12/10/2009

88

2

-içine dahil olduğum neslin yeganeliğine her seferinde gönülden inanıyorum. olabilecek her türlü cins insan bir araya toplanıp, abi doğuyoruz demiş ve bugünlere gelinmiş. ne zaman birine ilkokulda pavırrencırscılık oynadığımızdan bahsetmeye kalksam illa ki onların da oynamış olduğunu öğreniyorum. bunu illa öğrenmek gerekmez tabi o dönemin çocukları o zaman ne izliyorsa onun etkisi altında olacak da; bu aynılık bambaşka bir aynılık, oyunun şekli metotlar da aynıymış. genelde biraz daha baskın tipler rangers oluyor ( ayıptır söylemesi ben hep yeşil ranger olurdum), kızlar arasında da tabi ki sınıfın ecesi, cansusu pembe, sarı rencır olurken diğer kızlar ve geri plandaki çocuklar anca pati patrol olabiliyorlar. pati patrol' ler ne salaktı değil mi? bu arada ece ve cansu' dan kastımı anladığınızı yalnızca tahmin etmiyorum, neredeyse emin gibiyim. göğüslerine vurunca ölürdü pati patroller. şimdi bunların böyle bir tüp içinde görev aldıklarını bir başları vardı. (head manager) işte benim gözümde çocukken allah öyle bir şey olarak canlanırdı. yeşil; nam-ı diğer johhny, robotunu grennesaur diye çağırırdı diye hatırlıyorum diğer hatırladığım ise sarının kendisininki çağırırken seyburtut kaplanı demesiydi. rangerslarımız sonradan ninjalık mertebesine erişmişlerdi. sonra bir yerde bizim zamanımızdaki pempe ranger kimberly' nin trafik kazasında öldüğünü öğrenip kahrolmuştum. ama ona gelmeden önce beni asıl kahreden olay, yeşil ranger' ın hayatının bir mumun yanıp tükenmesi sürecine bağlanması ve sonunda ölmesiydi. sonrasında beyaz ranger olarak dönmüştü ve ben de tabi ki pavırrencırscılık oyunununda artık beyaz ranger' dım. şimdi bunları hiçbir yere bakmadan hatırladığım kadarıyla yazdım, gayet yanlış hatırladıklarım olabilir. ama pavırrencırscılık nedir allah aşkına, öğretmenlerimiz bizim için üzülmüş müdür zamanında çok merak ediyorum.

-çocukluk oyunlarımızdan devam edesim var çok. ilerleyen yıllarda biz"mor menekşe menekşe bizden size kim düşe" diye çılgın bir oyun oynuyorduk. allahım bu oyun için ciddi anlamda çıldırıyordum. böyle iki grup olunurdu. ondan sonra eller sıkı sıkıya tutulur, karşı taraftan bir kişi koşa koşa gelir, o iki tutuşan eli delip geçmeye çalışır; geçebilirse açtığı ellerden birini kendi ekibine götürürdü aksi takdirde de kendisi o gruba dahil olurdu. cidden hafife alınmasın deli güzel oyundu bu. tabi ki genelde hep aynı gruplar olur kimin iyi olduğu bilinir, içten içe onlar gruba alınmak istenirdi.

-bir de dansa davet vardı ki aman allahım resmen büyüdüm de küçüldümcülük. böyle bir şarkı mı ne söylenir o bitince sırayla herkes eş olmak istediği karşı cinse yönelirdi. teklif edilen karşı cins ya kabul eder ya da dalga geçerdi. sonra eşleşenler böyle bir sıra halinde yan yana gelir diagonal bir şekilde el ele tutuşur, eş olamayan çürük elmaları o sıranın içinden geçerip sırtlarına vurularak yalnızlıkları bir kez daha vurgulanırdı. öyle değil miydi?! yoksa ben oc' de mi okudum ilkokulu?!

-microsot outlook. tek işlevinin bana hayatı zorlaştırmak olduğunu çok iyi biliyorum. internetten resmi kaydedeceğime; aceleyle elim bir alttaki, sana eriştiren butona kayıyor ve.. her seferinde aynı hüzün. bir an önce seni kapatacağım anın gelmesini beklemek zorunda kalıyorum. sevmiyorum seni outlook, bedsin,garasın, gaknemsin!

-son olarak nemlenmeyen el avlusu icat edilsin ya da nem tutmayan, bilemiyorum. çok üzülüyorum.

12/09/2009

beklenen

4

16aralık 2009. sebnem ferah.yeni. ilaç gibi bir albüm olsa.artık kısa cümleler kuruyorum gibi olsa. sadece vokali ve bir de gitar olsa. içinde bir tane daha bugün gibi bir şarkı olsa. isim beklediğimden çok farklı, sevdim mi bilemedim. vardır bir desteği, boş iş yapmaz şebo.
bu da şimdilik bahsedilen albüm kapağı. doğrusu, ne bekliyor bizi aşırı meraktayım!

