bence insanlar sapla samanı iyice karıştırdılar. bugüne kadar genel bir tutum var gibiydi. facebook' ta vatan kurtaranlar ve bu güruhu hunharca eleştirenler. ama bu son (üzüntüden bütün bir gün mal gibi dolaştığım) olaylardan sonra, facebook vatanseverleri içinde bulundukları koyungiller tutumundan dışarı çıkıp, bu sitede apolitik kalmayı tercih edenlere sataşmaya başladılar.
hayat yeterince zor ve gerçekten bu tip durumları falan konuşmayı artık tamamen arkamda bırakmak istiyorum ama son kez bir şey söylemeden geçmek istemedim. facebook' ta vatan kurtarmak bana en başından beri çok plastik gelen bir kavram bunu yadsımayacağım. fakat bu seferki acı herkesi öyle bir şaşırttı ki marjinalin önde gideni olduğunu bildiğim insanlar bile intikam katliam çığlıkları atmaya başladılar. hani nerede kaldı barış kolyeleri, yurtta ve cihanda sulh felsefesi? adeta dehşet içinde izledim. sen gerçekten bu durum karşısında çok üzülmüş olabilirsin ve zamanının büyük bir kısmını bu sitede geçirdiğin için o günlük lay lay lom paylaşımlar yerine içinde bulunduğun üzüntüye binaen bir şeyler yazabilirsin. tamam. ama bunu yazmayan insanlara sataşmak neyin kafası? ben mesela yazılan şeyin plastiklik derecesine göre saklayıveriyorum seni ana sayfamdan, bu kadar basit. aynı insan bir dakika içinde şehit haberleri ile ölecek gibiyken daha ben siteden ayrılmadan bir aşk şarkısı veya komikli video da paylaşabiliyor misal. bu durumun özeti olduğuna inandığım bir yorumla karşılaştığım için buralara kadar geldim aslında. isteyen istediği yerde vatan kurtarsın umurumda değil. insanlar üzüntüden neyin doğru neyin yanlış olabileceği algısını bile şaşırdılar çünkü.
bu arada neler yapıyosun sen özledik seni canım yaaaaaaaa :))
bi git etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bi git etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
10/22/2011
7/08/2011
zaytungvari
zaman:
7/08/2011 12:46:00 ÖS
0
0
bir türkiye birincisi daha, kendinden beklendiği şekilde; günde 1.5-2 saat ama konsantre bir şekilde çalıştığını, fazlasına gerek olmadığını, gerektiği zaman arkadaşlarıyla takıldığını gerektiği zaman da konserlere gittiği açıklamasını yaptı.
diğer loser' lar da çok daha fazla çalışmalarına rağmen nerede hata yaptıklarını düşünmeyi bir kenara bırakıp, geri zekalı olduklarını kabul etsinler.
diğer loser' lar da çok daha fazla çalışmalarına rağmen nerede hata yaptıklarını düşünmeyi bir kenara bırakıp, geri zekalı olduklarını kabul etsinler.
Etiketler:
bi git
6/22/2011
bir sonraki albümde de etten elbise düşünüyoruz
zaman:
6/22/2011 01:11:00 ÖS
2
2
"bir gün nihat (odabaşı)' la oturuyoruz. albüm arifesinde nasıl bir imaj stratejisi izlesek derken, aklıma şahane bir fikir geldi. böyle tırnaklarıma altın suyuna batırılmış bionik şeyler mi taksam? hem bugüne kadar hiç denenmedi, hem ben altın suyunu arabeskle çok yakıştırıyorum." nihat heyecanla irkildi; " koluna photoshop' ta çiçek de yaparız☼"
4/24/2011
3/28/2011
rabbim,standartlarımı korusun*
zaman:
3/28/2011 01:31:00 ÖÖ
0
0
white mocha içmezsem hayattan keyif alamıyorum. ama karamel şurubu two pumps olmalı. two pumps deyince anlamayan garsonlar o an orada yok olabilir mi? starbucks ise gideceğim yer bebek' teki olmalı, orası olmazsa hiç olmasın yoksa standartlar ne olurdu? her türlü ayakkabıya bayılıyorum. özellikle mokasen olanlara. umarım istediğim herhangi bir ayakkabıyı o anda alamadığım günler yaşamam. o günleri yaşamaktansa ölürüm daha iyi. öte yandan vakko da iyice ayağa düştü ama neyse ki d&g var. akşamları mantar soslu bonfile çok iyi gidiyor. yanında da mutlak surette su buharında pişmiş sebzeler. geçende evde (ev dediysem..) kokteyl zeytin kalmamış. martini'yi öylece içmek zorunda kaldım. bir kere alışmışım, zor geldi dostlarım. neyse ki tüm hıncımı çıkarabileceğim hizmetçiler var. bir de öte yandan hala bb' si olmayan insanlar var. şoktayım. bari iphone' un eski versiyonlarından alsalar. herkesi zevk sahibi yapamıyorsun ki..halk otobüsündekileri görüp göz yaşlarına hakim olamayan esra' yı şimdi daha da iyi anlıyorum. #
*e.gündeş dileği
# aslında temennisi
-ilgili karikatür
Etiketler:
bi git,
mutlu azınlık
3/25/2011
dünyadan düşlerin ressamına
zaman:
3/25/2011 01:16:00 ÖÖ
0
0
rum tak, rum taktaktak, rum tak rum taktaktak..
