduğunu düşünüyorum yoksa bir dilde çok büyüğü tanımlamak için bu kadar çok sözcük olur muydu? benim içimin fesatlığı ile olayın ilgisi bile yok.

12/08/2010

"bakireyim, şahitlerim var"

6

hüner coşkuner(47) -- parantez içinde 47 yani kadın kaç yıldır sabrediyor bakın mesajı--, üç buçuk saat kaldığı sahnede yıllardır iddia ettiği gibi hala bakire olduğunu söyledikten sonra, meydan okumayı da ihmal etmemiş; "bakireyim,şahitlerim var"

bu farafıreyz şiirimi hüner abla'ya ithaf ediyorum..


virjin gibi

bakire gibi
ilk kez dokunulmuş gibi
bakire gibi
kalp atışların benimkilerin yanında olduğunda

sana her şeyimi vereceğim,oğlan
ama çok da korkuyorum
her şeyimi sana sakladım
yalnız, aşk sonsuzdur diyorlar
ama yeter artık
47 yıl bu
sinirim sıkıştı




isteyene; orijinal haber.

5/29/2010

bu mahalle beni deli sürüyor

1

birazdan çok alakasız bir konuyu bambaşka yerlere taşıdığıma hep beraber şahit olacağız canlarım. oturduğum evin mahallesi beni delirtmek üzere. evin yanından ana caddeye doğru çıkan ve insan sağlığını zorlayan, benim bile dışarı çıkarken iki kere düşündüğüm yokuşta, tüm mahallenin çocukları inat edercesine civelekleşiyorlar. adeta aralarında oynayalım ama hiç susmadan oynayalım anlaşması yapmış gibiler. onlar sustuğu anda odamın tam karşısındaki apartman katında yaşayan ve kendilerini çok farklı kademelerin insanları olarak gören gençler başlıyorlar.gece gündüz fark yok. onlar susunca da ya çılgın kediler başlıyor civelekleşmeye ya da istanbul'un tüm martıları fulya'da sabahlamaya geliyorlar. belki de onlar martı bile değiller, hatta bence hepsi birer ebabil.

neyse gece yattım. bu mahalle beni delirtmeye başladı diyorum ama bir yandan da, "this neighbour's driving me crazy " cümlesi yankılanıp duruyor. dedim manyak mısın? adeta yeni ingilizce öğrenen ve öğretmeni tarafından " rüyanızda ingilizce konuşursanız, olmuştur bu iş " denilen bir öğrenci edasında. bunda 4. sezonunu bir solukta izlediğim dexter ve geçenlerde şu yarışmada yaptığım ingilizce sunum ve hazırlanan ingilizce paftaların etkisi büyük.

aslında buradan şu noktaya gelmek istiyorum. dostlarım bize gerekli ingilizce öğretilmiyor. aa o da nereden çıktı şimdi demeyin bana. grammer olarak demiyorum, ama bir yabancı ülkeye gittiğimizde rahat etmemizi sağlayacak şeylerin daha öncelikli öğretilmesi lazım. o okulunda öğretilen ingilizce, akademik amaçlı ama daha çok dediğinizi duyar gibiyim. tamam haklısınız ama bunun yanında gündelik ingilizce desteği şart.

şimdi bu gündelik ingilizce olayı da bu adamlar bu dili nasıl kullanıyorlar? şunu nasıl diyorlar, kızdıklarında ne diyorlar? fuck kullanmadan nasıl "hay aksi" diyorlar. bankaya gidince oradaki konuştuğun, fatura yatırdığın insanlara ne diyorlar? gerçi ben türkçe'sini de bilmiyorum sanırım?! banka kartına ne diyorlar? hacı ben bu çeki nasıl bozdururum? yumurtam kırılmış olsun, yok kırmayın löp sarısı ortada olsun! nasıl diyorlar gibi, daha hayatın içinde olan şeylerden bahsediyorum.

şahsen ben bunun zorluğunu yaşadım. bankaya gidince, anam oldum bir kere. bunda sadece dilin etkisi olmadığı da aşikar gerçi, tamamen kültürel veya sistem olarak farklılık da gösteriyor. adamlar patates kızartmasına french fries diyorlar diyelim ve fried potatoe falan dersen de katiyen anlamıyorlar. o da apayrı vahim bir nokta. çünkü 10 yaşından itibaren yabancı bir dil öğrenmeye zorlanmamışlar ve başka bir dil mantığında düşünmek diye bir şey yok.

bir zaman sonra bunun "mirror translation" mantığında direkt çeviri yapılması süper eğlencelere de dönüşüyor o ayrı. "I didn't fire him, he resigned" = "onu ben ateşlemedim, o yeniden imzaladı" bu ne lannn?!

yaşasın düz düşüncenin sonsuz mutluluğu