12/08/2009

plastik

2

"ama yalanım yok, kıskancım birazcık da huysuzum. sana yan bakanın gözlerini oymazsam namussuzum" ( dudaklar ortaya toplanık, büzüşük, hafif tömbeltilmiş şekilde)

dünya üzerinde en nefret ettiğim şeylerden birisi sanırım delikanlı kadın imajı. bunlardan birincisi tabi ki seda bacımız. sonuçta ülkemizin en güvenilir insanı. halk seçmiş. kim bu halk allah aşkına aşırı meraklanıyorum bu konuda. o halk ben değilim. çevremdeki insanların da pek halk gibi bir halleri yok. televizyonda diyorlar ya hani "ona halk karar verecek" ya da "karar halkın". o zaman kararı kendisinde hisseden var mı hiç aranızda. çok mu uzaylı kaldık biz. diyor ki dün televizyonda, ibrahim' in suratında o hüznü gördüm ya memedali benim için bitmiştir diyor. ibrahim?! memedali?! evet aklınıza ilk gelen insanlar. ibrahim tatlıses bunları barıştırmaya çalışmış programında ama mali kabul etmemiş. ibo' nun suratındaki hüzün bitirmiş seda bacımızı. bundan sonra annem bile dese, onunla barış dese asla barışmam; benim için bitmiştir diyor. böyle kocaman kocaman konuşuyor. adımı anmasın bir daha sataşmasın bana diyor. ben onun üzerinden prim yapıyor muyum diyor. dudakları yanakları o kadar plastik ki hipnoz oldum izlerken. bize ne? sen kimsin? seda sayan' ı gördüğüm zaman aklıma gelen iki kelime var; at ve plastik. bir insan ne kadar plastik olabilir sorusunun cevabının yaşayan örneği. ama şey demeyi ihmal etmiyor, yiğidi öldür hakkını yeme; memedali bu ülkenin en iyi iki şovmeninden biridir, diğeri de acun diyor. acun şovmen mi ki yapımcı gibi bir şey sandımdı ben onu. nerden bu özgüven? çünkü kadın. en kadın o. en delikanlı kadın o. memedali zamanında onun için bir üçüncü erkek kardeşmiş ama artık annesi istese bile barışmazmış. suratında öyle bir ciddiyet var ki sanırsınız birazdan şahlanacak, dört nala gidecek. daha önce de bahsetmiştim o pepsi reklamındaki gördüğümüz beyaz saray yavrusu kendisininmiş. neden onun. çünkü en güvenilirimiz o. ordan seslenmeli bize. biz, girişi kolonlarla vurgulanmamış evlerimizde yaşayarak onun anıtsal girişe ya da balkona sahip eviyle aramızdaki farkı biraz daha hissedebilmeliyiz. bunun diğer eşleniği de ebru gündeş. böyle kodu mu oturtacak. harbi delikanlı abla. bön söçülmöm söçörüm diyor. boru değil.

not: at, dünyadaki en güzel hayvan bence. yanlış olmasın.

12/07/2009

çok ayıp

4


az önce internet yine göçtü. tv' de yıldo vardı. önder turacı ile uğraşıyorlardı. futbolla pek ilgisi olmayanlar için biraz bahsedeyim bu fenerbahçeli futbolcu bir insan. bu hafta oynayacakları maçtan önceki gece bileğini kestiğini öğrendik. olayın asıl tuhaf yanı, bileğini gece 12' den sonra kesmiş olması. şimdi efendim özel hayat, herkesin özeli. isteyen istediği gibi fantezi yapabilir coşabilir bizi ilgilendirmez. ama göz önünde olan bir futbolcu için oldukça dalga geçilesi düşünceler yaratıyor bu durum. kimse daha masum şeylere inandıramaz beni. yıldo da diyor ki ' bizim zamanımızda ip vardı, o daha masumdu'.

12/06/2009

adabenayrılmakistiyorum

2

iyi halt ediyorsun. kimse için emek harcamamak konusunda artık özgürsün! bütün akşam uyudum. bir haftadır hasta olmamak için direnir vaziyetteyim. halbuki şimdiye kadar direnmeyip hastalığı kabul etmiş olsaydım şimdiye iyileşme evresine bile geçmiş olacaktım. saat 3'e geliyor, bir sıkıntılı pazara daha uyanmaya az kaldı. disko kralı patlak bilgisayar hoparlörü gibi patır patır, cızır cızır sesler çıkarıyor. aşka bu kadar uzak bir insan olduğum için, hiç aşık olmamış olduğum için ciddi anlamda sorunlu olabilirim ya da bazı yerlerim yanlış çalışıyor olabilir. hasta olduğun anlar tam anlamıyla bir gelecek provası gibi sanki. ada' dan ayrılmışsın ( belki de hiç olmamış), annene uzaksın, saçma bir dünyada kaybolmuş ya da kaybolmaya yüz tutmak üzeresin üstüne bir tek banyoda kalmış diş fırçalığının yere düşüp kırılması ile meydana çıkan tırnak makasını görmen eksik. üstelik, ıssız bile aşık olmuştu ki o tırnak makası ondan ağlatmıştı onu o kadar. önceden evde yalnız oturmaya bayılan bir insandım ben, şimdi yine oturuyorum evde yalnız ama günlük rutinler daha büyük görünüyor gözüme. hastalık pskolojisi ne kadar karanlıkmış ki bana gelecek provası bile yaptırdı. gözümde oluşan manzara; şimdi böyle hastayım artık bir çorba mı içmem gerekecek neyse kalkıp yapıyorum kendime sonra yine bulaşık çıktı diye geriliyorum ki, tanrıdan en büyük dileğim o güne kadar bulaşık makinesi alabilecek kadar birikim yapmış olabilmek, o zaman çok büyük sorun olmaz istediğim kadar coşabilirim nasıl olsa bulaşığı ben yıkamak zorunda değilim diye, sonra yine odama geçiyorum çalışmamak için türlü bahaneler ( o zaman da akşamları çalışmak zorunda olcak mıyım? töbe bismillah..) olur mu olur ben yine milyon tane diziyi ön sıraya çekiyorum, milyon kez facebook' a tıklıyorum, sonra tekrar bloga bakıyorum bir şey yazan olmuş mu diye, sonra uykum geldi benim sabah yaparım ki diye uyuyorum yeniden. ada, sadece hasta olduğun anda gerekli değil dostum dediğinizi duyar gibiyim; ki haklısınız ama ben olayın duygusal boyutundan ümidimi keseli çok olduğu için olaya biraz daha mantık çerçevesinde bakar oldum.
*tırnak makası mıydı o?! yazdıktan sonra emin olamadım.