ortaokul zamanıydı. kulağıma acı çeken bir adam sesi takılmıştı. kim bu diye sorduğumda, sen bilmezsin gibi bir cevap vermişti çocuğun biri. gitar çalıyordu. marjinal olmak için seçtiği yol bu olmuştu. ben ise gece gündüz bizler büyürken durmaz büyür oyunlar modunda, belkivde ne olduğunu bile çözemediğim dertlere gark ediyordum kendimi. sonra lise oldu. enteresan bir arkadaş grubum oldu bir ara. üzerimizde gereksiz bir acı vardı her daim. o kadar sıkıntı olan neydi şimdi düşününce hiçbir şey gelmiyor aklıma. abi ya adam albüm kartonetine enstrüman olarak kol, bacak, dudak, kalp, çük yazmış ne kadar orijinal ya diye kendimizden geçiyorduk. şimdi oturup da o zamanı, şu zamanın koşulları içinde değerlendirmek gerzekliğin dik alası olur ama; geçmişimde bu adamları nasıl dinlediğime dair tek bir mantıklı açıklamam yok. ne diyorsun abiciğim sen derler adama? dualar sofrasında aşk şarabımı sana tuttum. ya bir siktir git. ağlama gülen mor yel.miş. yok olmaz öyle bir şey yok hiç olmadı. şimdi hafta sonu disko kralı'nda denk geldik de televizyona bakamadım ciddi ciddi o konuştukça nereden geliyor bu yaşam kafası diye düşünmekten. böyle bir arşa yükselmeler, aşk sunaklarından şaraplar içmeler ama aynı zamanda tanrı aşığı da olmalar. hüzün kovan kuşunu gecenin yanağına indirmeler. cehennemden gelip cennete gitmeler. kurumayan dudakları topraklara sermeler.
veremem sana acımı
kirlenir dünya
şehrin boş sokakları
ıslanır gözyaşıyla
kovalar arabalar
arkamdaki aynayı
kırılınca biter anlarım
düşümdeki rüya
diyor şair.. sizin için türkçe' ye çevirmek istiyorum;
sekse ihtiyacım var
çok acil sevişmeye ihtiyacım var
acı çeken adamın seksapeli
öyle bir şey varmış kullanasım var
acilen sevişmeyelim
sunak da derim
aşk şarabı felan
meme mi o?
başıma bir şey gelmeyecekse, dss ve türevlerini ve üstlerindeki gereksiz acıyı komik buluyorum.
bir de batik diye bir oluşum var ki, ondan bahsetmedim bile..
ortaokul zamanıydı. kulağıma acı çeken bir adam sesi takılmıştı. kim bu diye sorduğumda, sen bilmezsin gibi bir cevap vermişti çocuğun biri. gitar çalıyordu. marjinal olmak için seçtiği yol bu olmuştu. ben ise gece gündüz bizler büyürken durmaz büyür oyunlar modunda, belkivde ne olduğunu bile çözemediğim dertlere gark ediyordum kendimi. sonra lise oldu. enteresan bir arkadaş grubum oldu bir ara. üzerimizde gereksiz bir acı vardı her daim. o kadar sıkıntı olan neydi şimdi düşününce hiçbir şey gelmiyor aklıma. abi ya adam albüm kartonetine enstrüman olarak kol, bacak, dudak, kalp, çük yazmış ne kadar orijinal ya diye kendimizden geçiyorduk. şimdi oturup da o zamanı, şu zamanın koşulları içinde değerlendirmek gerzekliğin dik alası olur ama; geçmişimde bu adamları nasıl dinlediğime dair tek bir mantıklı açıklamam yok. ne diyorsun abiciğim sen derler adama? dualar sofrasında aşk şarabımı sana tuttum. ya bir siktir git. ağlama gülen mor yel.miş. yok olmaz öyle bir şey yok hiç olmadı. şimdi hafta sonu disko kralı'nda denk geldik de televizyona bakamadım ciddi ciddi o konuştukça nereden geliyor bu yaşam kafası diye düşünmekten. böyle bir arşa yükselmeler, aşk sunaklarından şaraplar içmeler ama aynı zamanda tanrı aşığı da olmalar. hüzün kovan kuşunu gecenin yanağına indirmeler. cehennemden gelip cennete gitmeler. kurumayan dudakları topraklara sermeler.
veremem sana acımı
kirlenir dünya
şehrin boş sokakları
ıslanır gözyaşıyla
kovalar arabalar
arkamdaki aynayı
kırılınca biter anlarım
düşümdeki rüya
diyor şair.. sizin için türkçe' ye çevirmek istiyorum;
sekse ihtiyacım var
çok acil sevişmeye ihtiyacım var
acı çeken adamın seksapeli
öyle bir şey varmış kullanasım var
acilen sevişmeyelim
sunak da derim
aşk şarabı felan
meme mi o?
başıma bir şey gelmeyecekse, dss ve türevlerini ve üstlerindeki gereksiz acıyı komik buluyorum.
bir de batik diye bir oluşum var ki, ondan bahsetmedim bile..
hepinize iksirli değişimler diliyorum cicişler
Etiketler:
bi git
3/11/2011
hepsi beni dava etse ya, çok eğleniriz
zaman:
3/11/2011 01:47:00 ÖÖ
2
2
derdimiz yaramız acılarımız farklı olabilir; gözyaşlarımızın tadı aynı.. diye duygusal ve ermiş bir giriş yapmak isterdim bilöğgh ama mümkün değil. başka bir insanla aynı ismi taşımak kadar beni tuhaf hissettiren az şey vardır. baya aynı isim lan. kimlik yani. kimimiz daha çıtırız, kimimiz bıyık konusunda ısrarcı, kimimiz gerçekten çirkin olduğunun farkında değil, kimimiz siyah beyaz el çenede resimle karizma peşinde, kimimiz çok üşüyor reis; hem de bu isimle. bir de isimdaşız. bir de üstüne ben yeteri ciddiyette bir mail adresine sahip olamayayım diye tüm ciddi mail adreslerini almayı kendine görev edinmiş pisler. sonra ben arada noktalar, alttan çizgilerle mücadele etmek zorunda kalmışım o da yetmemiş harf eksiltmek zorunda falan kalmışım. yo yo dostum, bu konuda çok doluyum.
2/25/2011
.
zaman:
2/25/2011 12:02:00 ÖÖ
3
3
kuaföre gittiğim her seferden sayfalarca yazı yazabilirim. insan her seferinde aynı yabancılaşmayı yaşamaz ki arkadaşım.
eğer kuaför aynısında kendimi gördüğüm gibi görünüyorsam dostlarım bu acıyla daha fazla yaşayamayacağım, vurun beni. bana da yazık sonuçta.
dört yıldır aynı yerde tıraş oluyorum. adamla muhabbetimiz de oluştu. ama dört yıldır asla şaşmadan aynı soruları soruyor. ben de kendisine olan sevgimden aynı cümleleri tekrar tekrar kuruyorum.
-ne kadar kaldı okulun bitmesine?
-okul bitince memlekete dönecek misin?
-tatilde memlekete gittin mi?
okul bitince memlekete dönecek misin sorusundan itibaren ben olaydan kopuyorum tabi. o anda bir yükselme yaşıyorum. onun yaşadıklarını ve hayat algısını düşünüyorum bir süre. daha sonra da memlekete dönsem neler yaşarım acaba diye gülüyorum kendi kendime. ben bunları düşünürken o bir diğer klasik sorusunu patlatıyor.
-sizin bölüm dört yıllık mı?
buradan sonrası tamamen muğlaklaşıyor zaten. ah be beybi diyorum, gerçekten hiç umurunda değil, değil mi bu sorular? yoksa her seferinde aynı mantıksızlıklar silsilesini yaşamayız yoksa.
bugün ensesi istediğinden daha kısa kesilen bir adam, yaklaşık yarım saat boyunca ağlamaklı bir şekilde kuafördeki diğer çalışana trip attı. evet gerçekten yaptı. böyle gözleri dolu dolu oldu. ben mükemmöeğl döğilim dedi önce. ama abi ense bu da ya naptın dedi çok uzun süre. askere mi gidiyoruz be abiciğim dedi. nasıl insan içine çıkacağım böyle dedi. gören de saçları hayko cepkin stayla kestiler falan sanar.
sonrasında da kuaför çok uzun bir süre boyunca kaşlarımı almak konusunda elinde ip hazır bir şekilde ısrar etti. ben sevmem abi dedikçe hırslandı. çok kararlı olduğumu görünce gözleri doldu. dedim kedi canını mı kıracağım senin, al gitsin ayol dedim.
desem mutlu olacaktı yani resmen.
*friends sevenlere dip not: chandler' ın mükemmel bir şekilde kaş alabilmesi ne kadar güzel bir ayrıntıdır !
eğer kuaför aynısında kendimi gördüğüm gibi görünüyorsam dostlarım bu acıyla daha fazla yaşayamayacağım, vurun beni. bana da yazık sonuçta.
dört yıldır aynı yerde tıraş oluyorum. adamla muhabbetimiz de oluştu. ama dört yıldır asla şaşmadan aynı soruları soruyor. ben de kendisine olan sevgimden aynı cümleleri tekrar tekrar kuruyorum.
-ne kadar kaldı okulun bitmesine?
-okul bitince memlekete dönecek misin?
-tatilde memlekete gittin mi?
okul bitince memlekete dönecek misin sorusundan itibaren ben olaydan kopuyorum tabi. o anda bir yükselme yaşıyorum. onun yaşadıklarını ve hayat algısını düşünüyorum bir süre. daha sonra da memlekete dönsem neler yaşarım acaba diye gülüyorum kendi kendime. ben bunları düşünürken o bir diğer klasik sorusunu patlatıyor.
-sizin bölüm dört yıllık mı?
buradan sonrası tamamen muğlaklaşıyor zaten. ah be beybi diyorum, gerçekten hiç umurunda değil, değil mi bu sorular? yoksa her seferinde aynı mantıksızlıklar silsilesini yaşamayız yoksa.
bugün ensesi istediğinden daha kısa kesilen bir adam, yaklaşık yarım saat boyunca ağlamaklı bir şekilde kuafördeki diğer çalışana trip attı. evet gerçekten yaptı. böyle gözleri dolu dolu oldu. ben mükemmöeğl döğilim dedi önce. ama abi ense bu da ya naptın dedi çok uzun süre. askere mi gidiyoruz be abiciğim dedi. nasıl insan içine çıkacağım böyle dedi. gören de saçları hayko cepkin stayla kestiler falan sanar.sonrasında da kuaför çok uzun bir süre boyunca kaşlarımı almak konusunda elinde ip hazır bir şekilde ısrar etti. ben sevmem abi dedikçe hırslandı. çok kararlı olduğumu görünce gözleri doldu. dedim kedi canını mı kıracağım senin, al gitsin ayol dedim.
desem mutlu olacaktı yani resmen.
*friends sevenlere dip not: chandler' ın mükemmel bir şekilde kaş alabilmesi ne kadar güzel bir ayrıntıdır !
2/15/2011
bu dizileri kim izliyor / son yılların en kötü 5 yerli dizisi
zaman:
2/15/2011 03:16:00 ÖS
4
4
uzun süredir bu konuda diş bilemekteyim. zira, zap yaparken bile gördüğümde moralimi bozan yapımlar mevcut. bu husustaki, kötüleme kriterlerimden bahsetmek isterim. öncelikli kriter, ucuza kaçış. bu başlık her şeyi kapsıyor gibi. görüntü yönetmenliğinden, senaryo yazımına; mekan tercihlerinden oyunculuklara. diğer bir kriter - ki benim için en önemlisi- dizinin başlangıçta çıkmış olduğu noktadan çok sapmış olması. türk dizilerinin maalesef ki kaderi gibi görünen bu olaydan sıyrılabilen diziler de izledik bu yüzden tuttu diye sakıza çevrilen diziler benim için başarısızlık anlamına geliyor. zira, izlemeye başlanan karakterlerin torunları ile devam eden dizilere bile şahit olduk zamanda. ( bizimkiler, böyle mi olacaktı? ) ama o zamanlar, sektör bu hale gelmemişti. alternatif azdı gibi bir sürü şey sıralanabilir. evet efendim, geliyorum sıralamaya.
5-kavak yelleri
bu dizinin en büyük handikapı başta saymış olduğum nedenlerden 2. olanı. dizi yabancı bir yapımdan alıntılanmış da olsa, başta seferihisar' ın güzelliği, oyuncuların genç ve yetenekli oluşları sebebiyle süper bir çıkış yakalamıştı. yalnız, tutan yapımın sakız gibi uzatılması olayından nasibini en ciddi şekilde alan dizilerden olan kavak yelleri, şu an gelmiş olduğu hal itibari ile çok üzücü bir noktada. ölmüş sanılan birini diziye geri döndürmeyi bile gerçekleştirdiler. neredeyse sürekli gezen baş rol oyuncusunun tıp kazanabilmesini de, arkadaşları şehir değiştiriyor diye üniversite değiştirmesini de. herhangi bir açıklama gereği duymadan. görünüş itibari ile bitecek gibi de durmuyor.
kavak yelleri, azalarak bitme. hemen anında bit.