-odobönoyrulmoküstüyorom.
-ya ben burda 5 dk önce kiminle öpüştüm ya
-ya ben bu sarmaları niye yiyorum ya. hala yiyorum ya.

12/05/2009

çalsaydınız

3

çok haklarını yemek istemiyorum sonuçta, turuncunun içine bir parça daha fazla kırmızı katmışlar.

12/04/2009

7 farkı bulalım

3

kenan erçetingöz' ü ne zaman görsem aklıma tembel hayvan geliyor. isteksizliği, böyle bir nerden geldim ben buraya, hadi gidelim havası buram buram geçiyor insana ekrandan.

* gerekli mi gereksiz mi bilemedim ama; tembel hayvan fotoğrafı ararken manyak bilgiler edindim. sürekli ağaca asılı oldukları için tüyleri diğer canlılarınkine ters yönde ( doğal yani-yerçekimine terssin sonuçta) çıkıyormuş ve iç organlarının yerleri de farklıymış.


bu da pirelli 2010 takviminden. o yaratığa sarılmam için ciddi para almam lazım gelir bu da bariz bir gerçek. bir de çıplak. peki.

12/03/2009

biz tuğçe san' ı atlatmış milletiz ve hafızam

4

-yalan mı? neydi o kadın öyle. yılanıyla çıkardı hani. kendisi yılanından daha yılandı. tuğçee sannn geliyoooorrrr diye çıkıçıkıverirdi her yerde. zor günlerdi çok. allahtan amerikalı bir koca bulmuş.

- düşünüyorum bulamıyorum. bu devirde tesbih nedir yahu?! şu delikanlıların elindekiler ama. ne yapıyorsunuz arkadaşım, vuracağım hepinizin eline ama. biliyorum arkadaşım sen o, dostunu gördüğünde kafatasının alın bölgesinin sağ üst köşesini, dostuna tokuşturan insansın. çok yanlış yoldasın. bilesin.

-latince öğrenecektim, yatınca öğrenemedim. okuduğum günden beri yiğit özgür' ün bu cümlesi aklımdan çıkmıyor. hayatımın özeti gibi mi sanki acaba.

-hafızayla ilgili ciddi problemlerim var. daha önce de bahsetmiştim. gerekli gereksiz her şey aklımın içinde. ( bu noktada dersleri ayrı tutuyorum zira onlar çok rahat uçup gidebiliyor) . efendim, bu gereksiz hafıza olup olmayacak her şeyi ama her şeyi hatırlıyor. yalnız kendinden adı soyadı şeklinde bahseden insan cümlesi kurdum az önce. fark etmediyseniz ben sokayım gözünüze. lisede yatılı kalan bir insandım ben ve yatakhanedeki insanlar sınav notlarını bana sorarlardı bir sonraki sınav öncesinde. daha çarpıcı bir örneği olamaz sanırım. biraz da hafif gözlemci bir yönünüz varsa bu hafıza olayı çok sıkıntı yaratıyor. şimdi lisemizde bir çocuk vardı. çok uslu bir çocuktu. altın saat takardı 14 yaşında. o kadar usluydu. ama şimdi ne yapıyor. harley deyvidsıncı oldu. o çılgınlık senin bu çılgınlık benim koşuyor. ama ben biliyorum onun o mülayim hallerini, üniversitede yeni tanıştığı insanları ' ben hep böyleydim abi ' tadında kandırabilir ama beni asla. amman ne mühim. neyse burdan geleceğim konu şudur ki bir insanın bana anlattığı şeyi çoğu zaman sonrasında daha farklı şekillerde anlattığına da tanık oldum. yeni bir ortama girilince kötü yönlerinizi biraz saklamak istersiniz ya hani, daha çok nasıl bir insan olmak istiyorsanız o yönde bir çizgi çizersiniz. ama bir yerlerde çok kuvvetli değil azıcık da olsa kuvvetli hafızası olan bir insan varsa sürekli eskiden/ yeniden nasıldı karşılaştırmasına uğrarsınız, söyleyeyim. bu hafıza problemi eğer küçük, anlık unutkanlıklar yaşarsa işte asıl sıkıntı o zaman meydana geliyor. yazın, arkadaşımda kalırken gece 2' de kafa bir milyon vaziyette, asuman krause' nin kukla adlı şarkısının melodisini hatırlayamayıp cinnet geçirmişliğimiz vardır. evde internet olsa hemen çözülebilecek bir problem dert değil ama yoksa ve gece saçma bir saatse kimseyi arayamıyorsanız, dev sıçtınız demektir. bunu yazmak nerden aklıma geldi, çünkü bugün de özgün' ün çok gerekli eseri şeytan' ı hatırlayamayınca yaşadık. olmaz. illa bulunacak. yoksa bana rahat yok.