4-unutulmaz
bu diziyi oturup hiç izlemedim çok şükür. ama kendisi, annemin sapık dizi diye tanımladığı bir oluşum. oyuncularından mı görüntü yönetmenliğinden mi bilmiyorum ama gördüğüm yerde karnıma ağrılar giriyor bu diziyi. ama o son derece ısrarla devam ediyor.
3-küçük kadınlar
başlangıçta çıktığı noktadan sapan diziler vol. n . bu dizi yalnızca insanlara sıkıntı verme amacıyla kurgulanmış bir dizi. arada denk geldiğim birkaç bölümüne dayanarak söylüyorum, senaryosu beni her yerde şaşırtıyor. zira, birçok dramdan buketler serdiler önümüze. şizofren çocuktan tut, zengin adamla oynaşan fakir kıza, ailesi ölmüş 4 kızın bir de ablalarını kaybetmesine, formalite icabı evliliktan; kötü enişteye kadar. bu dizi ekolünün bir başka temsilcisi yaprak dökümü idi misal. o diziyi izleyebilen insanlara anlam veriyorum fakat, bu dizi konusunda asla tek bir neden bulamıyorum izlemek için. hayat, zaten yeterince dram dolu değil mi ki?
2- akasya durağı
bu dizinin görseli blogumda yer alsın bile istemezdim ama ibretlik olsun artık. komedi amaçlı çekilen bu diziye de tvde raslarsam ciddi anlamda moralimi bozuyor. başarısızlık sebeplerini de tam olarak çözemiyorum. zamanında bundan 5 kat daha başarı ile yapılmış çiçek taksi' nin, 10 yıl sonrasında kendisini 1 adım bile geliştirememiş bir kopyası olması sanırım en büyük sebep. sonrasında oyuncular.tekil biçimde sevdiğim oyuncular var aslında bu dizide. misal cezmi baskın. özellikle neşeli hayat' taki performansı ile ağzımdan havyarları getirmişliği vardır. ama bu dizide ona bile dayanamıyorum.
puf diye bit.
1-arka sokaklar
bırakın son 5 yılın en kötü dizisi olmayı, bu dizi türk televizyonlarında yayınlanan en başarısız şey. samanyolu televizyonundaki sır kapısı türevi progmanların, flash tv' deki gerçek kesit türevi programların, yine samanyolu'ndaki ayna adlı belgeselin, kanal 7'deki tek türkiye' nin, yine bu kanaldaki fıkralarla türkiye' nin hitap ettiği bir kitle olabilir. ama bu dizi. of. kötü oyunculuk. kötü senaryo. polisin çok iyi gösterilme çabası. yerinde duramayıp reklamlara da sıçramış olması. her kötülüğe bu ekibin yetişmesi. kötü dialoglar. kötü görüntü yönetmenliği. sapır sapır dökülüyor adeta. tüm bunlar da yetmediği gibi haber öncesi kuşakta da yerini alıyor. üstelik şöyle de bir yanı var, diziyi hiç izlemediğim - ben sadece belgesel izlerim- halde konusuna falan hakimim. töbe bism..
tüm kayıt edilmiş bölümlerini de al git.
bir sonraki yazı; en iyi 10 yerli dizi.
5-kavak yelleri
bu dizinin en büyük handikapı başta saymış olduğum nedenlerden 2. olanı. dizi yabancı bir yapımdan alıntılanmış da olsa, başta seferihisar' ın güzelliği, oyuncuların genç ve yetenekli oluşları sebebiyle süper bir çıkış yakalamıştı. yalnız, tutan yapımın sakız gibi uzatılması olayından nasibini en ciddi şekilde alan dizilerden olan kavak yelleri, şu an gelmiş olduğu hal itibari ile çok üzücü bir noktada. ölmüş sanılan birini diziye geri döndürmeyi bile gerçekleştirdiler. neredeyse sürekli gezen baş rol oyuncusunun tıp kazanabilmesini de, arkadaşları şehir değiştiriyor diye üniversite değiştirmesini de. herhangi bir açıklama gereği duymadan. görünüş itibari ile bitecek gibi de durmuyor.
kavak yelleri, azalarak bitme. hemen anında bit.
4-unutulmaz
bu diziyi oturup hiç izlemedim çok şükür. ama kendisi, annemin sapık dizi diye tanımladığı bir oluşum. oyuncularından mı görüntü yönetmenliğinden mi bilmiyorum ama gördüğüm yerde karnıma ağrılar giriyor bu diziyi. ama o son derece ısrarla devam ediyor.
3-küçük kadınlar
başlangıçta çıktığı noktadan sapan diziler vol. n . bu dizi yalnızca insanlara sıkıntı verme amacıyla kurgulanmış bir dizi. arada denk geldiğim birkaç bölümüne dayanarak söylüyorum, senaryosu beni her yerde şaşırtıyor. zira, birçok dramdan buketler serdiler önümüze. şizofren çocuktan tut, zengin adamla oynaşan fakir kıza, ailesi ölmüş 4 kızın bir de ablalarını kaybetmesine, formalite icabı evliliktan; kötü enişteye kadar. bu dizi ekolünün bir başka temsilcisi yaprak dökümü idi misal. o diziyi izleyebilen insanlara anlam veriyorum fakat, bu dizi konusunda asla tek bir neden bulamıyorum izlemek için. hayat, zaten yeterince dram dolu değil mi ki?2- akasya durağı
bu dizinin görseli blogumda yer alsın bile istemezdim ama ibretlik olsun artık. komedi amaçlı çekilen bu diziye de tvde raslarsam ciddi anlamda moralimi bozuyor. başarısızlık sebeplerini de tam olarak çözemiyorum. zamanında bundan 5 kat daha başarı ile yapılmış çiçek taksi' nin, 10 yıl sonrasında kendisini 1 adım bile geliştirememiş bir kopyası olması sanırım en büyük sebep. sonrasında oyuncular.tekil biçimde sevdiğim oyuncular var aslında bu dizide. misal cezmi baskın. özellikle neşeli hayat' taki performansı ile ağzımdan havyarları getirmişliği vardır. ama bu dizide ona bile dayanamıyorum.
puf diye bit.
1-arka sokaklar
bırakın son 5 yılın en kötü dizisi olmayı, bu dizi türk televizyonlarında yayınlanan en başarısız şey. samanyolu televizyonundaki sır kapısı türevi progmanların, flash tv' deki gerçek kesit türevi programların, yine samanyolu'ndaki ayna adlı belgeselin, kanal 7'deki tek türkiye' nin, yine bu kanaldaki fıkralarla türkiye' nin hitap ettiği bir kitle olabilir. ama bu dizi. of. kötü oyunculuk. kötü senaryo. polisin çok iyi gösterilme çabası. yerinde duramayıp reklamlara da sıçramış olması. her kötülüğe bu ekibin yetişmesi. kötü dialoglar. kötü görüntü yönetmenliği. sapır sapır dökülüyor adeta. tüm bunlar da yetmediği gibi haber öncesi kuşakta da yerini alıyor. üstelik şöyle de bir yanı var, diziyi hiç izlemediğim - ben sadece belgesel izlerim- halde konusuna falan hakimim. töbe bism..tüm kayıt edilmiş bölümlerini de al git.
bir sonraki yazı; en iyi 10 yerli dizi.
2/10/2011
katran karası geceler
zaman:
2/10/2011 06:54:00 ÖS
0
0
16 gündür sigara içmiyorum. aynı andan itibaren dudaklarımı yemeyi de bıraktım. dudaklarımı yemeyi bırakmış olmam, sinirimi daha çok sıkıştırıyor. hemen dişlerime çok yakın ya, sürekli ısırasım geliyor. bu neyin kafası
2/05/2011
the man in red pants
zaman:
2/05/2011 12:59:00 ÖÖ
3
3
bir zamanlar entourage diye bir dizi izliyordum. anlaşılan kıvanç da fazlaca izlemiş bu diziyi.
yeni bir haber furyası var denk gelmişsinizdir.kıvanç tatlıtuğ, hollywood yapımlarında yer alacakmış artık. neymiş james cameron izlemiş ve çok beğenmiş. entourage' da da james cameron, vince' in elektiriğinden çok etkileniyordu ve onu milyon dolarlık projesinde oynatıyordu. yemin ederim, o bana bu haberlerden daha inandırıcı gelmişti. cameron, bu adamın hangi projesini izlemiş ve ondan etkilenmiş olabilir? gümüş mü, aşk-ı memnu mu yoksa kısa ama öz rolüyle onurlandırdığı ezel'deki performansını mı? halk olarak bazen o kadar hiçbir şeyin farkına varmıyoruz ki, o kadar olur. hollywood'da sarışın, mavi gözlü ve sağlam vücutlu olup da üstüne rol de yapabilen sürüsüyle oyuncu var halbuki. bu ne zamandan beri dünya çapında bir meziyet oldu..
kırmızı kaprisiyle, direksiyon başında deliren ve kaybettiği sevgilisine kıvanç kaçar diyen bir adamın hikayesini anlatan bir rol yazmış da, o role tam uygun olarak kıvanç tatlıtuğ'u mu görmüş cameron?
yeni bir haber furyası var denk gelmişsinizdir.kıvanç tatlıtuğ, hollywood yapımlarında yer alacakmış artık. neymiş james cameron izlemiş ve çok beğenmiş. entourage' da da james cameron, vince' in elektiriğinden çok etkileniyordu ve onu milyon dolarlık projesinde oynatıyordu. yemin ederim, o bana bu haberlerden daha inandırıcı gelmişti. cameron, bu adamın hangi projesini izlemiş ve ondan etkilenmiş olabilir? gümüş mü, aşk-ı memnu mu yoksa kısa ama öz rolüyle onurlandırdığı ezel'deki performansını mı? halk olarak bazen o kadar hiçbir şeyin farkına varmıyoruz ki, o kadar olur. hollywood'da sarışın, mavi gözlü ve sağlam vücutlu olup da üstüne rol de yapabilen sürüsüyle oyuncu var halbuki. bu ne zamandan beri dünya çapında bir meziyet oldu..
kırmızı kaprisiyle, direksiyon başında deliren ve kaybettiği sevgilisine kıvanç kaçar diyen bir adamın hikayesini anlatan bir rol yazmış da, o role tam uygun olarak kıvanç tatlıtuğ'u mu görmüş cameron?
Etiketler:
bi git
12/28/2010
sinem o kadar gergin ki; akord etsen çalacak
zaman:
12/28/2010 12:52:00 ÖÖ
2
2
ayşegül bölüm başı 15 milyar alacak diye delirmiş kendisi. bence bu kadar gergin olmasının bir sebebi, gerçekten ne kadar yeteneksiz ve itici olduğundan ve haksız bir şekilde haftada 14 milyar kazanışınından haberdar olması.asıl acı olansa, birçoğumuzun ne yaparsak yapalım haftada 14 milyar kazanacağımız bir işimiz olmayacağı gerçeği. bu durum da beni o kadar sinir ediyor ki, akord etseniz çalacağım yani o derece.
*başlıkta geçen tabir dizide geçmiş ve bendenizin en sevdiği dizi repliği ünvanını ele geçirmiştir.
12/22/2010
ben şu anda bu kediyim
zaman:
12/22/2010 07:43:00 ÖS
5
5
sırt ve bel ağrım dağları aşınca, doktor önerisi ile yakı* diye bir şey kullanıyorum. tıp bilimi karşısında çaresiz miyiz biraz?
*yakı, sırta yapıştırılan ve orayı çok ısıtan, çıkarırken -muhtemelen- çıkarıldığı bölgeye ağda muamelesi yapacak olan çok güzide bir tedavi aracıdır.