-tanıştırayım bu da marjinal olmanın ön şartı. hele ki mimarlık okuyorsanız, bunu 1. sınıfta illa ki en az bir kere takmanız lazım yoksa yeterince farklı olunamıyormuş; öyle duydum. başbakan olursam kampanyamda gri erkek eşofman altına eklenen bir diğer toplatma kampanyası da bu olur muhtemelen.

-gri erkek eşofman altına duyduğum sevgisizliğe, şık sevgisizlikler, şık yorumlarla eklenmişti. okumadıysanız bunlar neler miydi?! alt- üst takım eşofman giymek. bir diğeri ise alta eşofman altı giymek ( tercihen adidas, yanları yaldızlı sarı) üstüne abiye tadında ciddi bir şeyler giymekti. çekinmeden bunlara bir 4. ekliyorum efendim. alt- üst aynı renk kot ceket ve pantolonu giymek.

12/02/2009

kıçınızı tekmelerim ama iyi hissedersiniz

0

merhaba,
ben Nip/ Tuck. hala da yayınlanmakta olan en cesur, en güzel, en görsel diziyim. öptüm.

11/29/2009

uzun geniş gülümseyerek konuşmasının canlı hali

0



-kendi reklamınla dalga geçme fikrine bayıldım. ayrıca, ilk kez içinde şafak sezer bulunduran bir şeyi her seferinde severek izliyorum. harika olmuş taklit. hakkı devrim' in bu reklamda sırf para için oynaması, çizgisinden kayması fikrine asla alışamadığım için de çok hoşuma gitti sanırım. bunun ilk kez medeniyet görmüş gibi takılan tugay' la, dalga geçeni de güzel.
"..uzun uzun, geniş geniş gülümseyerek konuşmasının canlı halini görene kadar"

UGG, aydınlanmadır

3

-kuşkusuz ki ugg aydınlanmadır. genel olarak çevremdeki erkeklerin bu botlar hakkında düşündüklerini biliyorum ve şimdiye kadar beğenen bir erkek görmedim. bu sebeple rahatça söyleyebilirim ki; kızlar, karşı cins için değil yalnızca kendi aralarındaki rekabet için giyiniyorlarmış.

-şu an dünya üzerinde en merak ettiğim şeylerden biri youtube' a videoları kimin koyduğudur. çok hızlı konuyor ve ayırmaksızın her şey bulunabiliyor. herkes bu kadar gönüllü olamaz bence youtube' ın video koyma çalışanları vardır. evet.

-markalar, tasarımlarının üzerine kuruluş tarihlerini basıyorlar ya hani, önemli bir karizma unsuru. tırt bir yılda kurulduysanız tırt bir marka olmaya mahkumsunuz. misal, 1959. bir düşünün, olamıyor.

-şehirler arası yolculuk, uzun bir süreç ama rahat bir şekilde küçük parçalara bölebilirim. mola öncesi anlar- mola sonrası anlar. mola öncesi olan zaman diliminde hele de molaya biraz yaklaşmışsak istediğimiz gibi coşabiliriz, istediğimiz gibi sıvı tüketebiliriz. o gergin otobüs koltuğunda otobüs sarsılacak mı stresi içinde bardağın yarısına kadar konmuş sıcak sudan medet umarak kahvemizi yudumlayabilirz fakat; mola sonrasında çok temkinli olmalıyız. çünkü diğer molaya olan en uzak andayız. çocukken, çişimi tutamayıp da 2 katlı otobüsü durdurmuşluğumuz vardır.

-çok uçak seyahati yapan bir insan değilim. fakat uçakta gelen domates suyu içme isteği nedir. normalde kimin aklına geliyor domates suyu içmek. fakat uçakta kutu kutu domates suları tükeniyor, değişik.

-kuşkusuz ki ipod' u ceketimin sol cebine koymuşsam, telefonumu pantolonumun sağ cebine koymalıyım. bu ikisi ya da diğer ikili eşyalar arasında çapraz bir etkileşim olmalı. ikisi aynı tarafa konamaz, olabilemez.

-okan bayülgen' e müthiş lafı yasaklansa hiçbir şey konuşamayacak diye geriliyorum. tıkandıkça mütişş diyor. ve herkese diyor, okan' ın elitist tavrına geri dönmesini istiyorum. herkese mütişş deyip durmasın, her reklamdan her seslendirmeden o çıkmasın.

-Tarantino, kuşkusuz ki çağımızın en önemli yönetmenlerinden. fakat; didem erol sağolsun adam gözümüzde mahsun kırmızıgül' den farksızlaştı. o ilişkilerinin gözümüzün önünde olması, tarantino' dan magazin haberlerinde bahsedilmesiyle o kadar kill bill' ler, pulp fiction' lar kimlik kaybına uğradı. türk halkı için, tarantino yalnızca didem erol' un sevgilisi haline geldi.

11/27/2009

yeteneksizsiniz türkiye

2

bazen ekrana bakamamak. baktığın anlarda, ekran karşısında utanmak.