12/19/2010
insanlar çok
zaman:
12/19/2010 03:27:00 ÖÖ
1
1
bugün alışveriş yaptığımız yerde adamın biri, ceket-kot kombinasyonu yapmaya çalışıyordu. kendi kotunun üstüne göre olduğunu düşündüğü bir kadife ceket bulmuş sanırsam ama oradaki çalışan çocuktan "o ceketin altına kotunuz tam uymadı sanki, daha class bir şey istiyor" gibi olumsuz bir tepki alınca tam olarak şu tepkiyi verdi; "300'ü boşuna mı verdik yani? ehi ehi"
bok atmanın da bir sınırı var.bence
zaman:
12/19/2010 03:21:00 ÖÖ
0
0
okan bayülgen'in, resmen "madonna'nın aslında pek bir numarası yok artık sahnede çok hareket de etmiyor zaten genelde de çok abartılmış bir insan" demesi. "tüm insanlar ona çalışıyor, en iyi elbise ona dikiliyor, en iyi şarkı arenjeleri ona yapılıyor, en iyi dansçılar onun için dans ediyor, herkes en iyi bestesini ona vermeye çalışıyor" diye eklemesi.
bir süre ciddi mi bu yæ diye dinledim. insan bir düşünür, en iyiler neden bir insan için çırpınıyor diye.
bir süre ciddi mi bu yæ diye dinledim. insan bir düşünür, en iyiler neden bir insan için çırpınıyor diye.
Etiketler:
bi git
12/18/2010
salak,yemin ederim gerizekalı
zaman:
12/18/2010 03:42:00 ÖS
4
4
yarın ales'e gireceğim. saçmalık ötesi. ne bir konu baktım ne de bir soru çözdüm. bayram zamanı falan evde 2009'un çıkmış sorularını bastırtmıştım babama; hem daha çok vardı sınava. bir gün elbet çözerdim ki. sonra zaman geçti. asla çalışma isteği doğmadı içime. erteledim de erteledim. hem zaten neye çalışacaktım ki? şekil uzay yeteneği konusuna mı yoksa vektörel kuvvetler konusuna mı? sonrasında ise tam olarak bir nazım çözümü ile yaklaştım olaya: ben yüksek yapmayacağım. evet. kendime diyeceğim tek kelimelik net cevabım bu. evet. önceden bir şeylere çözüm falan üretmeye çalışıyordum lan ben. şimdi çözüm üretme kısmı kendini tamamen yapmıcam baane 'ye dönüştürdü. önceden uyanamadığım sabahlar içimde huzursuzluk oluştururdu, şimdi ise alarmı duyup uyansam da, gitmesem mi ki o_O evet bence gitmeyeyim hem gitsem de dinlemiyorum ki zaten şeklindeki telkin ve inanışlara dönüştü. para verip kaydolduğum 3dmax kursuna bile milyon devamsızlık yaptım, haftalardır spora gitmiyorum. önceden proje yapmak için oturur ama çalışamaz dizi falan izlerdim şimdi ise bariz bir şekilde oturup dizi izliyorum. nasıl olsa şimdi uğraşsam da proje yapamayacağım ki kafası yerleşti resmen bünyeme. hele de sabah biraz erken kalkar gider proje çalışırım inancıyla kendimi ikna edişim yok mu? allah inşallah tepemden bakar. sabah kalkmak için yatılan gecelerin, sabah uyanamayışlar olarak son bulmasını geçtim zaten bir şey yapmamış olmak duygusuyla tüm günü ekmek asla bir çözüm oluşturmayacak hayatımda bu bilinci neden oturtamıyorum bir türlü. bu neye sebep oldu? 4 yılda yapmadığım devamsızlığı 1 dönemde yaptım. bünyemde her türlü ortopedik problem olarak patlak veren lisans eğitimi, sadece sırtımı s*kmekle kalmadı; aynı zamanda beni hiçbir şey istemeyen ve hiçbir şeyden tatmin olmayan bir insana dönüştürdü. yoksa haftanın en güzel günü olan cuma akşamı bile hiçbir şey yapmak istemeyen insandan insan olur mu hiç? ne bir yere gitmek geliyor içimden, ne bir şey almak, ne bir şey okumak, ne bir şey çalışmak, ne ne ne.. sadece oturup mal gibi dizi izliyorum. yeni başladığım bir dizinin bir anda 5. sezonunda buluyorum kendimi mesela. başka hangi diziyi izlesem ki ya diye belki yapımcısının bile izlemediği dizilere falan başlıyorum. yemek bile yapmıyorum mesela. o kadar keyif aldığım bir şeyle bile alakam kalmadı. herhangi bir şeye girişmeden önce, o şeyi yapmak için gerekli süreçler canlanıyor kafamda ve kendimi aksi yönde ikna etmiş buluyorum en sonunda. soğanı doğra/ ellerim soğan kokacak, yağı kızdır/kapağını açarken elim yağ olacak ve sonrasında kağıt peçeteyle mi silsem yoksa bulaşık detarjanı ile mi yıkasam ikilemi, salça koy/ o salça kızgın yağla her yere sıçrar, üstüne gazete kağıdı koyarsın ama hava da alacak şekilde/ gazetenin mürekkebi buharla yemeğe dahil oluyormuş, sebzeleri ayıkla adam et/ kim uğraşacak kabak soymakla ya da fasülye ayıklamakla ama konservelerin tadı da götüm gibi af edersin. sonrasında gelsin dominos farm.
bir de düşün şimdi, hiçbir şey olmamış gibi yüksek lisansa başlıyorsun. hiçbir şey değişmeden, aynı oturaklarda aynı hocalarla çünkü neden çünkü itü'den asla vazgeçemezsin. ama istemiyorsun da hiç. o devasa değişim için yanıp tutuşuyorsun. nasıl bir değişim?hiç bilmeden belki de.. ama bir yandan da ölümüne korkuyorsun her şeyin değişmesinden.
kendi içimdeki paradokslarım sonum olacak biliyorum. hem zaten el falımdan kısa bir ömür çıktı. neden bir şeyler için kasmaya gerek olsun ki?
bir de düşün şimdi, hiçbir şey olmamış gibi yüksek lisansa başlıyorsun. hiçbir şey değişmeden, aynı oturaklarda aynı hocalarla çünkü neden çünkü itü'den asla vazgeçemezsin. ama istemiyorsun da hiç. o devasa değişim için yanıp tutuşuyorsun. nasıl bir değişim?hiç bilmeden belki de.. ama bir yandan da ölümüne korkuyorsun her şeyin değişmesinden.
kendi içimdeki paradokslarım sonum olacak biliyorum. hem zaten el falımdan kısa bir ömür çıktı. neden bir şeyler için kasmaya gerek olsun ki?