11/26/2009

"okulda ziyareti hiç sevmem"

0

-bu ahmet. kuzenimin oğlu. eve gelişimle beraber biraz daha aile yoğunlaşması oldu tabi. ahmet, 2005 doğumlu ve çok sıcak kanlı bir çocuk; ama karşısında sevgi görmezse biraz ters gidebiliyor. annesi ve babası çalıştığı için ona bakan bir kadın (aliye) vardı ama kadının soğuk tavrından dolayı bir türlü mutlu olamadılar. sonrasında zorunlu bir okul öncesi eğitim zımbırtısına gitmek zorunda kaldı ahmet. geçende, kuzenim aliye' nin ahmet' i okulda görmek istediğinden falan bahsederken; ahmet kendi kendine bu cümleyi kurmuş. " okulda ziyareti hiç sevmem" . bence hayat felsefesi bu yaşta belli adamın. büyük bir tarz. tüm aile şimdi bu cümleyle yaşıyor, o ayrı bir boyut.

-bir de veli toplantısı diye bir kavram vardı. insan ailesine bir yabancılaşırdı. bir yandan öğretmenin, diğer yanda senin okulda nasıl bir insan olduğunu tam bilmeyen ebeveynin. değişik bir bocalamaydı. bambaşka bir tattı.

-lise son sınıfta aşırı sert despot sevimsiz bir fizik hocamız vardı. son sınıfta yakın bir kız arkadaşımla aynı sırada oturmaktaydık. bir gün sen o sert fizik hocası yanımıza kadar gel, arkadaşımın kulağına eğil, " siz çok yakışıyorsunuz" de. işte o an dedikodunun; hayat felsefesinden, hoca kimliğinden çok bağımsız bir yerde olduğunu öğrendiğim andı.

-bir de " dua et öğretmen çocuğusun" travması vardı hayatımda. 2. ve 3. sınıfta annemle aynı okuldaydık ve bir şekilde bana kıl olan insanlar bu cümleyi kuruyorlardı. yahu daha çocuğum resmen 8-9 yaşındayım. nasıl bir gıcıklığım olabilir üst sınıflara. sanırım öğle arasında okula giriş yasak olduğu halde ben girebildiğim içindi. daha büyük bir açıklaması olamaz.

- seda sayan da bildiğin bacım ayağına, beyaz sarayda yaşıyormuş. tamam gecekondu beklemiyordum da o sarayımsı, kolonlu yapı çok gıcığıma gitti.

- bir tanıdığım ailenin çocuğu bu yıl üniversiteye gitmişti. yazın kız kaçırmış. ailesi de eli mahkum kabul etmiş resmen. kızın işi gücü yok ve kaynanası - kayınpederi ile kalıyormuş. çocuk da haftasonları geliyormuş. işte hayatta en çok üzüldüğüm şey, şu çocuğun hayat felsefesine sahip olamamamdır. nasıl bir genişlik katsayısıdır.

- bayram münasebeti ile öğrendiğim bilgiye göre keçiler, koyun fiyatlarını geçmiş. apdurrahman çelebi' li atasözü fena patlamış.

- bir şeyler üretmek, birilerine sunmak, herkese hitap etmek, belli bir kitleye hitap etmek, bunun kararını vermek, herkese her şeyi beğendirebilmek ne zor. ersin karabulut, bir hafta çizmişti böyle bir şey. şimdi kendimi onunla bir tutmuyorum da, ne bileyim. öyle işte. bu grafik resim çok güzel anlatıyor ne demek istediğimi.

11/25/2009

metsü bit fener

2

- iki türk' ün karşılıklı ingilizce konuşması kadar bana tuhaf gelen nadir şey var sanırım dünyada. nutkum tutuluyor, bir yabancı ile konuşurken olmadığım şekilde kasılıp kalıyorum ( yabancılarla çok rahat ve akıcı hatta fluent bir ingilizce konuşurum mesajımı alttan alttan aldınız sanırsam) . bu dönem energy efficient housing ( enerji randımanlı ev yapalım, kendi enerjisini üretsin) dersimde fransız bir arkadaş var. aslında ingilizce olan bu ders, normalde yabancı biri olmasa ingilizce slaytlar üzerinden türkçe işlenecek, hepimiz de çok mutlu olacağız. ama hugo sayesinde hepimiz ingilizce dinliyoruz. neyse bugün dersin başında hugo gelmemişti. bir süre sonra normal sunumlar bitti ve hoca bir kaç örnek proje anlatacaktı ki zaten baygınlık geçirmekte olduğum ve bir de ingilizce dinleyeme tahammülüm olmadığı için; hocam zaten hugo yok türkçe anlatsanız deyiverdim. ama bir baktık ki hugo arkada bir köşede oturuyor. herkes koptu, hugo adının geçtiği ama anlayamadığı bir dil içinde gülüşen beyni akmış türk topluluğa şaşkınlıkla baktı tabi. hugo da benim grup arkadaşım sever sayarım kendisini. daha önce de mene pohu yazımda yazdığım gibi iki farklı dilde konuşan insanın birbirine küfür içeren şeyler öğretme- anlatma olgusu illa ki tekrarlanıyor. geçen haftasonu oynanan beşiktaş- fenerbahçe maçını izlediğinden ve fenerbahçe' den hoşlanmadığından ve çılgın beşiktaş taraftarından bahsederken bir anda meşhur anti-fener sloganını patlatıverdi: 'y****mı ye fener' . bu muntazam fransız sosuna bandırılmış, türk küfürü (sloganı) fenerbahçe sevgisizliği ile birleşince yerlere yattık gülmekten. daha sonra tabi ki ben de fransızcasını öğrendim. gramer kısmını bilemem ama, böyle bir şekilde telaffuz ediliyor. neyse daha fazla fenerbahçe taraftarı tepkisi çekmek istemem. bugünün son bombası ayrılırken gruba ' have a good bayram ' demişken, hugo' dan aldığım ' iyi bayramlar' cevabı idi.

-hugo diyor ki, audrey tautou çok kibarlık taslayan züppe bir kızmış ( snob). burnundan kıl aldırmazmış. halka inmezmiş. kızım sen amelie' sin bir kere. şeker topağı gibi gezinmen lazım ortalıkta. hiç yakıştıramadım, hemen etkilendim bu etiketten. tüm fransa' yı tamamen amelie olarak gören zihniyetimin de direk ve sadece onu sorması bambaşka bir tat. yok yok arada zidane' ın attığı kafadan da bahsediyoruz. bu da olmadı ki. yok yok arada louvre müzesinden bahsediyoruz. evet.

-efendim,benim müzik zevkim değişir. çeşitlilik gösterir. yapacak bir şey yok. lise hayatım şebnem ferah ile geçti. çok aşk insanıymışım gibi aşk dolu sözlerinde coştum şebo' nun. anathema- alternative 4 albümünü hep ama hep dinleyeceğimi düşünüyordum. sonra üniversiteye geldim. içinde enstrüman olan hiçbir müziğe katlanamaz hale geldim. elektronik müzikle bozdum kafayı. radiohead' den idiotique ve björk' ten cover me oldu en sevdiğim şarkılar. sonra bir o arada madonna' nın coadf albümü düştü elime, bu kadar muntazam bir albüm daha önce hiç dinlememiştim diye düşündüm; ki hala öyledir, değişebileceğine de ihtimal vermiyorum. sonra bir ara uç karamsar elektronik şeylere sardım iyice. kuzey avrupaya uzandım. the knife'a, roisin murphy' e, röyksopp' a sardım. bu sırada her türlü ucuz haline rağmen, önyargısız bir insan olarak müziğindeki güzelliğe karşı koyamadım hande rocks dedim. sonra şantiye stajında deli gibi kopa kopa iyice piyasa şeylere sardım. coolum abi elektronik dinlerim çizgisinden (!?) saptım. öyle bir çizgi varmış gibi varsayalım. sonra, beyonce neler yapıyor öyle dedim. bir anda gaga pırtlayıverdi. hüzünle portishead' e, radiohead' e verdim kendimi. candan erçetin çok başka kadın dedim. ajda pekkan' a hep saygı duydum. sonuç mu, bunların hepsi yalan; ben aslında caz severim.

- nedir yani. insanlar sadece pink floyd ve beatles mı dinleyecek, ki ikisinin de önünde saygıyla eğilirim. (bu cümle karşısına mika' yı almaz. çok ama çok genel bir yaklaşımdır. mika, candır.)

- yanıma çok az eşya almak resmen benim seyahat hobim. olabildiğince minimal olmalı.

-o zaman roisin murphy' nin son bombası herkese gelsin. orally fixated

11/24/2009

10 üzerinden - 3

0


kötü olacağını bile bile gittiğimiz bu film ciddi anlamda beklediğimden de kötü çıktı. hala gitmeyenler varsa hiç gitmeyin diyorum. şimdi efendim filmin bu afişi bence çok güzel. hatta bu corcovado tepesi ve devasa isa heykeli bana o kadar etkileyici geliyor ki sırf bu sebeple rio de jenerio' ya gitme isteği ile dolup taşıyorum. filmde bu heykelin yıkılışının direk değil de saçma bir tv ekranından verilmesi beni en çok üzen an oldu sanırım. asıl filme gelirsek; oturulmuş, üzerinde özenle düşünülmüş ve dünyanın en klişe filmini nasıl yapabiliriz diye kasılmış . aksi halde bu kadar kötü ve bu boyutta klişe olamazdı sanırım. böyle kör göze parmak modunda verilen sosyal mesajların ucuzluğu mu dersiniz, nuh' un gemisini yaratma fikri mi dersiniz, oyunculukların patır patır dökülmesi mi dersiniz, filmin gereksiz uzun tutulmuş süresi mi dersiniz bunların dahil olduğu ve bir tane güzel bir nokta barındırmayan sözler edesim var.
afişte ' we were warned ' denmiş, iyi güzel de uyarıldıysak nolmuş, ne yapmalıyız? çinlilere daha çok çelik gemiler mi yaptırmalıyız? savunduğunuz nedir bir anlasam. filmin tek güzel yanı klişelik katsayısı ile beni gülme krizlerine sokmuş olmasıdır. insanın aklına da bir yandan, böyle bir şey olursa ne yaparız sorusu gelmiyor değil. biz ülkecek zaten kimsenin aklına gelmeyiz de; bir grup insan kurtulsa bile hayat o insanlara çok sıkıntı olmaz mı? kutuplar yer değiştiriyor, çin okyanusun yerine geçiyor. insanın çözmüş olduğu tüm bilim gerçekleri, verilen tüm eserler, inşa edilmiş milyonlarca yapı yok oluyor. her şeye sıfırdan mı başlanır? katlanması çok zor.
dünya eriyor ve zemin tamamen mahvoluyor ise bir limuzinle rahatlıkla kurtulabilirsiniz, aklınızda bulunsun; filmin teması budur.