Etiketler:
bi git,
küçük hesap,
N
12/08/2010
"bakireyim, şahitlerim var"
zaman:
12/08/2010 03:31:00 ÖÖ
6
6
hüner coşkuner(47) -- parantez içinde 47 yani kadın kaç yıldır sabrediyor bakın mesajı--, üç buçuk saat kaldığı sahnede yıllardır iddia ettiği gibi hala bakire olduğunu söyledikten sonra, meydan okumayı da ihmal etmemiş; "bakireyim,şahitlerim var"
bu farafıreyz şiirimi hüner abla'ya ithaf ediyorum..

virjin gibi
bakire gibi
ilk kez dokunulmuş gibi
bakire gibi
kalp atışların benimkilerin yanında olduğunda
sana her şeyimi vereceğim,oğlan
ama çok da korkuyorum
her şeyimi sana sakladım
yalnız, aşk sonsuzdur diyorlar
ama yeter artık
47 yıl bu
sinirim sıkıştı
isteyene; orijinal haber.
bu farafıreyz şiirimi hüner abla'ya ithaf ediyorum..

virjin gibi
bakire gibi
ilk kez dokunulmuş gibi
bakire gibi
kalp atışların benimkilerin yanında olduğunda
sana her şeyimi vereceğim,oğlan
ama çok da korkuyorum
her şeyimi sana sakladım
yalnız, aşk sonsuzdur diyorlar
ama yeter artık
47 yıl bu
sinirim sıkıştı
isteyene; orijinal haber.
Etiketler:
bi git,
denişik,
düz is more,
ingilizce sarmış dörtbir yanımı,
şaşordom
8/24/2010
serra yılmaz olmasa mı hiç
zaman:
8/24/2010 01:16:00 ÖS
1
1
geçen gün mükemmel bir gün( un giorno perfetto)' ü izliyorum. tam ferzan özpetek' in bir filminde, serra yılmaz yok diye seviniyordum ki son dakika golüyle dondurmacı olarak çıktı karşıma. bana bu kadının her yerden çıkıp sürekli aynı insanı oynamasını izlemekten gına geldi. kendisi tüm konsept olarak sanatçı tribini fazla abarttığı için zaten hiç şansı yok gözümde. bir de kendisine yüklenen anlamın sezen aksu'ya yüklenenle aynı olması problemi var. sanki entelektüel tayfa anlaşmış ve serra yılmaz ne yapsa gideri vardır gibi bir karar almış.sürekli hayattan ve herkesten tiksinir; ben buralara zaten çok fazlayım diyen bir ifade. harem' de bir görevliyi oynasa da aynı kadın, eşcinsel dostları olan bir kadında aynı kadın, hapse giren kadında da aynı.
ama iticiliğinde doruk noktasına ulaştığı yer, vavien' dir. çok net. git ümüğünü sık, o derece. gerçi orada ölümden dönmüş binnur kaya' ya yalnız o dolmalar akşama hazır olacak mı? diye soran replik çok çok iyi ama serracığıma hiç gerek yok. fransızca-italyanca anında çeviri yapsın, bu dillerde twit' lesin.oyunculuk yapmasın. ya da dur. o sinop'ta oynadıkları dizideki kullanılmayan hapishanede yaşasın bundan sonra. evet, en mantıklı çözüm bu gibi.
başıma bir şey gelmeyecekse serra yılmaz' dan nefret ediyorum.
Etiketler:
bi git
7/22/2010
türkçe sözlü müziğe ne oldu
zaman:
7/22/2010 02:50:00 ÖÖ
1
1

bu konunun özüne inersem, tüm suçlunun kelimeler yetse albümü özellikle de mayın tarlası şarkısı olduğunu düşünüyorum. keşke o mayın tarlası hiç yapılmamış olsaydı. bu albümden önce izmir fuarında izlediğim konserdeki seyirci kitlesiyle şu an şebnem ferah konserine gelen kitle arasında çok büyük fark var. bu konuda suçlu olan birisi var mıdır bu bir hata mıdır bilinmez. belki de anca ergenlik sancısı içindeyken iyiydi her şey.
şimdi arkadaşım. çok kıymetli şebnem ne diyor, şapkadan tavşan çıkarmamı beklemesin kimse diyor. şimdi bu tavşanın sınırı nedir, kaç albüm beklemek gerekir. kaç tane daha aynı albümden dinlememiz gerekir. son albümü ele alalım örneğin, daha öncesinde yine övgü bildiren bir şeyler yazmıştım ama sonrasında fikrim tamamen değişti. maksimum 3 hafta dinleyebildim. sonra açıp da bir şarkısını dinlemedim albümün. çünkü zaten bunun çok daha iyisini bir önceki albümde dinlemiştim. bir insanın tutmuş bir şeyi devam ettirme isteğini anlayabiliyorum ama, istikrar ile tekrar arasındaki ince çizgiyi kaçırmamak lazım. bunun sebebi defalarca aynı arkadaş grubu ile iş yapmak sanırım. şimdi şebnem ne yapsa mutlu olursun desen mesela, onu da bildiğimden emin değilim. e o da şapkadan tavşan çıkaramam diyorsa bana da bir şey kalmıyor, yalnızca hüzünlü aşk şarkılarıyla dolu anca 3 albüm limitim varmış. okyanus olsa mesela, nerde törpülendin böyle? diyebilmiş, konserlerde kıllı kıllı adamlara "erkeğim sen gül dedirtmiş" bir kadınsın sen. kendine gel rica ediyorum.

rock müziğe sonra dönmek üzere, candan erçetin' e atlıyorum. ne yaparsa peşinden gideceğim ablamızdın sen. ama kırık kalpler durağında inecek var deme bana. yüzünde hep aynı sağa çeken, kırgın ama olgun ifade. sandalyeye oturuşun bile kendini tekrara başladı. bir insana sıkıntının daha çok yazdırmasını, daha çok söyletmesini anlayabiliyorum ama hayat hep hüzün mü? bu sınırı iyi bilmek lazım bence.

mor ve ötesi'ne geleceğim şimdi de. arkadaşım anladık sisteme çok karşı bir grupsunuz. şimdi gelip de size sistem eleştirisi yapıyorlar ama gucci' den giyinmeyi de biliyorlar zengin piçleri demeyeceğim. sizden sıkıldığım kadar, size bu yorumu yapanlardan da sıkıldım. lakin; şöyle bir husus var ki siz de garantiye aldığınız; tutmuş bir tonu kullanıyorsunuz 2 albümdür. üstelik sistem eleştirisi yapıyorum diye kör gözüme parmak şeklindeki duruşunuz çok sikimsonik geliyor bana af edersiniz. arkadaşım, bana güzel tonlar bulmadığınız sunmadığınız sürece istediğiniz kadar asi olun dünyayı değiştirecek sözler yazın olmuyor. dinlemek gelmiyor içimden. hele o son çıkış parçası, dinlediğim en çirkin- melodisiz şarkılardan biri. yemin ediyorum, şirket mirket anlamam bile bundan daha iyiydi. aynı yüksek davullar ve melodisiz gitar sesleri yalnızca başımı ağrıtıyor. beyaz, beyaz dibine kadar beyaz vardı mesela..
bir de emre aydın faciası var ki. onu sevecek gibi bile olamadım. kağıttan evler. ay sokayım senin melankoline.

kargo da dağıldı, maskott olarak geldi karşımıza. dostum bu yaptığınız müziğe orijinal diyebilmemiz için, muse'dan önce yapmış olmanız gerekirdi. nadas'ın klibine orijinal diyebilmemiz için de radiohead' in there there'i çekmemiş olması gerekirdi.

geliyorum bedük'e. kendisi her ne kadar türkçe sözlü müzik yapmıyor olsa da, bu kategoride onu da eleştirmeden geçmek olmaz. bedük sen bari yapma bunu. bu go albümünü sana hiç yakıştıramıyorum. sen de kolaya kaçmış ve tekrarı seçmişsin. tamam dance revolution iyiydi hoştu. bir kez iyi geldi. ama onun üstüne getirip de bu albümü sunarsan bana, yemem. birbirinin aynısı şarkılar, yine/ çoğunlukla melodi yoksunu şarkılar. aynı auto tune numaraları. shake that thing' in başı zaten arak, diğerlerinde de bariz alıntılar var. let me go, electric girl, shake that thing under bright with lights dışındaki tüm şarkılar vasat altı. potansiyel insanlar, bu açmaza girdi mi üzülüyorum.

şu an sanırım, müziğine en inandığım insan hayko cepkin. bunu çok insana söylememiştim şimdiye kadar biraz çekiniyordum ama seviyorum ben bu adamı. deniyor en azından. sandık, neredeyse arabesk diyebileceğim tarzda bir albüm. ama iyi yaptığın zaman, üstüne bir şeyler koyduğun zaman arabesk de dinleniyor, brutal vokal de. balık olsaydım gelsin, hepinize.
bu ülkedeki müzik tabi ki bundan ibaret değil, ama şimdilik en dertli olduğum güruh bunlar.
7/19/2010
doğan seleks
zaman:
7/19/2010 01:17:00 ÖÖ
3
3
-sondan ikinci dedim de aklıma geldi. ben ilköğretimdeyken bu sondan bilmem kaçıncı konusunda bir türlü uzlaşmaya varamazdık. bunun tartışması mütemadiyen olurdu. ne dersen sonuncuyu kastetmiş olursun, sondan birinci dersen sonuncudan mı bahsetmiş olursun bir türlü anlaşılamazdı. geri zekalılığın başkanlığı.
-bir de çocukken bir arkadaşım doğan slx' in doğan seleks diye okunduğunu iddia ederdi. ben" hayır doğan es el iks o" dediğimde "hani orada e nerede var" diye çürütmeye çalışırdı. es el iks deyişteki e' nin varlığını sorgulayan insanın seleks' teki e'nin varlığını kabul etmiş olması... içimde üç noktalar koyma hissi yaratıyor.
-bedük- shake that thing şarkısının 0:47. dakikasında ve sonrasındaki tüm tekrarlarda şebnem ferah diyor. inanmıyorsan kendin dinle. ayrıca şarkının giriş melodisi david guetta&akon- sexy bitch' in hafif yavaşlatılmış ve bası azaltılmış hali.
-hayatımın iki evresinde beni kitap okumaktan soğutan iki kitap sayabilirim.
çocukluk; ÇOCUK KALBİ
allah bu kitabın tez zamanda belasını versin. kitabın suçu yoksa da bu kitabın üstüne; bu kitabın girmediği okul okul değildir, bu kitabı çocuğuna okutmayan ana ana değildir, bu kitabı öpmeyen dudak dudak değildire varacak şeyler yazan zihniyetin versin. çocukluğumda ahmet buhan'ın matematik kitabından ne kadar nefret ediyorduysam bu kitaptan da o kadar ediyordum. asla bitiriremedim. çocuğuma da okutmayı düşünmüyor ve baba olamamak pahasına da olsa o kitabı çocuğuna okutmayan bir baba olacağımı yürekten söylüyorum.
gençlik; BİR DİNAZORUN ANILARI
düşündükçe kapağında mina urgan'lı ve koyu yeşilin ağırlıklı olduğu kitabın, adeta ağızda bir türlü azalmak bilmeyen sakıza dönüşmüş bir kuş başı et hissi verişi geliyor aklıma.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)