11/22/2009

mutlu azınlık

3


-onları tanıdınız mı? evet the marmara hotel' de taksime karşı jogging yapıyorlar. hayır hayır; koşmuyorlar, jogging yapıyorlar. lütfen.

cuma akşamı metro çıkışında beklerken takıldılar gözüme. fotoğraf kalitesi de cep telefonumdan çektiğim için çok kötü. dslr' lerin her zaman taşınabilir olmamalarından nefret ediyorum.

I wanna play a game

3

-her bir rüyamda kendimi aşmaya devam ediyorum. cuma gecesi rüyamda jigsaw' u gördüm. bilmeyenler için jigsaw; testere filminin başrol kahramanı ve hayatlarının değerlerini bilmeyen insanlara pek de hoş olmayan tuzaklar hazırlayarak hayatlarının kıymetlerini falan anlamalarını sağlıyor. ( filmleri bir cümlede özetleyen insan). neyse efendim. rüyamda jigsaw' u gördüm. ama çok net bir rüyaydı. jigsaw' un o bembeyaz ifadesi çok yakındı, rüyadan öte bir gerçeklikti. bir de amerikada olduğumun çok bilincindeydim rüyada. orda olduğum yaz iletişim bizim için büyük problem olmuştu. o kadar mesafede telefon ücretii hep sıkıntı olmuştu. rüyamın bir kısmına monte olmuş olan gerçeklik, jigsaw' un kurduğu oyun içindeyken ailemle iletişim kurma konusunda sıkıntı yaşamama falan sebep oldu. adamı kucağımda hastaneye götürüyorum böyle. ( yine bilmeyenler için jigsaw ölümcül bir hastalığın pençesinde) hastaneye götürüyorum ama götürürken bir yandan amerikanın hastane sistemini bilmiyorum nasıl halledeceğim, hastane prosedürü bizde bile çok karışık gibi sıkıntılı anlar yaşıyorum. neyse efendim götürüyorum hastaneye bir bakıyorum ki devlet hastanesi tadında bir yer, ucuzmuş diyorum. ama bir yandan içimden kuntisçe, 'ee o kadar hastaneye taşıdım kucağımda bana tuzak kurmaz artık' diye düşünüyorum. fakat rüyanın sonunda benim oyunumun ayakkabımın içinde olduğunu öğreniyorum. (burdan sonrası +18) ve çıkardığımda ayağımın jülyen usülü yere paralel bir şekilde kesildiğini görüyorum. ayağımı kaldırdığımda tabanım yerde kalıyor. kanlar içinde. ama acı hissetmiyorum. o anda tek düşündüğüm şey bana oyun şansı bile tanımadın adi jigsaw, üstelik hastaneye bile götürmüştüm seni oluyor. sonra da uyandım. bu nasıl rüya yareppim. neyse ki büyüklerimiz kan gördün mü rüya bozulur derler.

-metro hattını uzattılar güzel oldu ama şişhane için inmek, 4 leventten sonra inmek metro değiştirmek falan bunlar biz türkleri bozan işler dostum. tek metro dümdüz gitmeli. artık metro eteklerini kaldırıp kendisi mi geçer karşıya bilemem. açıklama olarak da sinyal uyuşmazlığı deniyor. yahu sen yerin altını kaz, tüm şehri üstünde taşıt. altından bir tren geçir. ama iki trenin sinyalini uyuşturama. olacak iş değil.

-ozan tügen' in twitter' da yazdığına göre şebnem ferah' ın albümünü tamamlamışlar ve aralık ayında albüm, raflardaki yerini alacakmış. zamanı çoktan gelmişti de geçiyor idi.

-dışarda okuyan bir türk öğrencinin erasmusla türkiye' ye gelmesi. değişik bir tat. bambaşka bir tat.

-sabah uyanmaları konusunda, telefonu yanımda değil de masanın üstünde bırakmak bile çözüm olamadı. alarm çalar çalmaz kalkıp masanın üstündeki telefonu alıp alarmı kapatıp hop tekrar yatağın içine giriverme eğilimindeyim. çünkü alarm çalınca ilk tepkim, yok artık; şu an olamaz. şu an o saat gelmiş olamaz oluyor.

11/21/2009

Disko N ~ 21 kasım

0

( /\ ) 1. Lady Gaga ft. Beyonce - Telephone
( /\ ) 2.
Madonna - Revolver ( David Guetta Remix)
( /\ ) 3. Jay- z ft. Kanye West - Hate
(
/\ ) 4. Clou -Don't Regret ( Vincenzo Callea Long Mix)
( \/ ) 5. Rihanna ft. Young Jeezy - Hard
(
/\ ) 6. Röyksopp - Poor Leno ( Istanbul Forever Take Mix)
( \/ ) 7. Shakira ft. Kid Cudi - Did It Again ( remix)

a1)
Beyonce - Why Don't You Love Me ( Jump Smokers Remix)
a2)
Jennifer Lopez - Louboutins
a3) Don & Palm - Addicted

*bu liste bendenizin çorba müzik zevkini teşhir eder, güncel olma ve herkes tarafından beğenilme zorunluluğu yoktur.

11/20/2009

keşke kafamı toplayabilsem

1

-saçma ekonomi sınavı sonrası kendimi şarapla marine ettim. bence çok güzel oldum.

-mesajlarıma cevap yazılmaması beni üzüyor, gerekli kişiler üstüne alınsın. hım hım evet.

-lady gaga' nın gossip girl 3.10' da görünmesi üzerine bir şeyler yazacaktım ama dizide o kadar gereksiz bir ayrıntı olmuş ki, yazmaya gerek bile yok sanırım. yalnızca adını kullanmışlar bir de poker face ve bad romance' in güzelliğini. bu dizi çok öğretici değildir de nedir efendim. aksini kabul etmiyorum öyle. bu bölüm itibariyle bundan önceki bölümde gerçekleşen üçlü seksin diplerine indik. asıl öğretici kısma gelirsek, üçlü seks yaparken seçilmesi gereken üçüncü kişi bir yabancı olmalıymış. blair bile bunun farkında. olivia, vanessa' yı çekemiyor ki haksız da sayılmaz, dan' in gönlünün kaydığını da bariz şekilde görüyoruz. sevgili altı, arkadaş üstü yalnız benim belalım değilsin, dünyanın derdiymişsin meğersem. nate, senin herkesle sevişeyim mantığından ölesiye sıkıldım. dön dolaş herkesi ayart olmuyor böyle. serena' yı kuzenine kaptırmayacağım diye bu 'tripp' ler olmadı ama! zac afron gossip girl' de bir daha seni istemiyorum, git. evine git. git yüksek okul müzikalinde mi oynayacaksan. senin yerin orası.

-şarapı ne kadar özlemişim. bir daha arayı bu kadar açmayacağım.

-msn' de smile kullanmayan insan. kendimi teenage gibi hissetmeme sebep olman beni bazı bazı üzüyor. bak her şey için ne güzel gülümsemeler var. tutzki için fan page bile açılmış. kullanılacak o smile' yler. [ :D :) ] bunların samimiyetsizliği seni de germiyor mu?

-doğru insan olmaktan vazgeçeli çok oldu sanırım. öncesinde katı katıya prensipli bir insandım. şimdi her şeyden rahatça fire verebilir oldum. sigarayı da seviyorum, yargılanmak istemiyorum. bitti.

-
-tanıştırayım bu benim çalışkanlık eğrim. yüksek lisan falan diyorsun ama dostum bunun sonu nereye gidiyor?! ( i= ilkokul, o= ortaokul....)

-bugün ekonomi sınavında optik okuyucu dolduruk. baya hem de. geçmişe geçmişe gittim. adımızı, dersin kodunu, numaramızı kodladaık. şıkkı doğru işaretlemenin yolunu gösteren tabloyu yine gördüm. rahatladım. üniversiteye de gitsen, gerizekalı olabileceğin ihtimaline karşın onu oraya koyuyorlarmış. evet. ortası doldurulmuş yuvarlaklar mı ararsın. dışına nokta konmuş yuvarlaklar mı. içine çarpı konmuş yuvarlaklar mı. gerizekalılığın sınırları o tabloda zorlanıyor.
ayrıca test ne olursa olsun, arka arkaya gelmiş 4 D , ya da 4 C şıkkı hep ama hep sorgulanıyormuş bunu gördüm. üstüste bu kadar aynı şık olamaz diye gönlümün diğer şıklara kaydığı anlar yaşadım.

-kendimi şarapla marine ederken bir yandan hanım' ın çiftliğini izledik. adam, karısının tablosuna birkaç el kurşun sıktı, sonrasında da tabloyu çıkarıp balkondan aşağıya attı. bu atma işlemi sırasında tablonun arkasına ve tablonun asılmış olduğu duvara baktığımızda herhangi bir delikle ya da hasarla karşılaşmadık. siz türk dizileri, özensizsiniz. gidin.

11/19/2009

dünya çok küçük

6

- o değil de ata demirer' in bilekleri bildiğin inceymiş.

-dünya çok küçük. müş. ben de facebook sayesinde öğrendim. böyle bir ilkokul arkadaşım, onun yanında da üniversiteden bir arkadaşım yanyana ölümüne kankayız fotosu çekilmişler. ondan sonra herhangi birine tıklanınca görünen ortak arkadaşlar beni her seferinde şaşkınlığa uğratıyor. onu nerden tanıyorsun, git buradan oluyorum. çok alakasız insanlar, sonradan bir şekilde kaynaşmışlar takılıyorlar falan. yani diyelim benim ilkokul arkadaşım, üniversite arkadaşım ve ben karar verip böyle bir gaza gelip beraber bir şeyler yapmaya karar versek, eminim sıkıntıdan ölürüz. konuşacak bir şey bulamayız. aramızda 3' ün 2' li kombinasyonları şeklinde gruplaşılan anlar yaşarız. ama gel gör ki herkes arkadaş.

-bunlardan bahsetmişken; farklı mekanlarda ya da zamanlarda beraber olduğun ve ikisini de çok sevdiğin iki arkadaşını tanıştırmak stresi ile msn' de sevdiğin bir şarkıyı arkadaşına yollama stresi kapışırlar ve muhtemelen berabere kalırlar.

-bence bardakların içi her daim siyah olmalıdır. çay, kahve lekesine karşı optimist bir çözüm. zira ben her daim içi siyah olanları kayırıyorum.

-bu ailenin üyelerinin mutsuz olma ihtimalleri yok bence. hayat her birine ayrı ayrı güzel. bir düşünün, klasik bir türk ailesi evi. vitrin. üstünde dantel. üstüne çerçeve. içinde bu aile fotosu.

ekonomi vizesinden kaçma amaçlı ne kadar saçma internet adresi bulabilirim modunda gezinirken bulduğum bu fotoğraf için site, awkwardfamilyphotos.com